Bir yerlerde bir çocuk hep sizi hatırlasın
Çelenk/Nikah Şekeri
Haber Bülteni

Üye olunuz

Adınız
E-posta Adresiniz*

ÇAĞDAŞ EĞİTİM VAKFI ONURSAL BAŞKANI SAYIN GÜLSEVEN YAŞER’İN SAVUNMASI

Sayın Başkan ve Sayın Üyeler,

Bu davada burada kendimi ifade edebilme olanağı bulduğum için çok mutlu
olduğumu belirtmek istiyorum. Cumhuriyet değerlerine sahip çıkmak uğruna,
sahte ve düzmece belgelere dayalı olarak bizlere yaşatılan maddi ve manevi acılar
için gerçekleri açıklamama fırsat verdiğinizden dolayı, Sizlere de teşekkürlerimi
sunuyorum.
Ben Gülseven Yaşer, hayatımda hiç bir zaman ne şiddete, ne de terör olarak
adlandırılabilecek en küçük bir harekete asla sahip olmadım. Bu davada hakkımda
ileri sürülen tüm suçlamaları reddediyorum. Benim amacım; sahip olduğum maddi
ve manevi değerleri, bilgi birikimimi, toplumun bu olanakları bulamayan genç
kuşaklarına, başta Anayasa olmak üzere ilgili yasaların öngördüğü şekilde
ulaştırmak olmuştur. Onların çağdaş, laik, ulusal ve evrensel değerlere sahip birer
bilinçli birey olarak yetişmeleri için çaba gösterdim.
Siyasal Bilgiler Fakültesi 1964 İdari Şube mezunuyum. Kaymakam olmak üzere
başvurum, o zamanki yasaların buna olanak vermemesi nedeniyle maalesef
gerçekleşemedi…
Daha sonra girdiğim TRT TV dairesinde, 31 Ocak 1968 yılında başlayan Türkiye
Televizyon yayınlarının ilk Eğitim, Öğretim Kültür Yayınları Yöneticisi oldum.
Her zaman, bir üyesi olmaktan gurur duyduğum Türk toplumunun sosyal,
ekonomik ve kültürel gelişimi için elimdeki olanakları kullanmaya çalıştım.
Kurtuluş Savaşı’na katılan bir Gazi’nin çocuğuyum. Babam rahmetli Hamdi Güven
hem Osmanlı`da hem de Türkiye Cumhuriyeti yıllarında yaşamış, her iki sistemi de
çok iyi bilen birisi idi. Atatürk`ün gerçekleştirdiği inanılmaz devrimleri, Kurtuluş
Savaşı’nı ve Cumhuriyeti kuranların fedakârlıklarını, mücadelelerini anlatırdı. 5
kardeş olan bizlere Cumhuriyet idealine, değerlerine sahip çıkmamız, bu toplumun
gelişmesi için gerekli olan çalışmalara gönülden katılmamızı vasiyet etmiştir.
TRT`den emekli olduğum 1986 yılında Vehbi Koç`un kurduğu Türkiye Aile
Sağlığı ve Planlaması Vakfı’nda, İletişim Dairesi Başkanı olarak çalıştım. Johns
Hopkins Üniversitesi ile birlikte gerçekleştirdiğim Mavi Ev Kampanyası ve bu
konuda hazırlanan belgeseller, TV drama dizileri ve BERDEL Filmi ile uluslararası
pek çok ödül aldım.
2
Burada vakıf hukukunu inceleme fırsatım oldu. İstanbul Üniversitesi İletişim
Fakültesi’nde, “TV’de Yapım Yönetim” dersleri verirken, giderek kız
öğrencilerimizin kapanmaya, türban takmaya başladıklarını görünce, nedenini
araştırarak diğer öğretim üyesi arkadaşlarla durum değerlendirmesi yapmaya
başladık. Neticede bu öğrencilerin yurtlarda kalan abi ve ablalar vasıtasıyla bir
takım tarikat ve cemaatlere bağlandıklarını, onlardan gördükleri maddi destekle
Cumhuriyet`le hesaplaşmak üzere eğitim aldıklarını öğrendik.
Kapanan öğrenciler bizlerle iletişimi kesiyor ve adeta aramıza bir duvar
örüyorlardı. Hemen her fakülte ve yüksekokulda başlayan bu gelişme bizleri
endişelendirdi ve harekete geçirdi.
İlk, orta ve lise ile üniversitede okuyan başarılı öğrencilere ve gençlere, Atatürkçü
düşünce ve Cumhuriyet ilkeleri doğrultusunda öğrenim bursları vermek, öğretim
kurumları açmak amacıyla, ulusal eğitim konusunda duyarlı arkadaşlarla 1994
yılında Çağdaş Eğitim Vakfı’nı kurduk. Vakıf Başkanlığı’ndan ayrıldığım Ocak
2009 tarihine kadar, 15 bini aşkın öğrenciye öğrenim bursu sağladık.
Özellikle ulusal eğitimde Anayasa`nın ve ilgili yasaların uygulanması
doğrultusunda son derece duyarlı, etkin çalışmalar gerçekleştirdik. 1998-99
yıllarında 28 Şubat döneminde gerçekleştirilen 8 Yıllık Kesintisiz Eğitim
Yasası’nın yürürlüğe girmesinde, Çağdaş Eğitim Vakfı olarak etkin olduk. Bu yasa,
Türkiye açısından bir kilometre taşı olmuştur. Yıllardır bazı siyasiler tarafından önü
kesilen bu yasayla, çocuklarımız 8 yılda bir bütün olarak ilk ve orta öğretimi
tamamlayarak, belli bir yaşa kadar gelmiş olacaklardı. Küçük yaşta beyinlerini
yıkayan, denetimsiz dinci ve bölücü odakların ellerinden kurtarılmış olmaları
öngörülmüşü.
Böylece, geleceğimizin güvencesi olan genç kuşakların bilinçli, ülkelerine bağlı,
üretken, çalışkan birer birey olmaları ve yaşadıkları toplumun gelişimine çaba
harcamaları için her türlü maddi manevi destek verilerek, onların meslek sahibi
yetişkinler olarak topluma katılmaları sağlanmıştır. Günümüzde ise bu yasadan
geriye gidilmesi ve tüm okullarımızın İmam Hatip okullarına dönüştürülmesinin
sonuçlarının tartışılması çok üzücüdür.
O zamanlarda da karşımızda iki tercih vardı. Ya bilimsel ve özgür eğitimle yetişmiş
düşünmeyi, sorgulamayı benimseyen bilinçli bireyler yetiştirecektik. Ya da aklını
belli bir fikir, inanç ya da ideoloji ile sınırlamış, bunun dışında düşünmeyi
reddeden, sadece birilerine itaat eden insanlara razı olacaktık…
3
Bizler Cumhuriyet aydınlanmasının yolunu seçtik ve çocuklarımızı Cumhuriyet
değerleriyle hesaplaşmak üzere eğiten dinci ve bölücü oluşumlarla her zaman
mücadele ettik.
Vakfın kuruluş amacı, Cumhuriyet değerlerine ve idealine sahip çıkmaktır.
Cumhuriyet`e sahip çıkmak demek, ülkemizin bölünmez bütünlüğüne, çağdaş, laik,
sosyal hukuk devleti özelliklerine sahip çıkmaktır. Anayasa`nın, yasalarımızın
öngördüğü ilkeler içerisinde görev yapmak, bu ilkeleri savunmak, genç kuşakları
bu ilkeler doğrultusunda bilinçlendirmek demektir. Bunun aksini iddia etmek,
yanlışla, yalanla, gerçek olmayan savlarla ortaya çıkmaktır.
Vakıf hukuku son derece titiz ve özenli çalışmayı gerektirir. En küçük bir idari,
mali ya da hukuki sorun, her zaman vakfın kapatılması için bir neden teşkil eder. O
nedenle, ÇEV Yönetim Kurulu ve çalışan personel, her zaman yasaların
gerektirdiği disiplin ve düzene çok dikkat etmiştir. Vakıf hakkında ve özellikle
benimle ilgili açılan kasıtlı davaların hepsi aklanma ya da takipsizlikle
sonuçlanmıştır. Son olarak, İstanbul Valiliği İl Dernekler Müdürlüğü tarafından
13.08.2008 tarih ve 55416 sayılı yazıyla Beyoğlu Savcılığı’na suç duyurusunda
bulunulmuş ve yapılan inceleme neticesinde, Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığı
tarafından 2008/20320 soruşturma sayılı dosyasından takipsizlik kararı verilmiştir.
Durum bu kadar açık ve net olmasına karşın, beni ve ÇEV`i Ergenekon denen bu
davaya dahil etmek, toplumda Fetullahçılar olarak bilinen ve iktidara uzun dönem
ortaklık eden Cemaatin, sahte ve gerçek dışı belgelerle gerçekleştirdiği öç alma
operasyonunun sonucudur.
Neden karşınızdayım. Ve neden hayatımdan 6 yıl 8 ayı ülkemden, çocuklarımdan,
ailemden ayrı yaşamak zorunda bırakıldım. Bunun anlaşılması için 1998-99
yıllarına, Fetullahçıların bana ve Cumhuriyeti sahiplenen gönüllü kuruluşlara,
aydınlara karşı başlattığı kan davasının nedenlerine dönmek gerekecektir.
Fetullahçıların eğitim kurumlarından kaçarak ÇEV`e başvuran 2 öğrencinin yazmış
olduğu hayat hikayelerini konu eden HOCANIN oKULLARI kitabının STKB ile
birlikte yayınından sonra, ÇEV, bu cemaatin ya da tarikatın inanılmaz saldırılarına
maruz kaldı. Öyle ki, internet yayınları ve sahte ihbar mektupları ile adeta ÇEV`i iş
yapamaz hale getirmek istediler.
4
Bu sahte imzalı mektuplar, Emniyet tarafından işleme alınarak, Vakıf, hemen her
ay idari, mali ve hukuki denetime tutulmaya başladı. Bu kasıtlı denetimlerde en
küçük bir hata bulunmuş olsaydı Vakıf çoktan kapatılırdı.
TBMM’de Refah Partisi Milletvekili Musa Uzunkaya, ÇEV`in kapatılması için
soru önergesi verdi. Sahte mektuplarla ilgili ÇEV`in hukuki başvuruları sonucunda,
ihbar mektuplarında verilen isim ve adreslerin sahte olduğu saptandı. Bu arada
Cemaat, kontrolündeki yazılı ve görsel basınla, ÇEV ve diğer kuruluşlarla ilgili
karalama kampanyalarına başladı ve hakkımızda ilk olarak İstanbul Fatih
Adliyesi’nde ceza ve hukuk davaları açıldı.
1998-99 yıllarına yani en üretken olduğum 60 yaşıma kadar ben, ne bir mahkeme
salonu gördüm, ne de yargılanmamı gerektirecek bir durumla karşılaştım. Ne
zaman ki Sivil Toplum Kuruluşları Birliği olarak HOCANIN OKULLARI kitabını
yayınladık, o yıl hakkımda ilk dava açıldı. Fetullah Gülen tarafından Fatih 2 nci
Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 1998/379 Esas sayılı dosyasından dava açılmasından
sonra, sayısını hatırlamadığım davalar, basın yayın yoluyla hakkımdaki karalama
kampanyaları devam edip durdu.
Saldırılar öyle bir boyut kazandı ki, evimiz kurşunlandı ve tüm taleplerimize
rağmen failleri bulunamadı. Neticede şahsım ve ÇEV adına İstanbul Valiliği’ne
koruma verilmesi için müracaat edildi ve İl Koruma Kurulu tarafından şahsıma
“Çağrı Üzerine Koruma” kararı verildi.
Sayın Başkan, bana ancak şöyle bir suç atfedilebilir. Kendi maddi olanaklarımla
istediğim yaşamı sürmek varken, neden sahip olduğum maddi ve manevi değerleri
ve zamanımı, toplumun ve genç kuşakların eğitimleri için harcadım? Neden
böylesine bir özveride bulundum? Çünkü toplumda yaşanan sorunlarla ilgili
olmayan, kendi hayatlarını keyifle sürdüren pek çok meslek sahibi kadın ve erkek,
kendilerinden ve ailelerinden başka kimseyi düşünmeden bugün hala umursamadan
yaşıyorlar. Bizler ise toplumu yüceltme, eğitim seviyesini yükseltme adına
yaptığımız faaliyetler için, huzurunuzda bulunarak resmen cezalandırılıyoruz.
Benim Amerika Birleşik Devletleri`ne tedavi için gittiğim tarih 07.01.2009’dur.
Hakkımda yakalama emri verildiği tarih ise 13 Nisan 2009’dur. İddianamede firar
ettiğim söyleniyor. Kesinlikle doğru değil. Sadece bu mesnetsiz sav değil,
İddianamede hakkımda ileri sürülen tüm iddialar yalan ve sahte bilgilerle dolu.
5
Acaba dünya tarihinde böylesine sahte, hile ve entrikanın olduğu ve yüzlerce
aydının, yurtsever insanın, TSK’nın saygın subay ve komutanlarının
cezalandırıldığı bir başka dava daha var mı? Böylesine kin, nefret ve iftira üzerine
hazırlanan, toplumu adeta esir alan bir hukuki yıkım olabilir mi?
Çağdaş ve laik bir ülkenin anayasal güçlerini ele geçirerek, şer-i kurallları hakim
kılmak ve şeriatı uygulayıcı halifeyi yeniden dünya sahnesine sürmek üzere,
böylesine derin bir komplo hazırlanmış, kamudaki tüm olanaklar seferber
edilmiştir.
Uluslararası arenada, Türkiye üzerine oynanan bir oyuna ortak olarak her türlü
ihanete katılan, güç simsarlarının ellerinde oyuncak olan bir cemaatle her şey
olabilir. Çünkü uluslararası bu güç odakları, kullanılabilecek, köleleştirilebilecek
herkesi köleleştirmeyi amaç edinirler. Bunlara alet olan zavallı şahısların gerçek
yüzleri er veya geç ortaya çıkacaktı. Nitekim, Fetullahçıların Ülke veya Devlet için
ne kadar tehlikeli oldukları gerçeği, tüm açıklığı ile nihayet ortaya çıkartılmaya
başlanmıştır.
Bu ihanet şebekesinin yıllar önce bizlere yönelttiği saldırılar zamanında
önlenebilseydi, Türkiye Cumhuriyeti’nin en saygın Anayasal kurumları, böylesine
bir karmaşaya ve yıkıma uğramayacaklardı.
Cemaat’in 1998 yılından itibaren bizlere karşı başlattığı saldırılar için, eski İçişleri
Bakanı Sadettin Tantan döneminde, bizzat Bakan’a ÇEV`e yapılan saldırılar için ne
yapılması gerektiğini sorduğumuzda, bizi İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne
yönlendirdi. Emniyet Müdürlüğü’nde toplantıya katılarak ÇEV`e yapılan saldırıları,
karalama kampanyalarını anlattık ve onlardan bu saldırıları yapanları bulmalarını
istedik.
Bu toplantıdan 15-20 gün sonra, 68’liler Birliği Vakfı’nın o dönemki Başkanı
Haşmet Atahan ile birlikte, adının Hayri Canöz olduğunu söyleyen bir polis Vakfa
geldi. Fetullah`ın Türkiye`yi ele geçirdiğini, İstanbul Emniyeti’ndeki tüm
idarecilerin cemaatçi olduğunu, kendisinin bize yapılan saldırıları bildiğini ve bize
yardım etmek üzere geldiğini söyledi. Işık TV Televizyon Kanalı’nda 04 Mayıs
2002 tarihinde kendisinin kaydettiği gizli çekimler yayınlanana kadar, bir yıl kadar
Vakfa gelip gitti ve sözde tavsiyelerde bulundu.
Vakfımızın da Danışmanlığını yapan Rahmetli Necip Hablemitoğlu, Köstebek adlı
kitabında bu olayı tüm ayrıntıları ile yazmıştı. Günümüzde yaşananlara ışık tutan
bu değerli eseri, ancak kendisi menfur bir saldırıda öldürüldükten sonra
yayınlanabilmiştir.
6
Kendisini Alevi olarak tanıtan bu polis, ÇEV hakkında yazılan ve daha sonraki
tarihlerde alenileşen bazı yazıları, belgeleri bize getirerek güven sağladı. Yeni
doğan çocuğu olduğunu, Vakfa yardımlarını Cemaat öğrenirse kendisini
mahvedeceklerini söyleyerek, Vakfın seminer, toplantı gibi faaliyetlerinde bizzat
çalıştı. Fetullah Gülen’in yargılandığı Ankara 2 Nolu DGM’nin 2000/124 Esas
sayılı dosyasında tanık olarak dinlenen ve Fetullahçıların eğitim kurumlarında
yaşamış olan Serhat Özkan, Eyüp Kayar ve Annesi Arife Kayar`a yardım edeceğini
söyleyerek onlarla temasa başladı.
Ancak daha sonraki günlerde, bu komiserin ajan provokatör olduğu, Vakıf’ta
kendisiyle yaptığım görüşmeleri gizlice kaydettiği ve kendi amacına uygun şekilde
montajlayıp IŞIK TV`de bu çekimleri yayınlattığı, daha da önemlisi yukarıda sözü
edilen tanıkları korkutarak şikâyetlerini geri aldırdığını öğrendik. Bize sahte
kimlikle başvurmuştu ve asıl adı Bayram Özbek’ti. Ramazan Akyürek’in İstanbul
Emniyet Müdür Yardımcısı olduğu dönemde, Terörle Mücadele Şubesi’nde
komiser yardımcısı idi.
Daha sonra bu kişi ile ilgili açtığımız davalarda, İstanbul Emniyeti içinde organize
bir kadro olduğunu ve Fetullah`ın Emniyeti ele geçirdiğini öğrendik.
Ondan sonraki gelişmeler daha da vahimleşti. Bayram Özbek`in Vakfa gizlice
koyduğu ve suç unsuru olabilecek belgeler, birer birer ortaya çıkmaya başladı.
Ben kendi adıma, bir Emniyet mensubuna güvendiğim için kendimi hala
suçluyorum. Terör Şubesi’nde çalışan polisler, Cumhuriyeti ve Cumhuriyet
değerlerini korumaları gerekirken, bu değerleri korumak adına gönüllü olarak
çalışan bizlere komplo hazırladılar ve her türlü hile, entrika, iftira ile insanların
yaşamlarını yok edebileceklerini gösterdiler.
Senelerden beri bu dosya da dahil olmak üzere ülkemizde yaşananlar ile seneler
önce şahsıma ve ÇEV’e yaşatılanları karşılaştırdığımda, bugün yaşananların seneler
önce ilk kez bizlerde denendiğini ve neticede başarılı olduklarını üzülerek
görüyorum.
Bunlar güya hoşgörülü bir din adamının kadroları. Her türlü canice, vicdansızca,
haince yöntemleri biliyorlar. Ve bütün bu yöntemleri, şeytani planlarını Ortaçağ
engizisyonlarını aratmayacak şekilde bizlerin üzerinde uyguladılar. Ve ne yazık ki
bu uygulamada sadece polisler değil, isimlerinin üzerinde Cumhuriyet Savcısı
7
yazan müritler ile Türk Adaleti adına karar veren yüce bir makamda oturan
yargıçlar da aynı komployu Cemaat adına yıllarca sürdürdüler. Bu büyük ve güzel
ülkeyi, ilkokul mezunu bile olmayan, din simsarı bir adamın söylemleriyle
mahvettiler.
İddianamede ileri sürülen suçlamaların hepsi istisnasızdır, gerçek dışıdır ve birer
iftiradır.
Avukatım tarafından dosyaya daha önce sunulan beyanlar ve eklerindeki
belgelerde, her bir isnada karşı gerekli açıklamalar yapılmış ve resmi belgelere
dayalı somut kanıtları da aktarılmıştır. Bu beyanları aynen tekrarlıyorum.
Aşağıda bir kısım isnatlar hakkında bazı açıklamalarda bulunmakla birlikte, Çağdaş
Eğitim Vakfı tüzel kişiliği hakkında dava açılmadığını, bu bağlamda Vakıf’ta
bulunduğu ileri sürülen her türlü belge veya bilgi isnadından şahsımın sorumlu
tutulamayacağını, ancak, Onursal Başkanlığını yapmakta olduğum ÇEV hakkındaki
her türlü mesnetsiz isnadın da gerçek dışı olduğunu bir kez daha tekrarlamak
istiyorum.
Mesela, İddianamenin 44 ncü sayfasında yer verilen ve ÇEV tarafından Jandarma
Genel Komutanlığı ile birlikte yürütülen Deniz Yıldızı Projesi, her ilçeden seçilen 2
öğrenciye öğrenim bursu vererek, Anadolu`nun çalışkan ancak ekonomik
nedenlerle okuyamayan çocuklarına çağdaş eğitim olanağı yaratmak amacıyla
hazırlanmış ve gerçekleştirilmiştir.
900 ilçeden, Jandarma Genel Komutanlığı ve okul yöneticileri tarafından seçilen
başarılı öğrenciler, böylece tüm eğitimlerini tamamlama olanağı bulmuştur.
Böylesine güzel ve yararlı bir amaçla yola çıkan bu projeyi, PKK–KADEK gibi
bölücü ve hain kuruluşlarla birlikte düşünenleri şiddetle kınıyorum. Ayrıca PKK
terör örgütü ile yıllardır savaşan, bu nedenle 30 bini aşkın şehit veren Türk Silahlı
Kuvvetleri’nin ayrılmaz bir parçası olan Jandarma Genel Komutanlığı’nı PKK ile
birlikte düşünmek, açıkça vatana ihanetle eşdeğerdir.
Bunu düşünenlerin kafa yapılarından ve vatanseverliklerinden şüphe duymak
gerekir. ÇEV`den hiçbir zaman PKK militanlarına burs verilmemiştir. Aksine,
yapılan toplantı ve seminerlerde PKK ve terörizm her zaman lanetlenmiştir.
Daha önce de Vakıf bu suçlamaya muhatap kılınmıştır. Yukarıda ismi zikredilen
komiser Bayram Özbek`in Vakıf ile temas kurduğu yıl içerisinde haince hazırladığı
komplo sonucu açılan davada, İstanbul 3 Nolu DGM’nin 2002/246 Esas sayılı
8
dosyasından yapılan yargılama neticesinde Çağdaş Eğitim Vakfı Yönetim Kurulu
Üyeleri ve şahsım hakkında beraat kararı verilmiş ve bu karar Yargıtay tarafından
onanmıştır.
O tarihte İstanbul Terörle Mücadele Şubesi Müdürlüğü’nün kontrolünde Savcılık
tarafından ileri sürülen suçlamalarla, bu dosyada iddia edilenler ne yazıktır ki
aynıdır. Bütün bunların düzmece olduğu ve polisler tarafından bizzat hazırlandığı
yargılama aşamasında belgelenmiştir.
Tuncay Özkan`da bulunduğu iddia edilen ileti tümüyle sahtedir. Böyle bir mail
hiçbir zaman tarafımdan gönderilmediği gibi, bu yazı ileti formatında sahte olarak
hazırlanmıştır. Nitekim bu durum, yetkili kurumdan alınan belge ile ispat
edilmiştir. Bu konuda şunu özellikle belirtmek gerekir. Bu sahte mail yazısı,
Bayram Özbek adlı polisin ya da benzerlerinin gerektiğinde nasıl sahte belge
düzenleyebileceklerini, her türlü hile ve entrikaya tevessül edebileceklerini
gösteren ibretlik bir olaydır. O yazıda saygın komutanlardan söz etmesi ve onları
kurguladığı suça iştirak eden kişiler gibi göstermesi de, onların şahsında Türk
Silahlı Kuvvetleri’ne olan düşmanlığındandır. Çünkü ismi geçen Komutanlar da,
her zaman başta Cemaat ve Fetullah Gülen olmak üzere irticaya karşı mücadele
eden Türk Silahlı Kuvvetleri’nin saygın komutanlarıdır.
Bu şahıs, Fetullah Gülen’i, Sayın Nuh Mete Yüksel`in açmış olduğu davadan
kurtaran polis mürididir. Emniyet mensubu kimliği ile bir yıl süresince Vakfa gelip
gittiği için, istediği yasak belgeyi Vakfa koyabilmiş veya aramada bulunmasını
sağlayabilmiştir. İddianamede belirtilen, PKK ve terör örgütleriyle ilgili kitap ve
benzeri doküman asla Vakıf’ta bulundurulmamıştır. Ne olduklarını, neye
benzediklerini bile bilmiyorum.
Hele evimizde bu tür yayınların bulunması imkânsızdır. Evimizdeki aramalarda, ne
yasanın belirttiği gibi Cumhuriyet Savcısı veya avukatımız, ne de komşular veya
yasal tanıklar bulunmamıştır. Arama günü polisler evimizde öyle bir terör
yaratmışlardır ki, apartmanın kapıcısını merdiven tırabzanlarına kelepçelemişler,
kızını içeri almakla tehdit etmişlerdir. Kapıcımız Metin Bey daha sonra baygınlık
geçirerek, doktor tedavisine ihtiyaç duymuştur. Polislerin gece evde mutfakta
yemek pişirip yedikleri, istedikleri şekilde evde dolaştıkları, yanlarında güya hazır
bulunan kişileri bazı odalara sokmadıkları bilinmektedir. Evimizin kasasında
bulunan mücevherlerden bazıları şu an kayıptır. Ama kimden ve nasıl bu polislere
hesap sorulacaktır? Arabamıza, evimize istedikleri her şeyi koyabilirler, beni suçlu
göstermek adına her türlü şeyi yapabilirler. İddianamede aleyhime ileri sürülen
savlar tümüyle yalandır.
9
İddianamede, evimizde ve kömürlük diye anılan depoda muhafaza edilen, Fetullah
Gülen`in kasetlerinden, CD’lerinden hiç bir şekilde söz edilmemektedir. Oysa
mağdur olan anne ve babaların, Cemaatin eğitimlerini almış öğrencilerin özel
olarak gönderdikleri kasetler, evimiz ile aşağıdaki depoda ve kasada muhafaza
edilmekteydi. O yayınlar nerededir? Asıl suç unsurlarını oluşturan bu yayınlara ne
olmuştur?
18 Haziran 1999 tarihinde ATV’de yayınlanan kasetlerinde Fetullah Gülen,
Anayasal kurumları, adliyeyi, mülkiyeyi, güç merkezlerini ele geçirmekten söz
ediyordu. Bu yayın sonrasında ÇEV`e, Türkiye`nin dört bir tarafından başka
kasetler de gönderildi. Ayrıca Sehat Özkan`ın ve İsmail Özdemir`in basın toplantısı
kayıtları ile hayatlarını anlattıkları ses kasetleri özel bir çanta içinde
bulunmaktaydı. Zaten bu aramanın amaçlarından birisinin de, “Gülen`in bu tür tüm
belgelerinin ortadan kaldırılmasıydı” diye düşünüyorum.
Ayrıca kiracımızın evi, İddianamede evin çatı katı olarak söylenmektedir. Oysa çatı
katı, evimizin üstünde ayrı bir şahsa ait, kiracımıza ait bir evdir.
İddianamede daha sonra belirtilen belgeler ise son derece karışık ve bütünlükten
uzak bir şekilde, birbiri içerisinde yer almış resmi yazılar, internet iletileri, notlar,
projelerden oluşmaktadır. Sanki içeriklerinde bir suç unsuru varmış gibi, kafa
karıştırıcı bir şekilde arka arkaya sıralanmışlardır.
Benim yazmış olduğum tüm resmi yazılarımda suç unsuru asla olamaz. Hepsi,
açıkça resmi olarak ya da kamuoyuna açık bildiri olarak yazılmış yazılardır.
Vakıf’ta bulunan ve Vakfa veya şahsıma ait olmayan bir takım yazılar ile internet
çıktıları ve basında yer alıp kamusallaşmış haberler, raporlar ve dokümanlar, adeta
şahsıma aitmişçesine aktarılmıştır ki, bunların İddianameye konu edilmesinin
yasallıktan uzak olduğu kanaatindeyim.
Vakıf tarafından hayata geçirilen projelerin ise hepsi yasaldır. O günün
koşullarında, büyük emek ve özveri ile oluşturulmuş faaliyetlerdir. Bunlarda sanki
yasa dışı bir şeyler varmış gibi, İddianamede yer almışlardır.
Bir örnek vereyim. ÇEVPA adıyla kurduğumuz ve Vakfa gelir sağlayacak bir proje
olan, “ÇEVPA Çağdaş Kitapevleri ve Kültür Merkezleri Projesi” çok olumlu bir
çalışmaydı. Onun amacını açıklarken belirtilmiş olan, “Gerici ve şeriatçı örgütler
10
açtıkları kitapevleri ile halk arasında örgütlenmekte ve buralarda militan
yetiştirmektedirler” ifadesi, neden suç olsun.
Bu ifade gerçek ve bu örgütlerin Cumhuriyet aleyhtarı yayın yaptıkları biliniyor.
Hemen hepsi denetimsiz ve istedikleri gibi sinsice faaliyet gösteriyorlar. Onlar
hakkında dava açılmıyor, ancak, biz bu faaliyetleri belirttiğimiz için suçlu
oluyoruz. Böylesine bir hukuk ve adalet anlayışı olabilir mi? Yıllardır
Fetullahçıların okul, yurt, dershane gibi sayısız faaliyetleri var. Ne zaman bu
Cemaatin gelirleri ile giderleri, idari mekanizmaları gerçek bir denetime tabi oldu?
Ülkemizde cemaatler, tarikatlar, Kuran kursları öylesine hesapsızca ve gelişi güzel
faaliyetlerde bulunuyorlar ki. Ama onlar hakkında herhangi bir dava açıldığını,
faaliyetlerinin izlendiğini, Emniyet’in veya resmi kurumların bu konuda yaptığı
herhangi bir denetimin varlığını bizler görmedik.
Sayın Başkan ve Üyeler, Atatürkçü düşünceye bağlı, çağdaş, laik, sosyal hukuk
devleti normlarını koruyan bizleri ve topluma hizmet duygumuzu tamamen yok
etmek istediler. Bizler hayatlarımız pahasına, genç kuşakları bu gerici ve bölücü
örgütlerin elinden korumak için, inanılmaz güçlükler içerisinde hizmet yapmaya
çalışıyoruz.
Geçen yıllarda biz yüksekokul öğrencilerine 100 TL vermekte zorlanırken, Cemaat
onlara 1500 TL veriyordu. Bu paralar onlara nasıl geliyor? Bilen var mı? Bugün
Cemaatin sermayesinin milyar dolarlar olduğu söyleniyor. Bu kaynaklar nasıl
edinildi? Bunlar, kendi gizli kasalarına sonsuz para akıtmak üzere organize olmuş
kirli tarikat-ticaret-siyaset oluşumlarıdır. Bunlarla ilgili hiçbir yasal uygulama
yapılmazken, üstelik bu Cemaat bizler için, her türlü görsel ve yazılı medya ve
internet kanalı ile karalama kampanyaları düzenliyor.
İçişleri Bakanı’na başvuruyoruz. Bakan’ın yönlendirdiği Emniyet görevlileri
ÇEV`e köstebek bir komiser gönderiyorlar. Sahte belgeler düzenleyerek
hayatlarımızı karartıyorlar.
Bir hukuk devletinde, polis bir dini cemaatin kontrolünde olabilir mi? Cumhuriyet
Savcıları, Hakimler herhangi bir cemaatin müritleri olabilir mi? Ben utanarak
söylüyorum. Maalesef bunlar ülkemizde gerçek oldu. Türbanla Mahkemeye çıkan
bayan yargıçların olduğu bir ülkede yaşar olduk.
11
Bu uygulamaların, yurt dışında Türkiye’nin imajını nasıl zedelediğini tahmin
edemezsiniz. Türkiye, yurt dışında gelişmemiş bir 3. Dünya Ülkesi ve güvenilmez
bir ülke olarak anılıyor. Benimle ilgili olarak İnterpol`ün kırmızı bülten
yayınlanmasını ret kararı, Ergenekon davasının yurt dışındaki değerlendirmesinin
somut örneğini teşkil etmektedir.
Kırmızı bülten çıkarılarak 179 ülkede terörist olarak aranmamın istenmesinin, beni
nasıl rencide ettiğini özellikle belirtmek istiyorum.
Buraya ifade vermek için gelmek üzere görüştüğümde, Amerikalı avukatım ve
doktorum, hangi cesaretle Türkiye`ye döndüğümü sordular. Telekonferans yolu ile
ifademin alınabileceğini belirttiler. İfade vermek üzere buraya gelişimi
onaylamadılar. Masumiyetimin gerçekleşebilmesi için karşınıza çıkmamın, beni
tanımanızın daha isabetli olacağını, Türk yargı sisteminin yeniden hukuki
saygınlığına kavuşmasına katkıda bulunmuş olacağımı söyleyerek ve sağlık
konusundaki tüm çekincelere rağmen, çok özlediğim yurduma döndüm ve
huzurunuzdayım.
Tedavim halen de devam etmektedir. Bu hastalığın nedeni, 17 yıldır bana
saldırılarını sürdüren Fetullah`ın ve kadrolarının yarattığı strestir. ABD’de
yayınlanan ve Türkiye`de “F. Gülen’in Hukuk Serüveni” adı ile satışa sunulan
kitapta, Fetullah Gülen, en büyük düşmanı olarak beni göstermiş ve onu suçlayan
her olayı benim yarattığımı, “HOCANIN oKULLARI” kitabının da gerçekleri
yansıtmadığını belirtmiştir. Oysa o kitapta sözü edilen ve Cemaatin nasıl yoksul
öğrencileri “Örümcek ağlarına” düşürdüğüne dair tüm suçlamaların gerçekleri
yansıttığı, Yargıtay denetiminden geçmiş yargı kararları ile sabittir. Fetullah Gülen,
ABD`de Prof. James Harrington`a yazdırdığı kitapla bana olan düşmanlığını, kin ve
nefretini sürdürmeye devam etmiştir.
İddianamede yer alan diğer bir suçlama ise, ÇEV`de 03 Haziran 2002 tarihinde
yapılan aramada bulunduğu ve Sayın Nuh Mete Yüksel’e ait olduğu ileri sürülen
CD’ye ilişkindir. Bu CD`nin oraya nasıl konulduğu gerçeğini, yıllar sonra Sabah
Gazetesi’nde 16 Mayıs 2015 tarihinde yayınlanan “Deşifre Programı”ndan
öğrendim. İnanın kanım dondu.
Akit Gazetesi Yazarı Hasan Karakaya diyor ki, “2002 yılında Gazeteciler ve
Yazarlar Vakfı Başkanı Harun Tokak bizi aradı. Elinde Fetullah Gülen hakkında
dava açmış olan Nuh Mete Yüksel`in seks kaseti olduğunu söyleyerek, Akit
Gazetesi’nde bunu yayınlamamızı istedi. Biz de TBMM`ye türbanla giren Merve
12
Kavakçı`nın evinde arama yaptığı için o Savcı’ya kızıyorduk. Ama daha sonra
Harun Tokak tekrar arayarak size lüzum kalmadı. Maksat hasıl oldu dedi.”
Çünkü o tarihte, ÇEV`e polislerin baskını yapıldı. Ve CD sanki Vakıf’ın
kasasından çıkmış gibi, bizim hakkımızda inanılmaz bir kampanya başlatıldı.
Bakınız, hala bu davada dahi suç olarak karşımıza çıkartılmaktadır.
Böylesine bir ahlaksızlığı, vicdansızlığı kim yapabilir? Bunlar ne biçim insanlardır.
Hepsi, hoşgörü mesajları veren bir din adamının, bir imamın müritleridir. Dini
duygularımızı kirletiyorlar. Onlar ne dinden ne de Allah`tan korkuyorlar.
Ergenekon, Balyoz ve benzeri davalarla öylesine bir terör yaratıldı ki, toplumun
dikkati, sağduyusu darmadağın edildi. Cemaat müritleri o zamanlar iktidar ortağı
olarak, önce iktidar sahiplerini suikast hazırlığı, darbe söylentileri ve benzeri
yalanlarla korkutup, yönlendirerek her türlü yetkiyle donandılar. Kiralanmış ya da
satın alınmış, polisi, komiseri, müdürü, savcısı, hakimi ve dal budak sarmış
medyası ile Cumhuriyet Türkiyesi’nin bütün çağdaş yapısına el koyma cüretini
gösterdiler. Ancak başarılı olamadılar.
İddianamede, “Sayın Güler SABANCI’ya Açık Mektup” hitabı ile başlayan
yazıdan ve ardından şu belgelerden suç unsuru varmışçasına bahsedilmektedir.
(53) ile numaralandırılmış şeffaf dosya içerisindeki;
“Eğitim Amaçlı Sivil Toplum Kuruluşlarının Ankara’ya Ziyaret Programı”
başlıklı (8) sayfadan ibaret dokümanda;
12.03.2007 tarihli “Sayın Güler SABANCI’ya Açık Mektup” hitabı ile başlayan
(1) sayfadan ibaret dokümanın içeriğinde; (…)“Tehlikenin farkında olmadığınız
muhakkak yoksa, “Tehlikenin Farkında mısınız” içerikli Cumhuriyet
Gazetesi’nin paralı reklamlarının ülkemizin önde gelen TV kanalları tarafından
yayınlanmıyor olmasını inanılmaz bulur, ya da siyasal iktidara karşı gerçekleri dile
getirme gayreti içinde olan cesur KanalTürk’ün, çeşitli hukuk dışı
uygulamalarla kapatılmak istendiği gerçeğiyle ilgileniyor olurdunuz. Okullar
tarikatlar arasında paylaşılıyor, Ülke’nin tarih kitapları değiştiriliyor, tarihsel
olaylar çarpıtılıyor. Sizlerden ne bir uyarı nede bir ses. Nerde bir zamanlar
“Burası kanarya sevenler derneği değil” diyen, çağdaş ve laik eğitim için
yayınlar yapıp, malum çevrelerle mücadeleyi göze alan TÜSİAD Başkanları,
işadamları? Nerdesiniz?” (…)yazılı olduğu,
Devam Eden Projelerimiz başlığı altında; 1800 Deniz Yıldızı Projesi, Farklı
Yaşam Koşullarında Aile Destek Projesi, Aile İçi Şiddete Son Projesi, AB Destekli
Hayata Bakış Üreme Sağlığı Projesi, AB Destekli Beyoğlu Mozaik ve Çini Çarşısı
13
Projesi, ÇEV Projesi, ÇEV M. Kutsi Beğdeş Atatürk İlköğretim Okulu, ÇEV Yeni
Yıl Kartları,Cenazelerde Çelenk Bağışı” ibarelerinin yazılı olduğu,
Ayrıca dokümanın 2. sayfasında “DEVAM EDEN PROJELERİMİZ – 1800 Deniz
Yıldızı Projesi” başlığının olduğu devamında; “Jandarma Genel Komutanlığı İle
Birlikte Yürütülen 1800 Deniz Yıldızı Projesi, Ülkemizde Bölgeler arasında Eğitim
alanında yaşanan sorunların giderilmesi, Gençlerin çağdaş eğitim olanaklarından
yararlanabilmeleri amacıyla hayata geçirilen bir burs projesidir.(…)” yazılı olduğu,
(19) ile numaralandırılmış şeffaf dosyanın içerisinde;
(9) sayfadan ibaret, 22 Kasım 2000 tarihli, Bible Society bibletr@superonline.com
adresinden sekreterya@cev.org.tr adresine gönderilen e-mail çıktısının içeriğinde;
Yukarıda sıralanan bu metinlerdeki suç unsuru nedir? Benim Sayın Güler
Sabancı`ya yazdığım açık mektup, olduğu gibi basında yer aldı. Diğer projeler ise,
Vakfın başarıyla yürüttüğü, çok yararlı faaliyetlerdir.
Bugün ülkemizin geçirmekte olduğu sancılı süreç ile Sayın Sabancı’ya hitaben
yazılan mektup içeriği birlikte değerlendirildiğinde, Sayın Sabancı’ya bu mektubun
yazılmasının ne kadar isabetli olduğunu bir kez daha görmekteyim.
Aşağıdaki metin ise, HOCANIN oKULLARI kitabının yayınından sonra, internet
kanalı ile dağıtılan ve bizleri suçlayan ilk saldırıdır. O zaman kaynağı
bulunamamıştır ve şahsım ile Vakıf hakkındaki mesnetsiz isnatlar nedeniyle
saklanmıştır. Belirtilen suçlamalar tamamen uydurma ve afakidir.

“…Su ana kadar haklarında herhangi bir işlem yapıldığını duymadığımız daha
bazı faaliyetlere dikkat çekmek istiyoruz. Türkiye’de Amerikan okullarının sahibi
EMINE EYMEN SEZERYAN veya SEZERMAN, Çevre Eğitim Vakfı’ndan
(ÇEV) GULSEVEN YASER ve esi, TURK-AMERICAN BOARD’DA yönetici
Yasar YASER, Türkiye’de misyonerlik faaliyetlerini idare ediyor, Adapazarı gibi
pek çok ilde, yurt adini vermekten…”
Aşağıdaki metinler, Jandarma Genel Komutanlığı ile ortak yapılan “1800 Deniz
Yıldızı” projesinin yazışmalarıdır. Hiçbir suç unsuru yoktur:
Jandarma Genel Komutanlighi –CEV :DENIZ YILDIZI PROJESI
1. Yurt genelinde her ilçeden seçilen çalışkan, ancak maddi imkansızlıklar
nedeniyle öğrenimlerini sürdürmekte güçlük çeken lise öğrencilerinin okutulması
projesine 27 Ocak 2003 tarihinde başlanmıştır.
14
2. Projedeki öğrenci sayısı Haziran 2003 ayında 1.800 ulaşmıştır. Bu öğrencilerden
137’si ÖSYM tarafından 2003 yılında bir üniversite programına
yerleştirilmiş, 264 öğrenci üniversiteye hazırlanmakta olup, halen 1.565 öğrenci ise
lise öğrenimine devem etmektedir.
3. Bugün itibariyle projedeki öğrenci sayısı 1.966 rakamına ulaşmış olup,
Şubat….
(73) ile numaralandırılmış dosya içerisindeki;
25 Şubat 2004 tarihli ve “SAYIN GÜLSEVEN YAŞER ÇAĞDAŞ EĞİTİM
VAKFI BAŞKANI İSTANBUL” hitabı ile başlayan sonunda “M.Şener
ERUYGUR Orgeneral Jandarma Genel Komutanı” yazan (1) sayfadan ibaret
fotokopiden oluşan dokümanın içeriğinde; “21 ŞUBAT 2004 tarihinde İstanbul
Jandarma Bölge Komutanlığınca çağdaş eğitim vakfı ile birlikte icra edilen
maddi imkanları yetersiz öğrencilerin okutulması projesinde yer alan istanbul’daki
öğrenciler ve velileri ile yapılan etkinlikteki üstün işbirliği ve katkıları nedeniyle
başta sizi değerli başkan sayın gülseven yaşer olmak üzere vakfınızın tüm
yöneticilerine jandarma genel komutanlığı personeli adına içten teşekkürlerimizi
sunarım.(…) M.ŞENER ERUYGUR ORGENERAL JANDARMA GENEL
KOMUTANI” yazılı olduğu,
Benim yazmış olduğum “UFKUN ÖTESİNDE NE VAR?” adlı ve 2009 yılında
yayımlanan kitabımdan bazı paragraflar İddianamede alıntılanmış ve adeta suç
unsuru varmış gibi gösterilmeye çalışılmıştır ki, kabulü olanağı bulunmamaktadır.
“Değerli konuklar yaşadığımız günlere Türkiye birdenbire gelmedi. Herşey küçük
ufak ödünlerle başladı. Bugün ülkemiz gerçekten bir irtica tehlikesiyle karşı
karşıya bulunuyor. İrtica saltanatını bi ülkenin eğitimini ele geçirerek kurar. Ve
böylece kökleşir kalır. Okullarda beyinleri yıkanan genç kuşakla, yönetimde görev
aldıkları zaman, ülke çıkarlarının değil, şeriatın sözcüleri olacaklardır. İrticaya
asker yetiştiren tarikatlar ve cemaatler, bireyin kişisel ve insancıl niteliklerini silip
atar…” yazılı olduğu,
“Denizli’de bugün çalışan 55 tarikat yurdunda, 2387 gencin kaldığını, bu
öğrencilerin 1274’ ünün, Denizli dışından geldiğini, bu yurtların 43’ nün
Süleymancıların, 36’sının Nurcuların, 1 tanesinin Milli Görüş ve
Nakşibendilerin hakimiyetinde olduğunu biliyor musunuz? Bu kökten dinci
gelişim ve vardığı konum sizin dikkatinizden kaçmış veya hiç önemsememiş
olabilirsiniz. Hatta şeriat ile ilgilenmemiş de olabilirsiniz. Fakat unutmayın ki,
şeriat sizinle mutlaka ilgilenecektir!” yazılı olduğu,
15
Sayın Yekta Güngör Özden`in Genel Başkanı olduğu dönemde Cumhuriyetçi
Demokrasi Partisi’ne üye olmuştum ve en tabii yasal hakkım olan bu üyelik dahi
İddianamede sorgulanabilmiştir.
“06 Şubat 2003” tarihli “Cumhuriyetçi Demokrasi Partisi Genel Başkanlığı”
tarafından “Gülseven G. YAŞER Cumhuriyetçi Demokrasi Partisi Kurucu
Üyesi” hitabı ile başlayan dokümanın içeriğinde;
“Partimizin Genel Yönetim Kurulu, aşağıda belirtilen günde ve yerde bu yazımıza
ekli gündemindeki konulan görüşüp karara bağlamak üzere Kurucular
Kurulu’muzun toplanmasına karar vermiştir. Ülkemizin önemli iç ve dış
sorunlarının giderek boyut değiştirdiği, Partimiz çalışmalarının da buna koşut
olarak hızlandığı günümüz ortamında Kurucularımızın görüşleri ve toplantıda
alınacak kararlar yadsınmaz bir ağırlık oluşturacaktır. Toplantıya katılmanızı,
katılmanızı engelleyen bir özrünüz varsa bildirmenizi rica eder, iyi dilek ve iyi
duygularımızı yineleriz. Saygı ile. Y.G. Ö, Cumhuriyetçi Demokrasi Partisi,
Toplantı Günü: 15 Mart 2003 Cumartesi” yazılı olduğu,
Vakıf ile resmi makamlar arasındaki yazışmalara da, İddianamenin neden konusu
yapıldığı belirtilmeksizin yer verilebilmiştir.
4 numarali seffaf dosyada: Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü Müfettişliği
tarafından “27.09.2002” tarih ve “56-28/28” sayılı ve Vakıf işlemleri konulu
Çağdaş Eğitim Vakfı Yönetim Kurulu Başkanlığına hitaben yazılan (3) sayfalık
dokümanın içeriğinde;
Üniversite burs komisyonunun öğrencilerle mülakat sonrası aldıkları notlar da
İddianameden nasibini almıştır. Bunlardaki suç unsuru belirtilmeksizin
İddianamede yer verilmiştir.
Vakıf, Cumhuriyet ilkelerine, bağlı, çağdaş, laik, sosyal hukuk devleti özelliklerini
taşıyan öğrencilere öğrenim bursu verebilir. Çünkü Vakfa bu bursları veren veliler,
bu amaçla ÇEV`e destek olmaktadırlar. Her kurum ve kuruluş amaçları
doğrultusunda çalışır. Bundan normal ne olabilir? Cumhuriyet aydınlanmasına
bağlı velilerin burs ödemelerinde, Fetullahçıların ya da başka bir tarikatın
öğrencilerine burs vermek, kuşkusuz suç işleme sonucunu doğurur. Burs
komisyonları bilgili, deneyimli ve meslek sahibi kişilerden ya da öğretim
üyelerinden seçilir. Onlar öğrencilerle mülakat yaparak, seçilen öğrenci listesini
ÇEV Yönetim Kurulu’na sunarlar. Ayrıca, İddianamede bu raporlara atfen
hazırlanan teftiş raporlarına yer verilmekle birlikte, bu mesnetsiz sav, daha önce
16
hakkımızda beraat kararı verilen İstanbul 3 Nolu DGM dosyasında belirtilen
ifadelerdir. Maalesef her dönemde yeniden gündeme getirilebilmektedir.
Sayın Temuçin Tüzecan’a hitaben yazılan yazı da, neden suç unsuru görüldüğü
belirtilmeksizin İddianameye konu edilebilmiştir.
(1) sayfadan ibaret ÇEV amblemli “11.11.2006” tarihli “Sayın Temuçin
Tüzecan” hitabı ile başlayan dokümanın içeriğinde;
“(…) Hürriyet Gazetesine yansıyan son fotoğraflarda E.Erdoğan büyük mutluluk
içinde çarşaflı kadınlarla okuma yazma kurslarında görüntülenmişti. Onun dünya
görüşü, beklentileri, idealleri bizimkilerle öylesine zıt ki… Bizim kampanyamızda,
kadını ikinci varlık olarak örtülere sokan bir zihniyetin olmaması gerekirdi.
Gerçekten üzüldüm. Ve onun katılmasının gerekçelerini anlayamadım. Bu konuda
beni aydınlatırsanız sevinirim. (…) sevgilerimle Gülseven G.YAŞER Çağdaş
Eğitim Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı” yazılı olduğu,
İddianameden alınan bunlar ve bunlara benzer onlarca yazılı belgelerdeki suç
unsuru nedir? Bütün hepsi yasal düzenlemeler içerisinde Vakfın resmi ilişkilerini
gösteren yazı ve proje açıklamalarıdır.
Ayrıca İddianamede ÇEV, ADD, ÇYDD gibi kuruluşların hepsi birbiri içinde
karmakarışık bir şekilde ifade edilmektedirler. Ben sadece ÇEV ile ilgili
yazışmaları, faaliyetleri bildiğim gibi, diğer sivil toplum kuruluşları yetkilileri de
kendi faaliyetleri hakkında gereken bilgiye sahiptirler. Neden birbirleriyle ilişkileri
olmayan ve farklı yasalara göre kurulmuş STK’lar birbiri içinde İddianamede yer
almışlardır. Böylece bunları hazırlayanlar, kafa karıştırıcı bir şekilde adaleti
etkilemek için bu karışıklığı yaratmak istemişlerdir.
Ama anlaşılan Savcı ve Hakimler bu kadar karışık bir İddianamenin düzeltilmesi
için hiçbir çaba harcamamışlardır. ÇEV vakıf hukukuna tabidir. ÇYDD ve ADD
dernek hukukuna tabidirler. Ceza hukukunda bir suçun olabilmesi için, kendi
yasaları çerçevesinde olaylar değerlendirilmelidir.
6 nolu şeffaf dosya içeriğindeki GİZLİ yazılı belgelerin ne olduğu anlaşılamamıştır.
İçerikleri bilinirse bilgi verilebilecektir. Ancak, bu konuda özellikle dikkat
çekilmesi gereken husus, ÇEV’e gönderilen ve/veya ÇEV’de bulunan tüm yazı
veya yazışmaların şahsıma mal edilmeye çalışılmasıdır ki, bunun yasal olmadığı
kanaatindeyim.
17
Sayın Tuncay Özkan’da bulunan internet iletilerine dair çıktılar da, suçlamalara
mesnet olarak gösterilmekle birlikte, aşağıdaki açıklamaların bir kez daha
yapılması uygun görülmüştür.
Ahmet Tuncay ÖZKAN‘ın Biz TV isimli iş yerinde yapılan aramada, el konulan
(93) sayfadan ibaret “Atatürkçü Düşünce Derneği” ibaresi ile başlayan mavi
plastik dosya içerisinde;
63 nolu sayfada, gyasen@süperonline.com adresinden 05.01.2002 tarihinde
hayricanoz nick name li kişiye gönderilen mailin içeriğinde; “Ankara da Necip,
Hüseyin, Ergün ve Zübeyir KANDIRA ile bir araya gelerek bir durum
değerlendirmesi yaptık ortak görüş ikimizin en kısa zamanda Nuh METE’ye
giderek görüntü ve seslerin montaj olduğu böyle….
Bu iletiler tümüyle gerçek dışıdır. Sahte oldukları resmen belgelenmiştir ve
belgeleri Avukatım tarafından bırakınız İddianamenin hazırlanmasını, 20.04.2009
tarihinde soruşturma aşamasında dosyaya sunulmasına rağmen, İddianamede
bunlara yer verilebilmiştir.
Nitekim, Superonline Şirketi’nden alınan resmi yazı ile iddianamede belirtilen
iletilerin sahte olduğu belgelenmiştir. Bayram Özbek, Vakıf’ta bizlerle çalışırken
benim mail adresimi öğrenmiş ve daha sonra da bu sahte çıktıları, adeta gerçekten
birer ileti gönderilmiş gibi hazırlamıştır. Gerçekte bu içeriklerde internetten ileti
gönderilmemiştir. Bayram Özbek, bu sahte içerikleri, yazılı doküman olarak kendi
üstlerine sunmuştur. Sayın Tuncay Özkan ile Sayın Kemal Yavuz’un da katıldığı
bir televizyon programında bu konular gündeme getirilince Bayram Özbek
Elazığ’dan hakkımızda dava açmış ve tarafımızdan Sayın Özkan’a bu belgeler
aktarılmış, neticede kendisi hakkındaki aramalarda da bu belgeler bulunmuştur.
Ancak, bu sahte belgeler, bu tür polislerin neler yapabileceklerini göstermesi
bakımından ibretliktir.
İddianamenin 84 ncü sayfasına kadar olan iddialar, son derece karışık resmi
yazılardan, Vakfa gelen yabancı maillerden ve proje metinlerinden oluşmaktadır.
Şahsım ile doğrudan ilgili olmamakla birlikte, Vakıf’tan çıkan tüm bu yazılarda suç
unsuru bulunmamaktadır.
84 ncü sayfada yer alan Yılmaz Dikbaş imzalı yazı, o kişinin özel duygularını
içermektedir. ÇEV`in AB`den proje almasını eleştirmektedir. Evet ÇEV AB`nin en
büyük bütçeli projelerinden birini almıştır ve başarıyla sonuçlandırarak, üniversite
öğrencileriyle birlikte projenin gereklerini yerine getirmiştir. Misyonerlik söylemi
18
ise, yıllardır tekrarlanan, ama hiçbir belgeyle sabit olmamış bir iftiradır. ÇYDD de
bizden önce kurulmuş, toplumda çok etkin olan, Cumhuriyet değerlerini, çağdaşlığı
savunan bir dernektir. Misyonerlik savı, ÇEV ve ÇYDD ile ilgili gelişigüzel
söylenmiş, hangi amaca hizmet ettiği belli olan mesnetsiz söylemlerdir ve dosyaya
daha önce sunulan resmi yazılarla gerçek dışı olduğu kanıtlanmıştır.
İddianamenin bir diğer yerinde ise, AB`ye karşı olduğumuz savı yer almaktadır.
Böylesine çelişkili fikirlerin yer aldığı İddianamenin Mahkeme tarafından kabul
edilmesi, gerçekten hayret vericidir.
Cumhuriyet mitingleri, bu ülkenin Atatürk`e, çağdaşlığa, laik yaşama bağlılığını
sergileyen gurur verici etkinliklerdir. Yurdun dört bir köşesinden katılan kadın,
erkek, çocuk, ihtiyar binlerce kişi, Ankara ve İstanbul`da meydanları doldurmuştur.
Tamamen kendi istekleriyle, Cumhuriyet’e bağlılıkları ile bir araya gelenleri ve bu
mitingleri eleştirmek, onlarda suç unsuru aramak abesle iştigaldir. Binlerce insan
çok uygar bir şekilde Atatürk sevgisini ifade etmiş, sonra da en küçük bir olay
yaratmadan dağılmışlardır. Mitinglerin bütün izinleri ve gereken idari
düzenlemeleri yasaldır.
Aşağıdaki yazı benim yazmış olduğum ve Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’e
resmen gönderdiğim bir yazıdır. Duygularımı ifade etmemden daha normal ne
olabilir. Hilmi Özkök`ün o dönemde Meclis Başkanı Bülent Arınç’ı kutladığı yazı,
benim için yanlıştır. Çünkü o yıl 23 Nisan Bayramı’nda, çocukluk yaşını çoktan
geçmiş bir genç adam TBMM Başkanlık Makamı’na çıkarılmış ve imam hatip
kökenli olan bu genç adam, toplumu adeta tehdit etmiştir.
“Hilmi Özkök.doc” isimli MSword dosyası incelendiğinde; 1 sayfadan ibaret,
28.08.2006 tarihli, Çağdaş Eğitim Vakfı Başkanı Gülseven YAŞER adıyla dönemin
Genel Kurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök’e hitaben yazılan söz konusu belge
içeriğinde; “TBMM Meclis Başkanı Sayın Arınç’ı ziyaretinizde belirttiğiniz,
“Başkanlığınız döneminde Meclisin saygınlığını artırdınız ifadesi” için üzüntü
ve hayretlerimizi belirtmeyi görev kabul ediyorum.” “Cumhuriyet değerleriyle
çatışma içinde olan bir siyasal iktidarın uygulamalarının hepimizi derinden
yaraladığı bu günlerde, bu beyanınıza anlam vermekte gerçekten zorlanıyoruz.”
şeklinde ibarelerin yer aldığı,
Aşağıdaki ibarelere İddianamede yer verilmesini anlamak mümkün değildir.
İddianameye bu tür dosyaları koyanlar ve ekleyenler kuşkusuz hangi amaçla bunu
yaptıklarını biliyorlar. Ama biz bilmiyoruz.
19
“Miting’lerin Şifresi.doc” isimli MSword dosyası incelendiğinde; (4) sayfadan
ibaret, 16 Mayıs 2007 tarihli, Çağdaş Eğitim Vakfı Başkanı ADD Kadıköy Şubesi
Başkanı Coşkun GÜREL adıyla yazılan “Cumhuriyet Mitingleri” ile ilgili
değerlendirmelerin yer aldığı söz konusu belge içeriğinde;“Miting’lerin çok belli
olan yaklaşımı ise; tam tersine, eğer bir savaşım göze alınırsa, Ülkemizin
aydınlık, her yaştan genç ve dinç güçlerinin bu denli bir savaşıma hazır ve
kararlı bulunuşudur.” şeklinde ibarelerin yer aldığı,
ÇEV`in yetkili kurum ve kişilerle ortak hazırladığı “Misyonerlik dünü bugünü” adlı
sempozyumda, konu çeşitli yönleri ile tartışılmıştır. Misyonerliğin Türk toplumu
için uygun olmadığı ve bu tür faaliyetlere izin verilmemesi gerektiği özellikle
belirtilmiştir. Nasıl olur da bu sempozyum nedeni ile bizler suçlanabiliriz. Sayın
Ergün Poyraz misyonerlik aleyhinde çalışmaları ile tanınan bir Yazar’dır.
Konuşmacı olarak katılmış ve fikirlerini paylaşmıştır.
Akabinde İddianamede, biraz önce de belirtilen Yılmaz Dikbaş`ın yazısı burada
tekrarlanmıştır. İddianame yalan ve entrika üzerine kurulduğu ve gerçek bir suç
isnadı bulunamadığı için, aynı mesnetsiz savlar birden fazla kez yinelenmiştir.
Çelişkili ifadeler ve karmaşa İddianameye hakimdir.
ÇEV olarak, Adapazarı depreminde çok etkin çalışmalar yaptık. Sakarya
Üniversitesi’ne konferans salonu ve 200 öğrencinin kalabileceği yurt binası, kitap,
defter gibi malzeme yardımları gerçekleştirildi. Deprem sonrası Türkiye`ye yardım
etmek isteyen uluslararası kuruluşlardan proje bazında destek alındı. Alınan bütün
maddi yardımların, resmi izinleri ve yasal işlemleri tamamlanmıştır. Ancak yıllardır
bu mesnetsiz isnatlar tekrarlanmıştır ve nihayet bu İddianameye konu edilmiştir.
İddianamede, şahsım ve Sayın Eymen Sezerman hakkında seneler öncesinde açılan
ve sonuçlanan dava dosyasına sunulan yazılar da konu edilebilmiş, ancak hukuki
sonucu hakkında bilgi verilmekten imtina edilmiştir.
“ÇEV DAVASI G.Yaşer savunması.doc” isimli MSword dosyası incelendiğinde; 2
sayfadan ibaret, “BEYOĞLU ASLİYE 2.HUKUK MAHKEMESİ Sayın
Hâkimliğine” başlığını taşıyan söz konusu belge içeriğinde; Vakıflar Genel
Müdürlüğü tarafından Çağdaş Eğitim Vakfı aleyhine, ÇEV Başkanı Gülseven
YAŞER’in, “din, ırk ve mezhep ayrımı yaparak burs verilmesini sağlaması ve
vakfın bankadaki hesapları üzerinden adına teminat mektubu almak suretiyle
vakfa zarar vermesi” nedenleriyle Vakıflar Hakkında Tüzüğün 23.maddesi
20
gereğince vakıf yöneticiliğinden azledilmesi istemiyle açılan davayla ilgili ÇEV
Başkanı Gülseven YAŞER’in hazırlamış olduğu yazılı savunmasının yer aldığı,
Savcılar İddianameye açılan davayı yazarken, İddianame hazırlanmadan
kendilerine 20.04.2009 tarihli dilekçe ekinde sunulan, Beyoğlu 2 nci Asliye Hukuk
Mahkemesi’nin 18.10.2005 tarih ve E: 2003/704, K: 2005/439 sayılı ilamı ile
davanın reddedildiğini ve ilamın Yargıtay 18 nci Hukuk Dairesi’nin 26.06.2006
gün ve E: 2006/2802, K: 2006/5256 sayılı kararıyla onandığını kasıtlı olarak
bildirmemişlerdir.
Diğer sayfalarda, Ergenekon davasında sanık olarak görünen isimlerle
fotoğraflarım konu edilmiş ve Ergenekon dosyalarında Sanık olarak görülenlere
seneler öncesinde ödül verilmesine dikkat çekilmiştir. Vurgulanması gereken
husus, bu isimler Cumhuriyet aydınlanmasının ve Cumhuriyet idealinin
ülkemizdeki önderleridir. Hepsi son derece saygın ve vatansever aydınlardır. Bu
listede isimleri olanların Ergenekon davasında sanık olarak yer almaları,
İddianameyi hazırlayanların kimler olduğunu ve hangi amaçla bu aydınları
suçladıklarını açıkça göstermektedir.
İddianamede 94-95 nci sayfalarda ÇEV bursiyerlerinin, ÇEV tarafından düzenlenen
toplantı, seminer ve diğer etkinliklere katılma zorunluğuna farklı bir anlam
yüklenmeye çalışılmıştır. Buna karşılık, ÇEV`den öğrenim bursu alan öğrencilerin,
sahip olduğumuz ilkeler doğrultusunda yetişmeleri için bu toplantılar, etkinlikler
yapılmaktadır. Öğrencilerin bu toplantılara katılarak bilgilenmeleri,
bilinçlenmelerinden daha normal ne olabilir. Bu zorunluluk, öğrencilerin yararına
olan bir uygulamadır ve ÇEV`in ilkeleri arasındadır. Bu uygulamanın İddianamede
suç unsuru olarak gösterilmesinin anlamını anlama olanağı bulunmamaktadır.
İddianamenin 97 nci sayfasında Vakıf personeline gelen mailler eklenmiştir.
Öğrencilerle ilişkiler veya dışarıdan gönderilen iletiler vardır. Ancak, öğrencilere
Ankara seyahatinin açıklanmasında hiçbir suç unsuru bulunmadığı çok açıktır.
“14 Nisan’da Ankara’dayız.msg” isimli e-posta ileti dosyası incelendiğinde;
“tulin@cev.org.tr” isimli adresten “nalan@cev.org.tr; sekreterya@cev.org.tr”
adreslerine gönderilen, “14 Nisan’da Ankara’dayız” konulu, 10.04.2007 tarihli,
söz konusu e-posta içerisinde; “Sevgili Arkadaşlar, başkanımız, ÇEV personeli
ve sizlerle beraber Atamıza ve Cumhuriyetimize sahip çıkmak üzere 13 Nisan
Cuma akşamı 22:00de Haydarpaşa’dan ANKARAEKSPRESİYLE Ankara’ya
gidiyoruz. Sabah 7 :00de Ank.dayız. Tandoğan ‘daki toplantıya katıldıktan
21
sonra Anıtkabir’i ziyaret edip Akşama yine aynı trenle döneceğiz. Pz. sabahı
buradayız. Hepinizin yeri ayrılmıştır. Gelirken nüfus cüzdanlarınızı
unutmayın lütfen. Mazereti olanların bildirmelerini rica ederiz. Sevgiler.”
şeklinde ibarelerin yer aldığı,
Aşağıda İddianameden alıntı yapılan bilginin doğrudan Vakıf ile ilgisi
bulunmamaktadır. Dikkat edilirse, bir internet sitesinde yapılan yayınla ilgilidir ve
bilginin gerçek dışılığı hakkındaki resmi yazılar da dosyaya daha önce
sunulmuştur.
“www oguzyurdu com – ÖĞRENCİ BURSLARI (GİZLİ).msg” isimli e-posta ileti
dosyası incelendiğinde; “sekreterya@cev.org.tr” isimli adresten
oya@cev.org.tr; nalan@cev.org.tr adreslerine gönderilen,
“www.oguzyurdu.com – ÖĞRENCİ BURSLARI (GİZLİ)” konulu, 11.08.2008
tarihli, söz konusu e-posta ekinde; “Çağdaş Eğitim Vakfı Ve Jandarma
Genel Komutanlığı Tarafından Verilen Öğrenci Bursları (Gizli) Takdim
Planı” Başlıklı, “Giriş”, “ Pkk Terör Örgütü Mensubu Yakınlarına Verilen
Burslar”, “Hizbullah Terör Örgütü Mensubu Yakınlarına Verilen Burslar”,
“Aşırı Sol Terör Örgütü Mensubu Yakınlarına Verilen Burslar”, “Organize
Suç Örgütü Mensubu Yakınlarına Verilen Burslar” “Sonuç” konu başlıkları
altında bir çok şahsın isim, doğum tarihleri ve şehirlerin yanı sıra yıkıcı,
bölücü akımlara karıştıkları iddia olunan irtibatlarını…..
İddianamenin 97-98-99 ncu sayfalarında, yine karışık mail bilgileri ile ÇEV
personeline geldiği ileri sürülen iletilere bütünlüğünden kopartılan ve özellikle
seçilmiş ifadelere yer verilmiştir.
“Outlook.pst” isimli Microsoft Outlook veri tabanı dosyası içersinde;
“ARTIK TERÖRİSTTİM.MEDYA MAHKUMU TERÖRİST..msg” isimli
e-posta incelendiğinde; “yardimci2006@gmail.com” isimli adresten gönderilen,
2 Nisan 2009 tarihli, “FW: ARTIK TERÖRİSTTİM.MEDYA MAHKUMU
TERÖRİST”. konulu, söz konusu e-posta içerisinde sanık Tuncay ÖZKAN
isimli şahsın gözaltına alındıktan sonraki süreci anlatan ibarelerin yer aldığı
Akabinde yine Jandarma Genel Komutanlığı ile yapılan projeye yer verilmiştir.
Belki de 5 nci kez bu mesnetsiz iddia aktarılmaktadır. Böylece, akıllarınca
Jandarma ile ÇEV ve terör ifadeleri sürekli biraraya getirilmeye özen gösterilmiştir.
Resimlerden söz edilirken, suç unsuru bulunmaması dikkate alınmamıştır.
22
ÇEV`den söz edilirken araya Türk Gençlik Birliği’nin ifadeleri girmektedir ve
devamında tekrar Jandarma Genel Komutanlığı yazışmaları, Sayın Tuncay
Özkan`la ilgili bilgiler bulunmaktadır.
Sonrasında ise, çok önemli bir internet yazışmasına yer verilmiştir. Zira, Bayram
Özbek Vakıf’ta çalışırken, bize Vakıf içerisinde bir elemanın, Vakıf şoförü ve dış
temaslarımızı yapan İsmail`in Cemaat ile bağlantılı olduğunu öğrendiğini
söylemiştir. Ve onun gizli çekim yaptığını belirterek, kendisinin ortaya
çıkarılmamasını özellikle istedi. Ve ben de uzun yıllar ÇEV`de çalışan İsmail`in bu
durumunu, Vakfın Avukatı da olan Hüseyin Buzoğlu`na bildirdim.
“Hüseyin B. Avukat.doc” isimli MSword dosyası incelediğinde; tamamı 1
sayfadan ibaret, “Sevgili Hüseyin” başlıklı söz konusu metin içeriğinde; “Bugün
aldığım bir haberle bir kez daha sarsıldım. Çok emin bir yerden gelen
haber önemli. Vakıfta çalışan İsmail’i tanıyorsun sanırım. Vakfın
kuruluşundan beri çalışıyor. Ne yazık ki diğer taraf ile bağlantısı var. Ve
her gün oraya gelişmeleri raporla sunuyormuş. Evin ve vakfın telefonlarını
onun üzerine yaptık ki kimse numaraları öğrenmesin. Yani bütün bilgiler
elinde. Hafta sonları da yalnız vakfın temizliğini yapıyor. Bütün belgeleri
inceleyebilir. Bundan sonra adına Murat diyelim. Ve sakın ismini telefonda
söylemeyelim. Çünkü bütün telefonlar dinleniyor. Bu konuyu açığa
çıkaramayız. Hukuken işine son veremeyiz. Belki yanlış bilgi verip onları
yönlendirebiliriz. Dava ile ilgili olarak ya da başka bir şey. Artık bilemiyorum.
Yalnız bu bilgi tamamen gizli kalmalı.Kimseye söylemeyelim. Çünkü aksi
halde haberi getiren kişiler zor durumda kalabilirler.Bu kanalı kaybederiz.
Düşüncelerini yine yazıyla bana lütfen bildir. İstanbul’a gelme durumun var
mı? Dava için de ayrıntılı görüşmemiz gerekebilir. Sevgiler.” şeklinde
ibarelerin yer aldığı,
Ancak sonra anlaşıldı ki, asıl suçlu kendisi. Az daha İsmail’i işten çıkaracaktık. Hiç
suçsuz bir elemanı işinden etmek, onlar için çok olağan ve buna resmi bir Emniyet
görevlisi de alet olmaktadır. Söyleyecek ifade bulamıyorum.
103 ncü sayfada, 10 ncu Yıl ÇEV Ödülleri gecesinin diaları suç unsuru olarak
belirtilirken, bunlarda en küçük bir suç unsuru bulunmamaktadır.
İddianamenin 104 ncü sayfasında, bir kez daha Jandarma Genel Komutanlığı ile
birlikte gerçekleştirilen projeye ilişkin bir yazı isnadına yer verilmiştir.
23
“finance for poor” isimli Word belgesinde; 3 sayfadan oluşan üzerinde “Hizmete
Özel” ibaresi bulunan, Jandarma Genel Komutanlığına hitaben yazılmış imza
bölümünde Kurmay Başkanı Korgeneral Hakkı KILINÇ yazılı, tarih bölümünde
Mart 2003 yazılı içeriğinde “Her İlçeden Seçilecek (2) Lise Öğrencisinin
Okutulması Projesi” ile ilgili olarak 5. Yapılan istihbari çalışmalar sonucunda
Çağdaş Eğitim Vakfının zararlı bazı faaliyetlerinin olduğunun tespit edildiği ve
bu çerçevede projeye maddi destek sağlamasının uygun olmayacağının
değerlendirildiğinin yazdığı ve gezi programı ile ilgili koordinasyon hakkında üs
yazı olduğu,
“TANITIM FİLMİ VE AFİŞ” isimli Word belgesinde; 1 sayfadan ibaret
Jandarma Genel Komutanlığına hitaben yazılmış, tarih bölümünde Mart 2004 yazılı
olan, üzerinde “Hizmete Özel” ibaresi bulunan, imza bölümünde kurmay Başkanı
Korgeneral Hakkı KILINÇ yazılı olan üs yazının içeriğine bakıldığında, ÇEV ile
koordineli olarak yürütülen proje ile ilgili olarak hazırlanan tanıtım filmlerinin ve
afişlerin kamuoyuna duyurulması için izin talep yazısının olduğu,
Ancak, dosyaya Avukatım tarafından sunulan beyanlar ekinde bulunan resmi
yazılarla sabit olduğu üzere, Jandarma Genel Komutanlığı’nın resmi arşivinde,
ÇEV hakkında bu yönde hiçbir ibare bulunmamaktadır.
İddianamenin 105 nci sayfasında, Sayın Adnan Türkkan’la ilgili Cumhuriyet Evi
bilgisine, ardından Sayın Türkan Saylan ile ilgili bilgilere yer verilmiştir.
Cumhuriyet Evleri ile ilgili projede suç unsuru arayan Polislerin, Savcıların ve
Yargıçların, yıllardır faaliyetlerini sürdüren ve Hocaefendilerinin ifadesine göre
“İmam ve imameler yetişen IŞIK EVLERİNİ suçlamayı” hiç düşünmedikleri
anlaşılıyor. Türkiye Cumhuriyetinin Anayasası, Cumhuriyet aydınlanmasının
gerçekleşmesi için Atatürk ilkelerinin hayata geçirilmesini şart koştuğu halde.
bizler Cumhuriyet’e hizmet edecek, onu yüceltecek gençlere destek verdiğimiz için
suçlanacağız. Bu örnek bile, bizim, Anayasa`nın ve yasaların izinde olduğumuzu
göstermektedir. Biz çağdaş, özgün düşünceli, eleştirel akla sahip bireyler
yetiştiriyoruz. İmam ve imameler değil. Tek suçumuz bu…
Takip eden sayfalarda, Avukatım Hüseyin Buzoglu ile yapılan mail içerikleri ve
telefon konuşmalarının kaydı yer alıyor. Yasal düzenlemelere aykırı olmasına
rağmen, Avukatım ile yapılan görüşmeler kaydedilmekle birlikte, bunlarda
İddianameye konu bir suç unsuru bulunmamaktadır.
Ben Gülseven Yaşer olarak, bu yasa tanımaz işlemlerle, yalan ve iftira üzerine
kurulan komplolarla bakınız 1998-2015 tarihleri arasındaki 17 yıldan beri
24
uğraşıyorum. Hayatım, bu adamlar tarafından üzerime atfedilen suçlamaları
çürütmekle geçiyor.
Oysa ben de birileri gibi Fetullah’ın önüme serdiği imkânları değerlendirir, O’nun
kirli ve karanlık yüzünü kamuoyuna açıklamaktan imtina edebilirdim. Bu konuyu
TBMM’de görüştüğüm eski emniyet müdürlerinden ve daha sonra Diyarbakır
Bölge Valisi ile DYP’den Milletvekili olan Ünal Erkan ile konuştuğum zamanki
söylemini hatırlıyorum.
Bana, “Gülseven, bu konunun üzerine gitme. Seni geri iterler…” demişti. “Ama
Fetullahçılar Cumhuriyet Türkiyesi için çok büyük tehlike” demiştim. “Evet,
doğrusun, öyleler. Mücadelende yalnız kalabilirsin” demişti.
Şimdi yıllardır verdiğimiz bu mücadelede hala çok yalnızız. Çevremde çok kişi, iş
dünyası, üniversiteler, okumuş meslek sahibi insanlar hala susuyorlar. Ülkede
yaşananların farkında olmayan, olmak istemeyen kesimleri hepimiz biliyoruz.
Bu suskun ve sinmiş toplumun korkuları ve teslimiyetleri yüzünden, karanlık ve
şiddet dolu uygulamalar devam edip gitti. Bir düşünürün ifadesiyle, “Bu suskunluk,
kayıtsızlık toplumun yapısını bir zaman sonra öylesine bir stresle sarar ki, insanlar
yaşadıklarını sanırlar, ama içten içe çürüyorlardır.”
Bizler, Atatürk`e, O’nun bu topluma getirdiği aydınlığa, çağdaşlığa, laik düzene
bağlıyız. Ve sonuna kadar Cumhuriyet idealine bağlı kalacağız. Bizlere bu acıları,
hastalıkları yaşatanların er geç cezalarını bulacaklarına kesinlikle inanıyorum. İlahi
adaletin muhakkak tecelli edeceğini biliyorum.
İddianamenin 76 ncı sayfasında aşağıdaki metin vardır. Bakınız, 2002 yılında
belirttiğim hususlar 2015 yılında aynen karşımıza çıkıyor.
“03.04.2002 arama tutanagı.doc” isimli MSword dosyası incelendiğinde, 2
sayfadan ibaret, 03.04.2002 tarihinde Çağdaş Eğitim Vakfında yapılan aramayla
ilgili ÇEV Başkanı Gülseven Yaşer isimli şahsın görüşlerine yer verilen belge
içeriğinde; “Bu olay da ne yazık ki Cumhuriyeti korumak ve kollamakla
görevli bir emniyet mensubunun Fethullahçılar adına içimize bir ajan olarak
girerek, gerçek dışı beyanları üzerine yaşanmıştır. Ve uzun süre önce
emniyet teşkilatına sızmış bulunan ve etkinliklerini hala sürdürmeye çalışan,
Fethullahçı gurup tarafından düzenlenmiş bir komplodur.” şeklinde ibarelerin
bulunduğu,
25
İddinamenin 83 ncü sayfasında, Müfettişe yazılan yanıt açıklanmıyor ve yine aynı
sorular tekrar ediliyor. Oysa cevaplar konsa gerçek açıklığa kavuşacaktır. Hayır,
iddia edenler sadece şüphe uyandırmak istiyorlar.
“arif-vakıflara yazı.doc” isimli MSword dosyası incelendiğinde, 3 sayfadan ibaret,
Vakıflar Genel Müdürlüğü Müfettişliği’ne hitaben yazılan, “Müfettiş Ömer
Gözen tarafından tarafımıza yönlendirilen sorulara cevaplarımızdır” konulu
söz konusu belge içeriğinde; …bankada açtırılan hesaplara yurt dışında bulunan
yasa dışı örgüt ve kuruluşlardan para toplandığı; bazı şahıslara burs
olamayacak kadar büyük rakamlarda paralar aktarıldığı, Dünya Kiliseler
Birliği ve Amerikan Board Heyeti ile ilişkili olduğu, deprem bölgesinde bir
kısım projeleri hayata geçirmek için 50 bin doları ilgili mercilerden izin almadan
tahsil ettiği ve vakıf yöneticilerinin zimmetine geçirdiği, vakfın düzenlemiş
olduğu konferans ve etkinliklere katılmayan öğrencilerin burslarının velilerinin
bilgisi dışında kesildiği gibi bazı şahısların ÇEV ile ilgili iddialarına yönelik
itirazların ve cevapların
İddianamenin 105 nci sayfasında, bir kez daha Jandarma Genel Komutanlığı ile
birlikte gerçekleştirilen projeye ilişkin olup, gerçek dışı olduğu dosyaya sunulan
resmi yazılarla sabit bir yazı isnadına yer verilmiştir.
“finance for poor” isimli Word belgesinde; 3 sayfadan oluşan üzerinde “Hizmete
Özel” ibaresi bulunan, Jandarma Genel Komutanlığına hitaben yazılmış imza
bölümünde Kurmay Başkanı Korgeneral Hakkı KILINÇ yazılı, tarih bölümünde
Mart 2003 yazılı içeriğinde “Her İlçeden Seçilecek (2) Lise Öğrencisinin
Okutulması Projesi” ile ilgili olarak 5. Yapılan istihbari çalışmalar sonucunda
Çağdaş Eğitim Vakfının zararlı bazı faaliyetlerinin olduğunun tespit edildiği ve
bu çerçevede projeye maddi destek sağlamasının uygun olmayacağının
değerlendirildiğinin yazdığı ve gezi programı ile ilgili koordinasyon hakkında üs
yazı olduğu,
İddianamenin 125 nci sayfasından itibaren, genel olarak hakkımdaki suçlamalara
yer verilmiştir. Bu suçlamaların tamamına yeri geldikçe gerekli açıklamalarla yanıt
verildiği için, aynı tekrarların hukuki bir yarar sağlamayacağı kanaatindeyim.
Hakkımda ileri sürülen ve yargılanmama gerekçe gösterilen bu savlar, hukukilikten
uzak olduğu gibi, asla suç teşkil edecek bir fiil içerisinde olmadım. Hakkımda ileri
26
sürülen örgüt üyeliği veya kişilerin özel bilgilerinin fişlendiği iddiaları kesinlikle
gerçek dışıdır.
Öğrencilere ait bilgiler, Avukatım tarafından dosyaya sunulan beyanlarda da
bildirildiği üzere, Vakıf tarafından burs verilen bazı öğrenciler hakkında bu
iddiaların ileri sürülmesi üzerine, ilgili Mahkemeye sunulmak üzere ve bizzat
öğrenciler tarafından Vakfa verilen belgelere dayalı olarak hazırlanan dosyaya
ilişkindir. Bu bağlamda, Vakıf tarafından burs verilen öğrencilerin kişisel
bilgilerinin kimseyle paylaşılmadığına ve bu yönde de herhangi bir isnadın
bulunmadığına dikkat çekmekle yetiniyorum.
Adıma düzenlenmiş sahte elektronik postalar, misyonerlik ve darbecilik ithamları
ve benzeri tüm suçlamaların hepsini reddediyorum.
Günümüzde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde yaşananlar karşısında, Cumhuriyet
kazanımlarının giderek yok olmasını görmekten büyük bir acı duyuyorum.
Atatürkçü düşünceyi, Cumhuriyet değerlerini ortadan kaldırmak üzere, içeriden ve
dışarıdan gerçekten müthiş bir oyun sergileniyor. Olan bitenlerin farkında
olmamak, bu odakları ve ihanetlerini anlamamak için, artık ya çok cahil olmak
gerekiyor ya da bir mürit…
Yaşananlardan kaygı duyan her Türk insanının, çağdaş ve laik eğitimi, özgür ve
bilimsel düşünceyi genç kuşaklara ulaştırmaya çalışan aydınları, yurtseverleri,
toplumsal sorumluluk üstlenen kurum ve kuruluşları yok etmek için açılan bu
davaları bilmesi, verilen mücadeleye destek olması ve başta Sayın Türkan Saylan
olmak üzere bu uğurda hayatlarını kaybedenlerin aziz hatırlarını saygıyla anması
gerekir.
Sayın Mahkemeniz, huzurunuzda bizzat açıklamalarda bulunmama olanak sağlanan
bu dosyada vereceğiniz kararla, sadece basit bir örgüt isnadı hakkında karar vermiş
olmayacak, Türkiye’nin aydınlık geleceğinin temel taşlarını da sağlamlaştırmış ve
hukuk devleti ilkesinin gereğini de yerine getirmiş olacaktır.
Saygılarımla.
Gülseven Yaşer