Bir yerlerde bir çocuk hep sizi hatırlasın
Çelenk/Nikah Şekeri
Haber Bülteni

Üye olunuz

Adınız
E-posta Adresiniz*

Basında ÇEV

10/10/2016 Tarihli Hürriyet Gazetesi haberinden alıntıdır. Haberin Link’i aşağıdadır

http://www.hurriyet.com.tr/prof-dr-sengul-hablemitoglu-oldurulmese-2002deki-fetullah-gulen-davasinda-tanikti-40244177

Prof. Dr. Şengül Hablemitoğlu: Öldürülmese 2002’deki Fetullah Gülen davasında tanıktı

Prof. Dr. Şengül Hablemitoğlu 29 Eylül’de, eşi Necip Hablemitoğlu’nun 18 Aralık 2002’de silahlı saldırı sonucu ölümüne ilişkin soruşturmada ifade verdi. Hablemitoğlu eşinin öldürülmese, o dönem Gülen örgütüne ilişkin davalarda tanıklık yapacağını hatırlatırken, ailenin FETÖ çatı davasına müdahil olma talebi de kabul edildi. Devlet dosyayı belki ilk kez ciddiyetle açarken Prof. Dr. Şengül Hablemitoğlu, yaşadıklarını sansürsüz anlattı.

hablemitoglu

Prof. Dr. Şengül Hablemitoğlu 10 gün önce eşi Necip Hablemitoğlu’nun 18 Aralık 2002’de evinin önünde uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetmesine ilişkin soruşturma kapsamında ifade verdi. 29 Eylül günü Cumhuriyet Savcısı Necip Cem İşçimen ile yaptığı 6 saatlik görüşmeden Şengül Hablemitoğlu ‘14 yıldır ilk defa bir savcımız ve dosyamız oldu’ diye çıktı. Öte yandan Hablemitoğlu ailesinin FETÖ/PYD çatı davasına müdahil olma talebi de kabul edildi. Devlet Hablemitoğlu dosyasını yeniden ve belki ilk kez ciddiyetle açarken Şengül Hanım bugüne kadar yaşadıklarını sansürsüz anlattı… Yeni süreçte benzer şeylerin başına gelmemesini umarak!

h1

Fotoğraflar: Rıza ÖZEL

BUNLAR SUÇ ÖRGÜTÜ KENDİ EKOSİSTEMLERİ VAR DİYEN İLK KİŞİ

– Necip Hablemitoğlu’nun öldürülmeden 4 ay önce tamamladığı ‘Köstebek’ kitabı 15 Temmuz parametreleriyle okuduğunda ta o gün kendisinin Fetullahçı örgütlenmeye dair ortaya koyduğu net tablo karşısında dehşete kapılmamak elde değil. Bir akademisyenin 15 sene önce tespit edebildiklerini devlet nasıl edemez?

Adliye, mülkiye, askeriye. Bir ekosistem geliştirdiklerini söylüyor Necip. Bu değerlendirme hiç bu şekilde yapılmıyor. Bu ekosistemin içinde bu örgütün kendi sağlık, eğitim, kültür ve teknolojisini yarattığını söylüyor. Necip bunu sosyal bilimcilerin çok iyi bildiği sosyal çevre kuramı üzerinden anlatıyor. Ama kimsenin ilgisini ve dikkatini çekmedi o zaman. ‘Bunlar organize bir suç örgütüdür’ diye ilk söyleyen kişidir Necip. Bu kitap daha yazılmadan söyleyen insandır.

– Türkiye sahte delil üretilmesi ve hukukun manipülasyonu meselesinin zirvesini Ergenekon ve Balyoz süreçleriyle yaşadı. Oysa ‘Köstebek’ Telekulak Operasyonu ve Gülen hakkındaki iddianameyi hazırlayan DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel’e yönelik kaset komplolarının da aynı sistematik içinde üretildiğini net bir şekilde ortaya koyuyor.

Sadece hukuku manipüle etmediler, hukuku manipüle edecekleri bir sosyal yaşam manipülasyonu gerçekleştirdiler. Ekosistem dediğimiz bu zaten işte. Başkalarının yaşamlarına zarar verebilmek için de bir sistematik oluşturdular ve o sistematik de kendi ekosistemleri üzerinden yürüyor.

– Necip Hablemitoğlu o dönem emniyet içindeki Gülencilerin röntgenini çekmiş. Bugünden bakınca çok benzer bir şablonun daha sonra ordu içinde uygulandığını biliyoruz. Üç kilit noktada sistemi tutuyorlar: İstihbarat, personel ve bilgi işlem. Eski Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral ve yardımcısı Osman Ak gibi Fetullahçı ekosisteme uyanan bürokratlar da bir şekilde tasfiye ediliyor.

Evet, kendi ekosistemleri dışında kalan insanlar temizleniyor ve söz konusu kurumun içine o sistem hâkim oluyor. Bir de eğitime yatırım yapıyorlar biliyorsunuz. Eğitime yatırım yapmak insana yatırım yapmaktır. Dolayısıyla kendi insan kapitalini yaratıyor; kendisi gibi düşünen, kendisi gibi davranan ve sonuçta kendisine hizmet üreten bir insan kapitali yaratıyor. Bu kadar basit. Bu ekosistemin ekonomisi bu insan gücüne dayanıyor.

TÜRKAN HOCA VE NECİP’E KARŞI BİR İNTİKAM DUYGUSU VAR

– Zaten Çağdaş Eğitim Vakfı ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ile yollarının kesişmesi bu insan kaynağı meselesi yüzünden değil mi?

Evet, insan kapitaline yatırım yaparken yolları kesişiyor. Laik kesim ÇEV be ÇYDD aracılığıyla yoksul ailelere, özellikle kız çocuklarına ulaşıyor ve burs veriyor. Tabii bu onlar açısından insan kapitalinden bir kaynak kaybı demek. Hedef kitle aynı: Yoksul ve başarılı çocuklar. O hedef kitlede birisi Cumhuriyet’in değerleriyle eğitime odaklanırken diğer taraf kendi ekosistemini beslemek için aynı insan kaynağına yöneliyor. Bunu tabii hiç kimse bu şekilde anlatmıyor. Özellikle mi bu yanı anlatılmıyor çözemedim!

– Ergenekon ve Balyoz’dan yargılanıp beraat eden komutanlara bir şekilde itibarları iade edildi, bugün aklına fikrine danışılan kimseler. Oysa ÇYDD Genel Başkanı iken Ergenekon davası kapsamında evine baskın düzenlenen Türkan Saylan’a yapılanlar konusunda ne hükümetten, ne de devletin herhangi bir kurumundan bir pişmanlık ya da özür ifadesi duymadık. Neden sizce?

Türkan Hoca konusunda bir intikam duygusu beslediklerini düşünüyorum. İdeolojik bir saplantı var. Aynı şeyi Necip Hablemitoğlu için de hissediyorum. Ben iktidar ya da iktidara yakın kim varsa hepsinin Hablemitoğlu cinayetine Türkan Hoca’ya yaklaştıkları gibi yaklaştıklarını düşünüyorum. Bu insanlar ‘Cumhuriyet değerleri’ dedi! Ben bu iktidarın Cumhuriyet sevdalısı olduğuna inanmıyorum. Zaten öyle bir iddiaları yok ve bunu söylemiyorlar. Evet, laik kesimle bir dertleri var bunu da biliyorum.

Ama laik kesim homojen bir grup değil ki. Benim 30 yıllık akademi geçmişimde hiçbir zaman dindar öğrencilerimle bir sorunum olmadı çünkü ben onların derslere girmesine izin vermeyen hocalardan olmadım. Bir kere bir öğrencim bana laboratuvarda abdest almak istediğini söylediğinde buna izin veremeyeceğimi, daha uygun bir yer bulması gerektiğini söyledim. Bu örnek dışında dindar bir öğrenciye ‘Çık bu derse giremezsin’ dediğimi akademi tarihi yazmaz. Aynı şey Necip için de geçerlidir.
kostebek

NECİP’İN ARABASINDA ENAM-I ŞERİF BULAN POLİS ‘BİZE HOCAYI BÖYLE ANLATMADILAR’ DEDİ

– ‘Köstebek’in sonsözünde Necip Hablemitoğlu şöyle yazmış: “Sizler bu satırları okuduğunuzda eminim ki hakkımda bugüne kadar açılmış yüz milyarlarca liralık tazminat davalarına yenileri eklenecektir. Tehditler ve hakaretler hız kesmeyecek. Büyük bir ihtimalle hakkımda suç duyurusu yapılacak, dava açılacak. Bunlara değer mi diyorsanız Atatürk’ün manevi mirasçısı olarak evet değer diyorum.” Ölüme götüren bu duruş mu kendisini sizce?

Necip öldürüldükten bir süre sonra Necip’in eşyalarını teslim almak için Adli Tıp’a gittik. Eşimin arabasında çok eski, babasının çocukken verdiği bir Enam-ı Şerif çıktı. Lime lime olmuş artık, ama onu hep taşırdı. Soruşturmayı yürüten polislerden biri onu bana verirken ne dedi biliyor musunuz? ‘Bu da hocanın arabasından çıktı, bize hocayı hiç böyle anlatmamışlardı!’ Ben böyle şeyler duyunca öfkeleniyorum işte. Kim ve ne yerine koyabiliyor bu insanlar kendilerini ki bizim gibi insanları tek bir etiketin altında kategorize edip ‘Laikler de şöyledir işte’ deme hakkını kendilerinde görüyorlar? Böyle bir şeye hakları yok, o yüzden de yaptıklarına saygı duymuyorum. Benim için insan hakkı olan, onlar için kul hakkı olan şeyi gözetmiyorlarsa saygı duymam.

HÜKÜMETE O SÜREÇTEKİ İÇİŞLERİ BAKANLARINI SORGULA DERSEM BEN SUÇLANIRIM!

– 14 yıl sonra başlayan dava sürecinde Hablemitoğlu suikastının üzerine gidilmemesinde ihmali ya da sorumluluğu olan siyasetçi ve bürokratların sorgulanmasını istiyor musunuz?

Necip’in öldürülmesi sırasında ve sonrasında görev yapan bütün polislerin ve diğer yetkililerin listesi var. Kimler o tarihlerde ve sonrasında görev yaptıysa belli. Muhalefet partisinin soru önergesi verdiği dönemleri ve verilen yanıtları da kastediyorum. Bunun içinde Beşir Atalay var, Abdülkadir Aksu var, var da var. O dönemlerdeki en yüksek mülki amirleri düşünelim. Ben sadece ve sadece soruşturmada savcıya süreçte karşılaştıklarını söylemekle yükümlüyüm. Bunun dışında mülki idari yapıyla ilgili sorgulamayı ben yapamam. Bunu dile getirmem bile mümkün değil. Belki başka türlü bir iklimde olsaydık sorardım ama bu iklimde soramam.

– OHAL’in yarattığı iklimden mi bahsediyorsunuz?

Bence biz uzun süredir OHAL’deyiz. Bu hal uzun süredir OHAL. En azından benim için Necip’in öldürülmesiyle başlamış bir OHAL var. Aile yaşamım, mesleki yaşamım ve sokağa çıkmam da dahil buna. Buradan ne söylemeye çalıştığımı anlamışsınızdır!

Henüz katili ortaya konmamış, azmettiricileri ortaya çıkarılmamış. Üstelik de yıllarca birlikte çalışılmış bir kadroyla bu işin üzerine gitmeye çalışan bir hükümete ben diyeceğim ki içişleri bakanlarını da sorgula, onlar da sorumlu. Ben bunu söyleyemem çünkü o zaman ben suçlanacağım. Bugün bana sosyal medyadan saldıran saldırana zaten. Başka türlü bir saldırıyla karşılaşıp karşılaşmayacağımı bilmiyorum.

CİNAYETİN İKİ DAVAYLA TARİH ÇAKIŞMASINA BAKMAK ŞART

– Hablemitoğlu gibi siyasi bir cinayet olan Hrant Dink davasında AK Parti-Gülen kavgası patlak vermeden ismi belli olan sorumlular ne sorgulanmış ne de açığa alınmıştı. İki davanın benzerlik gösteren yanları var mı?

Orada bir fail fotoğrafı var elde, bizde hiçbir şey yok. Biz şu anda faili bilmiyoruz, görüntü de yok. Hrant Dink suikastında görsel birtakım deliller var. Kötü olan şu: Bir geçiş sürecinde işlenmiş bir cinayet bu. 3 Kasım 2002 seçimleri oluyor, 18 Aralık 2002’de Necip öldürülüyor. Çok daha ilginç bir tarihi çakışma var. 26 Aralık tarihinde Alman vakıflarıyla ilgili dönemin DGM’lerinde görülmeye başlanacak olan davada Necip tanık sıfatıyla müdahil olacaktı. Yine aynı süreçte, Fetullah Gülen örgütlenmesine dair dönemin DGM’lerinde başlayacak davalarda da Necip tanıklık yapacaktı. Nuh Mete Yüksel bunu açıkladı: “Ben zaten iddianamenin önemli bölümünü Necip Bey’in çalışmalarına dayanarak oluşturdum. Kamu kurumlarında hazırlanmış raporlarla birleştirdim” dedi. Bu tarihi çakışmaların dikkate alınması gerekiyor.

 

 

 

BU TARAF YA DA O TARAF ÖLDÜRMÜŞTÜR DİYEMİYORUM BELKİ BİR DİĞERİNE ‘BEN HALLETTİM SEN MERAK ETME’ DEDİ

– Necip Bey’in çalışmaları kadar bu tarih çakışmaları da sizin gözünüzde hem Alman vakıflarını hem de Fetullah Gülen teşkilatını şüpheli hale mi getiriyor o halde?

Bu taraf ya da o taraf diyemiyorum ben. Belki başka bir şeydir. Basının birtakım spekülatif yönlendirmelerinin de olduğunu söyleyebilirim. O dönemde konuşan birtakım kanaat önderleri ve adının yanında ‘uzman’ yazan insanlar farklı yorumlarda bulundular! Ama ben şöyle yorumluyorum: Bir akademisyen, ağırlıklı olarak dış Türkler çalışıyor, Türkiye’nin karşı karşıya olduğu şeriatçı terör tehlikesi ve cemaatler üzerinde çalışıyor. Yabancı STK ve vakıfların o dönemde Türkiye’de herhangi bir yasal düzenlemeye tabi olmadıklarını ortaya koymuştu. Necip’in ölümünden sonra Vakıflar Yasası değiştirilerek yeni bir düzenleme yapıldı. Dolayısıyla bu cinayetin içinde herkes olabilir. Üstelik de biri diğerine ‘Ben hallettim, sen merak etme’ gibi bir şey de söylemiş olabilir. Buradaki uluslararası ya da yerel alışverişleri bizim tahayyül etmemize imkân yok.
Yerel taşeron, küresel bir işbirliği olabilir.

– Yerel taşeron derken Fetullah Gülen’i mi kastediyorsunuz?

Bizim iddianame 15 Temmuz’dan önce hazırlanmaya başlanmış. İçinde Hablemitoğlu suikastının karartıldığına, görevlilerin sorumluluklarını yerine getirmediklerine dair birtakım bilgiler var. Böyle olunca biz FETÖ/PDY çatı davasına müdahil olmak istedik. 22 Temmuz’da dava kabul edildi, biz de dilekçemizi 25 Temmuz’da verdik. Müdahilliğimiz kabul edildi. Ama şu an benim görüştüğüm Savcı Cem İşçimen bu davayla ilgili 1.5 yıla yakındır çalışıyor. Çatı davadan sonra ne olur onu bilemiyorum.

– Eski emniyet müdürlerinden Hanefi Avcı iki yıldır ‘Hablemitoğlu’nu Cemaat öldürmüş olabilir’ şeklinde demeçler veriyor. Sizinle temasa geçti mi Hanefi Avcı ve benzeri isimler?

Hayır. Zaten isteseler de görüşmem. Asla görüşmem öyle emniyetçiyle falan. Güven duymuyorum ki. Benim güvenim o akşam sarsıldı, bir daha toparlamaya imkân yok.

 

 

SAVCI İŞÇİMEN’LE GÖRÜŞÜNCE SIRTIMDAKİ YÜKÜN YARISINI BOŞALTTIM DAHA ÖNCE HEP CİDDİYE ALMADAN DİNLEDİLER

– Yeni dava sürecinde ‘Fail şu, arkasında şunlar vardı’ şeklinde net bir tablo ortaya çıkarılsa bile devlete güveniniz oluşmaz mı?

Oluşur tabii ki. Zaten Savcı Necip Cem İşçimen ile yaptığımız görüşmeden sonra o akşam sırtımdaki yükün yarısını boşaltmış gibi hissettim. Çünkü bundan önce hep şöyle şeyler yaşadım. Olayın yaşandığı gece sabaha kadar emniyette kaldım. Bir başka sefer 12 saat dinlediler. Emniyete çok sık gidip geldim. Bilmiyorum diğer olaylarda eşler benim kadar sık emniyete gidip geldi mi? O açıdan da çok kızgınım. Bu cinayet bugün olsaydı gitmezdim ‘Ne işiniz var, def olun gidin’ derdim. Bu kadar da amiyane söylüyorum.

– Yasınıza saygı duyulmadı anlamında mı söylüyorsunuz bunları?

Hiç kimse duymadı. O anın sıcaklığıyla bir yandan aklınızın bir yanı ‘Aman Şengül yardımcı ol, yol alınsın’ diyor. Bir yanınız da ‘Bunlara mı anlatıyorum ben’ diyor. Ciddiye almadan dinliyorlar, yargılayan bakışlarla. Duvara konuşuyormuşum gibi hissettiğim geceler oldu. 13 saat kaldığım akşam Ankara Emniyet Müdürü ve diğer görevliler vardı. Sonra sabah sekize doğru beni bir teşhis odasına indirdiler. Karşıma 4-5 kişi çıkardılar. Olay günü aracımın karlarını temizlerken birkaç şüpheli kişi gördüğümü anlatmıştım. ‘Bakın bakalım gördüklerinizden biri bunların arasında mı?’ dediler. Ben o an bağırmaya başladım çünkü karşıma dizdiklerinden ikisi biz daha önce konuşurken çay, meyve getiren kişilerdi. ‘Siz benimle alay mı ediyorsunuz’ dedim. Teknik bir yöntem olduğunu söylediler! O dönemin emniyet müdürünün tavrı da hiç hoş değildi.

– Kimdi o emniyet müdürü ve ne yaptı?

Ercüment Yılmaz. Beni o zaman Başbakan olan Abdullah Gül ile görüştürdü. Gittim. Ben içerideyken Ercüment Yılmaz’ın da içeri alınması gündeme geldi. Girdi içeri bana Abdullah Gül’ün yanında ‘Eşinizin başka çalışma mekânı var mıydı?’ gibi absürd sorular sordu. Dedim ki ‘Ercüment Bey bir haftadır bir sizinle birlikte uyumadığımız kaldı. O kadar zaman geçirdik, bunu bana sormanız için Başbakan’a gelmemize gerek yoktu’. Böyle trajikomik bir şey vardı karşımda. Çok sarsıcıydı benim için. Bütün o dönemdeki duygularımı tarif etmek için bir kelime icat etmem lazım. Bana yönelik bir nemelazımcılık, değersizleştirme… Bütün bunları hissettim. Öldürülerek ölmüş birinin geride bıraktıklarının hislerini asla anlayamaz kimse.

DEVLET İDEOLOJİK KÖRLÜĞÜN DIŞINA ÇIKAMADI

– Necip Hablemitoğlu suikastı özelinde devlet kurumlarında bir ideolojik körlük dönemi yaşandığını mı düşünüyorsunuz?

İdeolojik körlük de diyebiliriz, cehalet körlüğü de diyebiliriz. Çünkü bu kadrolarla bu kadar yakın temas içinde olunmasının en önemli nedeni bu cehalet körlüğü. Yeterli bilgi ve donanımı olan insanlarla hükümet edilmedi bu ülkeye. Çok daha bilgili, uzmanlaşmış insanlarla çalışabilirlerdi. O ideolojik körlüğün dışına çıkabilselerdi o zaman saygı duyardım.

– Hayata Necip Hablemitoğlu gibi Atatürk ilkeleri ve laiklik kavramı üzerinden bakan bir akademisyen ‘Gülen Cemaati bir suç örgütüdür ve sistematiği şudur’ şeklinde ciddi bir çalışma ortaya koyuyor. Eğer mesele Türkiye’yi arındırmaksa ve kurumların sağlıklı işleyişini sağlamaksa bu uyarıları yapan kişinin Atatürkçü mü muhafazakâr mı olduğunun ne önemi var?

Öteki buldukları insanların sözleri ya da bilgisi değer taşımıyor. Bu çok kötü bir şey.

Son bir haftadır bir de şunu duyuyorum: FETÖ’nün asıl müsebbibi laik kesimdir. Bu, kahkaha atmama neden oluyor. Katı laiklerle, sosyal barışı ve sosyal demokrasiyi önemseyen insanları aynı kefeye koyup ‘Bunu siz yaptınız’ derseniz yine samimiyeti kaybetmiş oluyorsunuz. O zaman bu yine fırsatçılığa evrilmiş oluyor. Madem bir şeyin üstünü kapattın, oradan barışa doğru yönelmek zorundasın. Toplumsal barışı her sabote edeceğimiz adım bize bumerang olarak başka sorunlarla dönecek. Tekrar eski retoriğinle geliyorsan benim önüme ben buradaki samimiyeti sorgularım.

KORKSAYDIM ZEKERİYA ÖZ’Ü ‘RÜYASINDA BİLE GÖREMEZ’ DİYE REDDETMEZDİM

– Türkiye toplumsal olarak 15 Temmuz’da yaşadığı travmayla yüzleşip kayıplarının yasını gerçek manada tutabildi mi?

Yüzleşemedik bununla. Ölenleri şehit olarak tanımlamak olayı kabul edilebilir hale getiriyor. Mesela ben hiçbir zaman eşime şehit demedim, demem. Devlet de demesin aman! Şehit değil, katledildi. Siz istediğiniz kadar o insanları yüceltin, bir yere koyun. Kayıp yaşayanların şurasındaki acıyı asla dindirmediği gibi bazen daha da kanırtabilir. Bakın şu örneği hatırlayın. 15 Temmuz gecesi ölenlerden biri Yeni Şafak foto muhabiri Mustafa Canbaz’dı. Sonra ailesini Beştepe’de saraya çağırdılar. Eşinin orada yaşadığı travmayı hatırlayan var mı acaba? Orada o gecenin görüntüleri izlettirilince sesleri duyunca aile orayı terk etmek zorunda kaldı. Bu patolojiye dönüşüyor. Siz bu söylemlerle o patolojiyi besliyorsunuz. 15 Temmuz gecesi camilerden sala okunmasını eleştirenlere tepki gösterdiler. Benim her duyduğumda tüylerim diken diken oldu. Sadece ölümü çağrıştıran bir şey bu. Tabii aradan zaman geçmiş, bir de laik biriyim ya bu hükümete de oy vermedim ya bunları söylemenin hiçbir değeri olmadığını biliyorum.

– Bunları söylerken hiç tedirgin olmuyor musunuz? 14 senedir beklediğiniz bir dava yeni açılıyor. Siyaseten ve yaşam tarzı olarak nerede duyduğumu hatırlatırsam acaba Hablemitoğlu suikastıyla ilgili mahkeme süreci akamete uğrar mı diye kaygınız yok mu?

Bugüne kadar böyle bir korkum hiç olmadı. Bakın Zekeriya Öz Ergenekon sürecinde bir gazete muhabiriyle bana ‘Bu davaya müdahil olsunlar’ diye haber gönderdi. Korksaydım onu ‘Rüyasında bile göremez’ diye reddeder miydim? Ben güven duymadım orada yapılanlara.
Bu adam benim kocamdı, sevgilimdi, arkadaşımdı, zaman zaman babam ya da oğlum. Ama ben onu hayatımda bir yere koydum. Onunla ilgili bu süreci kariyerim olarak görüyorum. Bu kariyerim orada duruyor. Laik biri olarak toplumsal hayata dair gözlemlerimi ise bir akademisyen olarak paylaşıyorum. Bir profesörüm, yıllarımı verdiğim bir yas çalışması var, yıllarımı verdiğim öğrenci iletişimim var. Onlara bu ülkede sosyal hizmetin nasıl olduğunu ve olması gerektiğini anlatıyorum. Ben bunları ayırt edebiliyorum. Ben dava süreciyle kendi akademik duruşumu ayırt edebiliyorum, devlet de ayırt edebilsin. Devletin ideolojisi olmaz. Devletin tek ideolojisi bütün vatandaşlarına eşit bir biçimde yaklaşmak olmalıdır. Belki çok ütopik bir şey söylüyorum.

 

 

 

MİT’ÇİYİZ DİYE GELENLER ÇALIŞMA ODASINA GİRMESİN DİYE ARKADAŞLARIM ETTEN DUVAR ÖRDÜ

Ben ‘Köstebek’te yazılanların önemini ve bu adamların nasıl çalıştığını biliyordum. Cinayetin ardından inanın şoktayım, ne yaptığımı bilmiyorum. Çocukluk ve üniversite arkadaşlarım koşarak geldi. Necip’in 4-5 metrekarelik çalışma odasının kapısının kilidi bozuk onu hatırladım ve kapıyı bağladım. Tabii bunları şuursuzca, mekanik olarak yapıyorum o an. Arkadaşlarıma dedim ki ‘Bu odaya kimseyi sokmayacaksınız’. Onlardan biri taburenin üstünde kapının önünde oturuyor. Ben emniyete götürüldükten yarım saat sonra iki kişi geliyor ve şöyle diyorlar: ‘Biz MİT’ten geliyoruz, hocanın odasına bakacağız’. Bizimkiler ‘Asla’ diyorlar ve kapının önünde etten duvar oluyorlar. Biz daha sonra odadan incelemeye götürülecek şeyleri bir tutanakla dökümünü yaparak verdik ve yine tutanakla geri aldık. Sadece kitap özelinde konuşuyorsak onun basılabilmesinin şöyle bir garantisi daha vardı. Tarihi atıp noktayı koyduğunda e-posta ile bütün yakın arkadaşlarına, gazete arkadaşlarına yolladı. Benim yanımda yaptı bunu. Kitap zaten basılmadan dağılmıştı.

CEMAAT GAZETESİ PKK’LI DİYE SAHTE AA HABERİ YAPTI

Sahte belge ve bilgi üretiminden Necip de nasibini fazlasıyla almış bir isimdir. Cemaat gazetelerinden biri bir gün Anadolu Ajansı mahreçli bir haber yayınladı Necip hakkında. Necip’in Ankara Bahçelievler civarında bir PKK hücre evinde gözaltına alındığına dair bir haberdi. Necip o gazeteye dava açtı çünkü avukatı Anadolu Ajansı’na sizden böyle bir haber çıktı mı diye sordu, hayır cevabını alınca Necip dönemin Ankara Emniyet Müdürü’ne gitti ve ‘Böyle bir haber nasıl yapılabilir’ diye sordu. Adam ‘Sizin bizde böyle bir kaydınız yok’ dedi. Biz o tazminatı davasını kazandık.

 

2008 HABERLERİ

 

Melih AŞIK  Açık Pencere

Cesur adımlar
Hukuk adamları, Yargıtay, Danıştay, barolar, açıklama üstüne açıklama yapıyor…
Sağduyulu çevreler, AKP’ye, türbanı serbestleştirme macerasında laikliği ve hukuku deldiğini üzerine basa basa anlatıyor…
Üniversite rektörleri aynı görüşteler…
Uygulama hem Anayasa’nın temel ilkelerine aykırı hem üniversitelerin düzenini altüst edecek nitelikte…
Yargıtay Onursal Başkanı Sabih Kanadoğlu günlerdir Anayasa’da yapılan değişikliğin türbanı serbest bırakmayacağını, 17. maddede öngörülen değişikliğin de Anayasa Mahkemesi’nden döneceğini söylüyor.
Profesör İbrahim Kaboğlu Anayasa’da değiştirilen maddelerin bizatihi Anayasa’nın diğer maddelerine aykırı olduğunu anlatıyor, üniversitede serbest bırakılacak türbanın liselerde ve kamu kuruluşlarında da serbest kalmaması için sebep kalmayacağını dile getiriyor…
İktidarın Anayasa Hocası Prof. Ergun Özbudun, dün aktardığımız gibi, mevcut düzenleme ile türbanlıların başı açıklara baskı yapmasının önüne geçilemeyeceğini, bunun da rejimin sonu olacağını anlatıyor…
Sonuçta, yasal olmayan düzenlemelerle türbana yalnız üniversite değil liseler ve kamu kuruluşlarında da kapı açılıyor… Laiklik deliniyor… Üniversiteler kargaşa içine itiliyor… Ama dinleyen kim?
Erdoğan doludizgin gidiyor… Ama nereye?

İran’da içki içen bir kişi idam cezasına çarptırılmış.
İçkinin sağlığa zararlı olduğunu biliyorduk da bu kadarını tahmin etmiyorduk…
Haldun Ertem

* “Laik düzen kızların okuma özgürlüğünü engelliyor” diyorlar. Laik cumhuriyet öncesinde kızların okuma, çalışma, seçme, seçilme hakkı varmış gibi…
Gülhan Elmas
Harçta rekor!

Paralı üniversite uygulaması galiba başladı! Trakya Üniversitesi’nde bu yıl açılan Mütercim Tercümanlık bölümü öğrencileri ilk taksit olarak 708 YTL ödeyip kayıt yaptırdılar. İkinci dönem için yine böyle bir rakamın gelmesini bekliyorlardı. Ne geldi biliyor musunuz? 3666 YTL… Okul yönetimi, rakamın Bakanlar Kurulu’nca belirlendiğini söylüyor. Bölümde okuyan 31 öğrenci 4.5 milyar liraya yaklaşan ücreti ödeyecek durumda değil. Anlaşılan YÖK Başkanı, müjdesini verdiği paralı üniversite uygulamasını Trakya’da başlattı… Ya da büyük bir yanlışlık var ortada…
Acı bir mektup…

Çağdaş Eğitim Vakfı, 4 MHP milletvekili, Prof. Mithat Melen, Gündüz Aktan, Ertuğrul Kumcuoğlu ve Deniz Bölükbaşı’na gönderdiği acı mektupta diyor ki:
“Partiniz MHP’nin, AKP’nin Türkiye’yi İslam ülkesine dönüştürme girişimlerine verdiği koşulsuz destek hiç kuşkusuz hepiniz adına tarihe kara bir sayfa olarak geçecektir. Bizleri asıl şaşırtan husus; çağdaş uygarlığı görmüş, yaşamış ve değerini bilme durumunda olan sizlerin, partinizin bu eylemlerini açıkça benimsiyor ya da suskun ve sessiz izliyor olmanızdır.”
Ah biz eşekler!

Ahmet Nesin, ağabeyi Ali’ye babasının “Ah biz eşekler” adlı öyküsünü tavsiye etmişti. Kimi okurlar öyküyü merak etmiş… Takdim edelim:
“Eskiden eşeklerin kendilerine özgü zengin bir dilleri varmış. Kendi ülkelerinde eşekçe konuşurlar, yazışırlarmış.
Günün birinde kurt sürüleri, eşeklerin ülkesine saldırmış. Eşekler, kurtların saldırıya geçtiğini haber almışlar ama ‘Yok canım, kurtlar ne diye bize saldırsın’ diye kendilerini avutmuşlar.
Kurt sürüleri yaklaştıkça kurt kokusunu da almaya başlamışlar ama, ‘Yok canım, kurt değildir, inşallah kurt değildir,’ diye yine kendilerini avutmuşlar.
Kurtlar daha da yaklaşmış, ayak sesleri duyulmaya başlamış, eşekler yine kendilerini avutmuşlar; ‘Kurt değildir, ne diye kurt olacakmış…’
İyice yaklaşan kurtları gözleriyle görmüşler, ama gönülleri el vermediği için ‘Bunlar kurt değil, kurda benzer bir şeydir’ diye savunmuşlar.
Sonunda kurtlar dişlerini sağrılarına geçirince eşekler de gerçeği anlayıp can acısından haykırmaya başlamışlar:
‘Aaaaaa! Ooooo’.
Korkudan dilleri tutulduğundan başka bir şey konuşamıyor, salt ‘Aaa, oymuş, kurtmuş’ anlamına, salt ‘Aaaa! Oooo’ diyebiliyorlarmış.
O zamandan beri eşekler dillerini unutmuşlar ‘Aaa-ooo!’ diye anırmaya başlamışlar.
Biz aydınlar, kurdun pençesi yakamıza yapışınca, dişleri ensemize geçince korkudan dilimiz tutulup haykırıyoruz. Daha önceleriyse gönlümüze göre gerçek uyduruyoruz. Üstelik bu avuntunun adını da “iyimserlik” koymuşuz; Gerçekçi iyimserlik.”
“Toptan”cı sansür

Büyük Millet Meclisi çalışıyor mu? İktidarın öncelik verdiği konularda çalışıyor… Diğer konularda çalışmıyor… CHP’li Muharrem İnce, Başbakan ve Milli Eğitim Bakanı’nın cevaplaması isteğiyle iki soru önergesi vermiş. İçtüzüğe göre bu önergelerin 15 gün içinde yanıtlanması lazım. Ne var ki önergelerden biri 111 diğeri 139 gündür cevaplanmamış. Bu arada İnce’nin bazı önergeleri de “içtüzüğe aykırı” diye geri dönüyormuş. İnce soruyor:
– Benim önergelerim içtüzüğe aykırı da bir önergenin 139 gün cevaplanmaması aynı içtüzüğe aykırı değil mi?

MİLLİYET / 07.02.2008

TEMPO: ÇEV VE ÇYDD yöneticilerinin iddiası

Atatürkçü dernekler, AKP’nin baskısı altında

Türbana özgürlük tartışmalarının tavan yaptığı bugünlerde, ciddi bir özgürlük ve var oluş sorunu yaşayan bir kesim daha var. Atatürkçü dernek ve vakıfların iddiasına göre, son dönemde karşılaştıkları baskı yöntemleri, onları hizmet veremez noktaya getiriyor. Onlara göre bunun en önemli nedeni, Atatürkçü duruşları

***
Güçlü Özgan
gucluozgan@gmail.com

***

Türban konusundaki yasal değişiklikler, bölünmelere ve kutuplaşmalara neden oluyor. Kutuplaşmanın temelinde ise ‘özgürlük’(!) tartışması bulunuyor. Tüm bu toz duman arasında, bir kesim sesini duyuramıyor. Kendilerini Atatürkçü safa konumlandıran bazı dernek ve vakıflar ‘sınırlamadan’, ‘bürokratik ve psikolojik baskıdan’ şikâyetçi. İddialarına göre, bu baskının temelinde dinci yapılanma yer alıyor.

Söz konusu baskı iddiaları üzerine, birçok sivil toplum örgütüyle konuştuk. Birçoğu, var olduğunu ileri sürdükleri ‘baskı’nın daha da artmasından korktukları için isimlerinin açıklanmasını istemedi. Fakat Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV ) ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) başkanları, açıkça sorularımızı yanıtladı. ÇEV Başkanı Gülseven Yaşer’in anlattıkları, bürokratik baskıların kapsamını; ÇYDD Başkanı Prof. Dr. Türkan Saylan’ın söyledikleri ise psikolojik baskının boyutlarını örnekler nitelikte.

***

Mali denetim kâbusu

***

ÇEV Başkanı Gülseven Yaşer, bugün vakfı kilitlemeye dönük bir hamle olarak nitelendirdiği ve iki haftadan fazladır devam eden mali denetimin şekli ve içeriğinden şikâyetçi. Ona göre bu, AKP yönetiminin bir operasyonu. Gülseven Yaşer, vakıf üzerindeki bugünkü baskıları anlatırken, önce geçmişte yaşadıklarından örnekler veriyor: “Çağdaş Eğitim Vakfı’nın Fethullah Gülen hareketine karşı yaptığı çalışmalar nedeniyle başımıza gelmedik kalmadı. Bundan önceki yıllarda, yapılan bir polis baskınında, güya kütüphanemizde PKK’nın yayın organları bulunmuştu. Bunlarla ilgili davalar açıldı hakkımızda. Elbette hepsinden beraat ettik.”

Yaşer, bugünkü mali denetimin boyutlarını anlatırken de benzer çalışmaların dini söylemi benimseyen dernek ve vakıflara yönelik olarak yapılmadığını iddia ediyor. ÇEV Başkanı’na göre, bugün yapılanlar ise 28 Şubat’ın intikamı.

“28 Şubat sürecinde bölücü ve dinci vakıf ve derneklerle ilgili bir genelge yayımlanmıştı. Buna göre, bu tür vakıflar istenildiği zaman, istenildiği şekilde denetlenebilecekti. O dönemde yayımlanan genelgeyi kullanarak, şimdi bizim üzerimize geliyorlar. Birkaç hafta önce de böyle bir durumla karşı karşıya kaldık. Bir grup, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nden, müftülükten, emniyet ve Milli Eğitim Müdürlüğü’nden yetkililer ile birlikte gelip denetleme yapmaya kalkıştılar. İlk üç gün ses çıkarmadık. Ama baktık ki sürekli birtakım evrakımızı alıp götürüyorlar ve buna dair bir belge de vermiyorlar. Bunun üzerine valiliğe şikâyette bulunduk. Bunun üzerine valilikten bir izin kâğıdı alıp geldiler. Önce 2007 mali kayıtlarımızı inceleyeceklerini söylediler. Ama sonradan iş değişti. 2003’e kadar geri gitmeye karar verdiler. Bunun, vakfı kilitleyerek çalışamaz hale gelmesi için bir çaba olduğunu göreceksiniz. Örneğin 2003’ten beri burs alan öğrencilerin TC kimlik numaralını istediler. Ama o dönemde kimlik numarası işlemi başlamamıştı ki…”

Gülseven Yaşer’in vakfın çalışmalarını kilitleme amacını taşıdığını iddia ettiği ve kendilerinden talep edilen bilgiler şöyle: Tüm vakıf yöneticilerinin mal bildirimi, vakfın demirbaş listesi, 2003-2007 yılları arasındaki burs alan öğrencilerin TC kimlik numaraları, vakfa para yardımı yapanların listesi, mütevelli heyetinin isimleri ve kimlik numaraları, 2003’ten beri mal ve hizmet alış faturalarının listesi, 2003’ten beri yardım yapanların ve yardım miktarının listesi…

Yaşer, bu durumu şöyle değerlendiriyor: “Bu istenilen bilgiler, bize göre yönetimde bulunanların ve vakfa yardım edenlerin kendilerini rahatsız hissetmeleri için yapılan çalışmalar. Zaten bu düşüncemi de denetlemeye gelenlere söyledim. ‘Size adeta gidin ve orada bir şey bulun demişle’ diye. Bizim bütün hesaplarımızı kontrol eden yeminli mali müşavirimiz var, bir serbest muhasebecimiz var, bir de AB ile olan parasal ilişkilerimizi kontrol eden uluslararası denetim firmamız var. Biz özellikle mali çalışmalarımızı son derece dikkatli ve ciddi şekilde yapıyoruz. Çünkü bu konuda bir hata yapma hakkımız olmadığına inanıyoruz. Aksi takdirde başımıza ne gibi belaların geleceğini biliyoruz.”

İddialara göre baskılar, sadece vakfın mali yapısına yönelik denetimle bitmiyor. Dışarıdaki çalışmaları da ‘yasal prosedüre uymayan’ yöntemlerle engellenmek isteniyor. Evlerin kurşunlanması gibi…

***

Psikolojik baskı

***

ÇYDD Başkanı Prof. Dr. Türkan Saylan, üzerlerindeki dinci baskının sadece bu hükümet dönemiyle sınırlandırılamayacağını söylüyor. Prof. Saylan, önemli bir konunun üzerinde duruyor. AKP hükümetinin vakfın işleyişini engelleyecek açık bir eylemi olmasa da, gelebilecek her türlü tehdide karşı hazırlıklı olduklarını söylüyor: “Üzerimizdeki dinci baskı, 1990’ların sonlarında, özellikle de Fethullahçı hareket tarafından olmaya başladı. Bunların baskılarıyla hakkımızda defalarca davalar açıldı. Zaten bu davalar sayesinde ben bir hukukçu formasyonunu kazandım.”

Prof. Saylan, dernek merkezine açıktan bir baskı olmasa da il ve ilçe örgütlerine yönelik baskıların halen devam etmesinden şikâyetçi. ÇYDD Başkanı, Türkiye’nin önünde Avrupa Birliği havucu olmasa ve AB içinde bu kadar çok tanınmayan bir dernek olmasalar, diğer derneklere yapılan baskıların benzerlerinin kendilerinde yöneleceğinden emin.

“İl örgütlerine zaman zaman baskılar oluyor. Mesela polis gelip, ‘Burs alacak çocukları bana getireceksiniz, ben karar vereceğim burs alıp almayacağına’ diyor. Oysa değişen yasa nedeniyle polis bu işlere karışamaz. Ama onlar bunu kabullenmekte zorlanıyorlar. Bu tür baskıları engellemeye çalışıyoruz. Son dönemde, PKK’lılara burs verdiğimiz iddiası sık sık gündeme geliyor. Oysa biz, burs vereceğimiz kişilerden sabıka kaydı, hatta ailelerinin sabıka kaydını istiyoruz, üniversitelerden devam edip etmediklerine dair belgeler istiyoruz. Arada birkaç sızma olabilir. Ama biz de bir ceza almaları durumunda bağlantımızı hemen kesiyoruz zaten.”

Prof. Saylan, bu potansiyel tehdidin nedenini ise şöyle açıklıyor: “Hükümetin, benim Adnan Menderes hatırlatmalarıma ve ‘Ben halkım, ben bir şey istemeden bu ülkede hiçbir şey olmaz’ söylemlerime kızdığını biliyorum. Bunları darbe çağrısı olarak yorumluyorlar. Ama ÇYDD’den bir çekinceleri var. Bunu görüyorum. Ama belki de alttan alta bir şeyler hazırlıyorlardır. Ama emin olun, her türlü gelişmeye karşı hazırlıklı olmaya çalışıyoruz. Bir açığımız olmamasına rağmen bunu söylüyorum. Çünkü benzer bir şeyi ÇEV’e yaptılar. Kütüphanesine PKK yayınlarını koyup, polis araması sonrasında dava açtılar. Bize de olabilir böyle bir şey.”

Türkan Saylan’ın en çok şikâyetçi olduğu konu ise bürokratik olmasa da, üzerlerindeki psikolojik baskı. Örneğin 2004’te özellikle hükümet yanlısı olarak bilinen medya organlarında haberleştirilen bir MİT dosyasından bahsediyor.

Medyada yer aldığı kadarıyla söz konusu raporda şu bilgiler yer alıyordu: “Protestanlığın Türkiye’de yayılması için faaliyet gösteren Dünya Kiliseler Birliği’nin ülkemizdeki temsilcisi durumundaki Amerikan Bord Heyeti, bu faaliyetlerini Sağlık ve Eğitim Vakfı eli ile yürütüyor. Başkanlığını Gülseren Yaşer’in yaptığı Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV), American Bord ve SEV koordinasyon içinde olup, ÇEV deprem sonrası Amerikan Bord’tan yardım istemiş. Başkanlığını Türkan Saylan’ın yaptığı ÇYDD hakkında Atatürk İlke ve İnkılaplarını kalkan olarak kullanıp, birçok kişi ve kuruluştan yardım adı altında para topladığı ihbarları sonucu denetime tabi tutulmuş ve Dernekler Kanunu’nun 62 ve 85/2 maddesine muhalefeten 5 Şubat 2001 tarihinde Maltepe Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusu yapılmıştır. Profesör Türkan Saylan hakkında yapılan incelemede annesinin Raber rağmen ve Mina Verlig kızı, 1324 (1908) Bermingen İngiltere doğumlu ve Katolik Hıristiyan olduğu, Lili Mina Raiman ismini taşımakta iken 1936’da Leyla ismini aldığı hususları tespit edilmiştir.”

Saylan bu iddialar ile ilgili olarak şunları söylüyor: “2004 yılının Temmuz ayında dinci basına sızdırılan bir MİT raporu da canımızı oldukça sıktı. Raporun altında Cemalettin Uzgören diye bir imza atmışlar. Buna göre annem Hıristiyan olarak ölmüş, ben de misyonerlik faaliyeti yürütüyormuşum. Oysa annem İsviçre’den gelip babamla evlenirken Müslüman olmuş biz de vefatından sonra bir Müslüman olarak cenaze törenini gerçekleştirdik. Dolayısıyla bu raporda iddia edilen hiçbir bilgide doğruluk payı yoktu.”

25 bin kıza burs verdiklerini, dolayısıyla bu kızları hiç kimsenin kapatamayacağını, hiç kimsenin berdel edemeyeceğini söylen Saylan, kendilerine yönelik haksız iddiaların sadece dinci kesimden gelmediğini, ÇYDD’ni tehlike olarak gören her kesimin farklı iddialarda bulunduklarını söylüyor ve bu durumu şöyle özetliyor: “İslamcılara göre ben bir misyonerim. Türkiye’de 37 tane kilise açmışım. Kızları gavur ediyormuşum, İncil dağıtıyormuşum. Vatanseverlere göre ben Kürtlere ve PKK’lılara destek veriyorum. Milliyetçi Kürtlere göre de, biz Kürt çocukları himayemize alıp, eğitim vererek asimile ediyoruz. Bir kısım Atatürkçülere göre de AB’den destek aldığımız için vatan hainiyiz ve Sorozcuyuz. Danone ile yaptığımız bir çalışmanın afişinde bir çocuk fotoğrafının üzerine “gülen gelecek” diye yazdığımız için kendi arkadaşlarımız tarafından Fethullahçı olmakla bile suçlandık.”

Yaptığımız birçok görüşme sonucunda başka Atatürkçü dernek ve vakıfların üzerinde de benzer baskıların varlığına şahit oluyoruz. Bu gibi örneklerin sayısını arttırmak mümkün. Örneğin bir derneği bütün defterlerine el konulduktan sonra, sizden bunları almadık denmesi ve kaybolan kayıtlarla ilgili bilgi istenmesi son derece sıradan bir olay bu süreçte.

TEMPO / 21.02.2008

21.yy. Türkiyesi’nde Gölgelere Saklanan, Örtüler İçinde Bir Figür

“8 Mart Dünya Kadınlar Günü” kapsamında gündemimize aldığımız “şiddet” konusunda İstanbul’da 17bin 307 ve İstanbul dışında 6 bin 341 olmak üzere toplamda 23 bin 648 kişiye ulaşmış olan Çağdaş Eğitim Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Gülseven Yaşer ile görüştük ve bu konuda detaylı bilgi aldık….

Acil Yardım Hattınıza başvurular ne kadar oluyor ve başvuranlara ne kadar ve nasıl yardımlarda bulunuyorsunuz?
Acil Yardım Hattı çalışmasının temeli 2004–2007 yılları arasında İstanbul Valiliği, Hürriyet ve CNN Türk ile birlikte yürüttüğümüz “Aile İçi Şiddete Son! Kampanyası”’na dayanmaktadır. Bu kampanyada şiddetle ilgili farkındalık eğitimini İstanbul’da 17 bin 307 kişiye ve İstanbul dışında 6 bin 341 kişiye ulaştırdık. Bu eğitimler sonucu mağdurların doğru bilgi ve yönlendirme alabilecekleri bir oluşuma ihtiyaç duydukları fark edilerek yeni bir proje yapılması öngörülmüştür. Vakfımızın Hürriyet’le birlikte ve AB desteği ile haftada 7 gün 24 saat hizmet vermek üzere 15 Ekim 2007 tarihinde açmış olduğu “Acil Yardım Hattı”na Aralık ayı sonuna kadar 2500’ün üzerinde çağrı geldi. Yanlış, sessiz, tekrar ya da hattan acil vakalar için yapılan aramaları çıkardığımızda; Arayan mağdur, mağdur yakını ve mağdur tanıdığı sayısı: 709. Mağdurların 1/3’ü fiziksel şiddetten şikâyet ediyor. Bunun 1/3’ü ise fiziksel şiddetin yanı sıra diğer şiddet türlerine maruz kalıyor. Mağdurların 1/4 ü sözel, duygusal şiddete maruz kaldığını ifade ediyor. Cinsel, ekonomik ya da sosyal şiddet şikâyeti ile arayan mağdurların oranı ise yüzde 7. Mağdurların yüzde 2’si erkek. Yaş dilimi 15-70. Arayan saldırgan sayısı 7. Üçü yardım istedi, biri hakarette bulundu, birine acil yardım yapıldı(çocuğunu öldürme korkusu ile arayan anne- aslında eşinden duygusal ve sosyal şiddet gördüğü için aynı zamanda mağdurdu),üçü ise sığınma evine giden eşlerinin yerini sordu.
Hattı arayan mağdurun karşısına bu konuda eğitim almış psikolog çıkıyor. Öncelikle sakinleştirerek ne tür yardıma ihtiyacı olduğunu belirliyor ve ihtiyacına göre uygun kurumlara yönlendiriyor. Hatta hafta içi yarım gün bir avukatımız görev yapıyor ve mağdurları hukuki hakları ile ilgili olarak bilgilendirip yönlendiriyor. Acil durumlarda İstanbul’da projeden eğitim almış polisler ile kontak kuruluyor ve mağdur koruma altına alınıyor ve gerekirse sığınma evine gitmesi için destek veriliyor. Bugüne kadar 18 acil vaka geldi.

Geçmiş yıllarda dayak yediğini açıklamış olan ünlülerden olan Deniz Akkaya: `Bugün olsaydı dayak yediğimi söylemezdim, o konuda yalan atardım` dedi. Bu konuda neler diyeceksiniz?
Bazı toplumsal öğretiler(kol kırılır yen içinde kalır gibi) şiddetin gizli kalmasını pekiştiriyor ne yazık ki. Mağdurlar yaşadıklarını açıkladığı için çoğu zaman çevresinden, yakınlarından tepki görüyor, şiddete neden olabilecek bir davranış, bir tutum aranıyor. Oysa neden ne olursa olsun şiddetin mazereti yoktur. Ne yazık ki bu aşama, birçok şiddet gören kadını ürkütüyor, açıklamasına engel oluyor ya da açıkladığı için pişmanlık duyuyor, mahkeme aşamasında davadan vazgeçiyor ya da yakınlarının baskısı ile vazgeçiriliyor. Bu durumda Deniz Akaya’ da bir anlamda böyle bir baskı, özellikle basından yöneltilen bir şiddet yaşadı ve tıpkı diğerleri gibi ürküntü ve pişmanlık duydu, utandırıldı sanırım. Bu haliyle tepkisinin diğer şiddet gören kadınlardan farklı olmadığını söyleyebiliriz.
Ama biz kampanya olarak Deniz Akkaya’nın açıklamasının “Deniz Akkaya bile açıkladı, ben neden susayım” şeklinde algılandığını umuyoruz. Çünkü sustukça, geri çekildikçe şiddet gösteren değil, şiddet gören utanıyor, zarar görüyor. Şiddet gösteren bir şekilde güçleniyor. Ayrıca araştırmalara göre şiddet açığa çıktıkça, şiddet gösteren çevreden olumsuz tepki aldıkça şiddet davranışı azalıyor. En önemlisi aile içinde şiddet yaşandığında çocuk öğrenir, yarın okulda, ilerde daha farklı ortamlarda şiddet gösterme olasılığı artar. En çokta kendi kurduğu aile ortamına şiddeti taşıyacaktır. Bu durumda tüm toplum olarak olumsuz etkilendiğimizi göz önüne alarak şiddetin aile içi bir durum olmadığını söyleyebiliriz. O nedenle şiddet görenlerin susmamasını, şiddeti kabullenmemesini diliyoruz.

Erkeğine şiddet uygulayan kadınlar için neler diyeceksiniz?
Aslında ülkemizde erkeklere yoğun olarak sözel ve duygusal şiddet uygulanıyor. Bize gelen erkek mağdur telefonlarında genellikle psikolojik şiddet ifade ediliyor ya da eşinin akrabaları ile birlikte kendisine fiziksel şiddet uyguladığını söyleyenler oluyor. Sayıları çok az da olsa eşlerinden şiddet gören erkekler de var. Tıpkı kadına karşı şiddette olduğu gibi erkeğe, çocuğa ve yaşlıya karşı gösterilen şiddet de kabul edilemez. Öte yandan görsel ve yazılı medya yoluyla şiddeti pekiştiren birçok yayın izliyoruz ne yazık ki. Kampanya olarak basında şiddetin nasıl haber yapılması, dilinin nasıl olması gerektiği ile ilgili bir kitapçık Hürriyet tarafından hazırlandı ve özellikle aralık ayında gerçekleştirilen “Medya ve Şiddet” isimli uluslar arası sempozyumda dağıtıldı. Bu sempozyum sırasında bazı film yapımcıları ve senaryo yazarları insanın iki temel güdüsüne (şiddet ve cinsellik) hitap eden yapımların çok yüksek reyting aldığından, bunun da yaptıkları her şeyi etkilediğinden söz ettiler. Bu çok güç bir mücadele. Görsel ve yazılı basında yer alan her kişinin olduğu kadar reyting oranlarını artıran izleyicinin, eğitimcilerin, karar mekanizmalarının ya da yürütücülerin de önemli sorumlulukları var.

Sizce bu konuda başka neler yapılabilir?
Öncelikle öfkemizi kontrol etmeyi öğrenmeliyiz. Bunun için daha en başından eğitim sistemine öfke kontrolü, sorunlarını uygun yöntemlerle çözme, baş etme becerileri geliştirme, etkili iletişim gibi konuların yer aldığı bir ders koyulmalı.
İkinci olarak sığınma evleri artırılmalı. Özellikle hafta sonu ve akşamları tüm sığınma evlerinin kapalı olması ve yeterli ara istasyon olmaması zorlayıcı bir durum.
Ayrıca mağdur kadınların çoğu bir gelirleri, gidecek bir yerleri olmadığı için katlanıyor şiddete. Bunu önlemenin yolu onlara belli bir süre asgari geçim sağlanması olabilir.
Ama şiddet konusunda ülkemizde temel sorun kadınların giderek toplum ve iş yaşamından uzaklaştırılmasında yatıyor. Kadının erkeğin arkasında ikinci sırada bir varlık olarak algılanması, yaşamı ile ilgili kararların çevresindeki erkekler ( Baba, erkek kardeş ya da eş) tarafından alınıyor olması kadına her türlü şiddetin, psikolojik, ekonomik, ya da maddi olarak uygulanmasını kolaylaştırıyor. Cumhuriyetin, erkeğin yanında toplumun her tür kesiminde görev alan, yaşamını kendi yönlendiren çağdaş kadını, 21. yüz yıl Türkiye’sinde gölgelere saklanan, örtüler içinde bir figür olarak ortaya çıkıyor. Bu gerçeği değiştiremedikçe, kadınlarımızı, kızlarımızı özgür bırakmadıkça, toplumdaki egemen güçlerin! Kadına bakışını değiştireceğimize inanmak gerçekten çok güç.

Son olarak eklemek istediklerinizi alabilir miyiz?
Medyada, tek amacın reytingle bağlantılı olması, toplumun sosyal, kültürel, siyasal değişimini ve gelişimini engelleyen çok önemli bir faktördür. Kitle iletişim araçlarında politikaların sadece parasal kaygılarla programlanmaması gerekiyor. Belki bir gün medyanın sorumluluklarını hatırlayıp, toplumda yaşanan sorunların giderilmesinde etkin ilkeler ve politikalar benimsediği günleri görebiliriz.
Görsel ve yazılı basında cinsiyet ayrımcılığı yapılmaması, şiddet haberlerinin taraflı ya da ön yargılı bir şekilde verilmemesi, yozlaştırılmaması, mağdurları korumaya özen gösterilmesi en önemli dileklerimiz arasında…

ANKARA LİFE / 25.02.2008
MEB’in okullarda Atatürk köşesi şartını kaldırması sendikaların ve eğitimcilerin tepkilerine yol açtı

‘Okullar tarikatlara bırakılıyor’

*Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Koncuk, “Derhal yeni yönetmelikte değişikliğe gidilmelidir. Aksi takdirde sendika olarak yönetmeliğin iptali için dava açacağız” derken Eğitim-Sen Genel Başkanı Dinçer, “AKP hükümeti, yeni yönetmelikle bakkal açar gibi özel okul açacak’ diye konuştu.

NİHAN İNAL

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliği’nde, “Atatürk köşesi şartının kaldırılması” ve“Eski yönetmelikte özel okul ve eğitim kurumu kurucusu olmak için aranan ahlaken kötü bir şöhrete sahip bulunmama” şartının kaldırılması eğitim sendikalarının ve eğitimcilerin tepkilerine yol açtı. Sendikalar yayımlanan yönetmeliğin değişmemesi durumunda yönetmeliğin iptali için dava açacaklarını belirtirken eğitimciler, “Atatürk’le ilgili hiçbir maddenin üzerinde oynanmaması gerekir” yorumunda bulundular.

MEB tarafından Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nda geçen yıl yapılan değişikliklere paralel olarak hazırlanan, “Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliği” önceki günkü Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Kanundaki değişikliklere uyum amacıyla yapılan yönetmelik değişikliğiyle 1985 yılında yürürlüğe giren yönetmelik yürürlükten kaldırılmış oldu.

Konuyla ilgili görüştüğümüz Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk , MEB’in hangi gerekçeyle böyle bir karar aldığını anlamanın mümkün olmadığını belirterek “Atamızı anlamak için önce o’nu iyi tanımamız gerekmektedir. Dolayısıyla, İstiklal Marşı töreni, Andımızın okunması, Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi ve Atatürk köşesi okullarda olmazsa olmazlarımızdır. Atamızın manevi varlığına saygı gösterilmeli ve derhal yeni yönetmelikte değişikliğe gidilmelidir. Aksi takdirde sendika olarak yönetmeliğin iptali için dava açacağız” diye konuştu.

‘Doğru bir uygulama değil’

Eğitim-Sen Genel Başkanı Alaaddin Dinçer ise Atatürk köşesinin zorunluluğunun kaldırılmasının doğru bir uygulama olmadığını ifade ederek “Yönetmelikte dikkat çeken bir diğer madde ise artık herkesin özel okul açabilecek olması” dedi. Özel okullar için hazırlanan yönetmeliğe karşı çıkılması gerektiğini vurgulayan Dinçer, “Bu yönetmelikle insanlar özel okullara teşvik ediliyor. Artık her önüne gelen özel okul açabilecek. Her türlü cemaatlere ait dershaneler kısa sürede özel okula dönüşecek. Yani kısacası artık AKP hükümeti, bakkal açar gibi özel okul açacak” görüşünü kaydetti.

Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV) Genel Başkanı Gülseven Yaşer ise Atatürk köşesinin kaldırılması ile AKP hükümetinin açık ve net olarak Atatürk’ün ve onun düşüncelerinin istenmediği anlamına geldiğini vurgulayarak “Atatürk, Türk ulusunun var oluşunu oluşturdu. Her ulus kurtarıcısını yeni kuşaklara anlatmak için çaba harcarken bu hükümet, bu çabayı yok etmek için harcıyor. Yönetmelikteki diğer maddeyle milli eğitimimiz de tamamen tarikat ve cemaatlere bırakılıyor” ifadesini kullandı.

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Filiz Meriçli ise eğitimin ulusların geleceği için çok önemli olduğunu vurgulayarak “Eğitim yaz boz tahtası olmamalı. Eğitimde çağdaş, ulusal ve evrensel değerler göz önüne alınmalı, ama AKP hükümeti eğitimi ulusal ve evrensel değerler yerine dönemsel ve kişisel kararlarla yönetiyor ve bu tür yönetmeliklerle toplumsal barışı bozma yolunda hızla ilerliyor” diye konuştu.

Toplumsal Düşünce Derneği Genel Başkanı avukat Fethi Bolayır ise “Atatürk köşesi” zorunluluğunun kaldırılmasıyla birlikte laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti’nin yıkımına zemin hazırlanmaya çalışıldığını söyledi.

CUMHURİYET / 11.03.2008
6 yıllık AKP iktidarında Türkiye genelinde 170’ten fazla irticai olay meydana geldi

Eğitimi türbana soktular

Eski Eğitim-Sen 2 No’lu Şube Başkanı Hasan Toprak: AKP, Milli Eğitim Bakanlığı eliyle kendi düşünce tarzına uygun “Ilımlı İslam modelini benimsemiş” bir nesil yetiştirmek istiyor.

ÇEV Başkanı Gülseven Yaşer: İrticai faaliyetler, “hafife alınacak” veya “tesadüfen gerçekleşen” olaylar değidir. Bu olaylar, yıllar öncesinden başlayıp sistemli devam ederek bugünlerde ivme kazanan bir “karşı hareket”tir.

MEHLİKA AKGÜN/HÜLYA KESKİN

Üniversitelerde türbanı serbest bırakan AKP’nin iktidara geldiği 3 Kasım 2002 Genel Seçimleri’nden bu yana eğitim alanında irticai faaliyetlere zemin hazırlaması, eğitimcilerin büyük tepkisine neden oldu. Yasada gerekli düzenlemeler yapılmadan türbanlı öğrencilerin üniversite yerleşkelerinde serbestçe dolaşmasına olanak sağlayan AKP, iktidara geldiğinden bu yana 6 yıldır okullarda kadrolaşmadan mescit açılmasına, çocuk yaştaki öğrencilere namaz kılmaları ve oruç tutmaları için baskı yapılması olayına kadar birçok olayla gündeme geldi. AKP, Milli Eğitim Bakanlığı eliyle yaptığı birçok düzenlemeyle Türkiye genelinde eğitim alanında yaşanan irticai faaliyetlere zemin hazırladı. Kutlu Doğum Haftası etkinlikleri okullara kadar girerken devletin bazı kurum ve kuruluşları ise türbanlı öğrenciler için çeşitli olanaklar sağladı.

‘ Harembüs ‘ adı verilerek medyada günlerce yer alan olaylarda, İETT tarafından Gaziosmanpaşa’daki bir imam hatip lisesinin türbanlı öğrencilerine ‘ okul servisi ‘ adı altında özel taşıt verilmesi gibi, Türkiye genelinde 170’ten fazla olay meydana geldi.

Tüm bu olaylardan hareketle eski Eğitim-Sen 2 No’lu Şube Başkanı Hasan Toprak ve Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV) Başkanı Gülseven Yaşer , Türkiye genelinde yaşanan irticai faaliyetleri değerlendirdi. AKP’nin MEB eliyle kendi düşünce tarzına uygun “Ilımlı İslam modelini benimsemiş bir nesil yetiştirmek” istediğini söyleyen Hasan Toprak, AKP ile eğitimin bilimsel, laik eğitim olmaktan çıkarılıp hurafelere dayanan, yaradılış anlayışına göre hareket eden ve itaat eden bir anlayış içerisine sokulduğunu kaydetti.

‘LAİKLİK TEHLİKEDE’

Toprak, “Türkiye’de tüm bu yaşananların sonucunda kimse ‘Laiklik tehlikede değildir’ diyemez. Bu yanlış bir sözdür. MEB elinden yapılanlar Türkiye’deki laikliğin ve laik kesimin tehlikede olduğunun işaretidir” dedi. AKP iktidara geldikten sonra MEB’de laik eğitim yerine gerici eğitimin seçildiğinin açık bir şekilde ortada olduğunu dile getiren Toprak, AKP’nin ülke yönetimindeki zihniyetinin, devlet yönetiminin tüm kademelerinde kendini gösterdiğini anlattı. Toprak, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın Kutlu Doğum Haftası ile aynı tarihe denk gelmesi sonucunda iktidarın, okullarda Kutlu Doğum Haftası etkinliklerini daha çok ön plana çıkarmasının Türkiye’nin eğitim tablosunu açık bir şekilde ortaya koyduğunu vurguladı.

Eski Eğitim-Sen 2 No’lu Şube Başkanı Hasan Toprak şöyle devam etti: “Artık bazı öğretmenler, türbanla derse gelen öğretmenlere ‘ Niye türbanla derslere geliyorsun’ sorusunu soramaz hale geldiler. Çünkü kadrolaşma nedeniyle eğitimin her kademesinde bu zihniyete sahip insanlar bulunuyor. ‘ Sen nasıl böyle bir soru sorarsın?’ diye arkadaşımızı sindirmeye çalışmışlardır. Türkiye’nin kırsal kesimlerinde ne yazık ki böyle olaylar çok yaşanıyor.” AKP’nin 22 Temmuz seçimlerinden sonra cesaretlendiğini ifade eden Toprak, iktidarın “Bir ülkenin bu kadar kesimi beni desteklediğine göre her istediğimi yaparım” anlayışı ve tutumu içinde olduğunu vurguladı. Başbakan’ın İspanya’da “türban” konusu üzerine yaptığı açıklamaların, AKP’nin cesaretlenmesinin sonucu olduğunu vurgulayan Toprak, şöyle konuştu: “Bu kesimler zaten takıyye yaparlar, demokrasi denildiğinde demokrasinin nimetlerinden yararlanıp kendileri için demokrasinin saflarını yaratmaya çalışıyorlar. AKP demokrasiyi sadece kendisi için algılıyor. Diğer inanç kesimlerine de saygılı olduğunu söylüyor ama Alevi diye öğrencisini döven öğretmenin, okuluna geri gönderilmesine herhangi bir müdahalede bulunmuyor.”

‘Dini istismar ederek çocukları zehirliyorlar’

Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV) Başkanı Gülseven Yaşer de irticai faaliyetlerin “hafife alınacak” veya “tesadüfen gerçekleşen” olaylar olmadığını, bu olayların yıllar öncesinden başlayıp sistemli devam ederek bugünlerde ivme kazanan bir “karşı hareket” olduğunu ifade etti.

Cumhuriyetin kurulmasından bu yana dinin ağır adımlarla bir ticaret metası haline getirildiğini vurgulayan Yaşer,“Toplumda din duygusu o kadar önemlidir ki, din adına yapılan olayları eğitimsiz insanlarımız çok çabuk benimser. Dinimizi istismar ederek, bu yolla aldıkları paraları çocukları zehirlemek için kullanıyorlar”dedi.

‘SESSİZ KALMAK BÜYÜK TEHLİKE’

Tarikatların zamanla kendi öğretmenlerini yetiştirerek kendi kadrolarını kurduklarını dile getiren Yaşer, “İmam hatip okullarında okuyan çocukları maalesef ezerek bükerek kendi formlarına soktular ve şimdi de kullanıyorlar. İşin farkına varan aileler idareye başvuruyorlar ancak sonuç alamıyorlar. Okullarda mescitler açılıyor, kıyamet kopması lazım ancak bir şey yapılmıyor” diye konuştu.

Bu faaliyetlere sessiz kalındığı sürece içinde bulunulan çatışma ortamının Türkiye için çok tehlikeli olacağına dikkat çeken ÇEV Başkanı Gülseven Yaşer şu görüşleri kaydetti: “Bu kişiler, milli duyguları, sahip olduğumuz ortak değerleri bölerek Türkiye’yi ikiye bölüyorlar. En kötüsü bu. Bir an önce herkesin ayağa kalkması lazım. Kamoyunun, iş dünyasının ve aydın diyebileceğimiz çevrelerin hâlâ duyarsız kalması inanılmaz.”

‘TÜRBANIN ALTINDA PARA, TARİKAT VE TİCARET VAR’

Üniversitelerdeki türbanlı öğrencilerin sayısının aslında az olduğunu ancak bu konunun sürekli gündemde tutularak fazlaymış gibi gösterildiğini anlatan Yaşer, tek sorun türbanmış gibi davranıldığını kaydetti. Yaşer, “Üniversiteli çocuklarımızın burs, barınma, işsizlik gibi birçok problemleri var. Ancak ne bunlarla, ne Türk gençliğinin geleceği ile, ne de gençlerin çağdaş evrensel değerlere nasıl sahip olmalarıgerektiğiyle ilgileniliyor. Tek sorun türbanmış gibi davranıyorlar. Çünkü türbanın gerisinde para, tarikat ve ticaret var” diye konuştu.

CUMHURİYET / 18.03.2008

HALKALI İMKB ANADOLU TEKNİK VE ENDÜSTRİ MESLEK LİSESİ ÖĞRENCİLERİ

Ders yerine cuma namazına

NİHAN İNAL

İstanbul’un Küçükçekmece ilçesine bağlı Halkalı Atakent İMKB Anadolu Teknik Lise ve Endüstri Meslek Lisesi’nde öğrencilerin ders saatleri içerisinde okula yaklaşık 300 metre yakınlıkta bulunan Toplu Konut H.Ömer Çetinsoy Camisi’ne giderek “cuma namazı” kıldıkları ortaya çıktı. Velilerin şikâyetleri üzerine dün öğlen saatlerinde gittiğimiz Atakent İMKB Anadolu Teknik Lise ve Endüstri Meslek Lisesi’nde “ders zili” nin çalmasına karşın öğrencilerin okula değil, camiye gittikleri, cuma namazını kıldıktan sonra da okula geri döndükleri gözlendi.

Eğitim-İş Genel Başkanı Yüksel Adıbelli , eğitim-öğretim saatlerinde namaza gidilemeyeceğini vurgulayarak“Öğrenciler kendi başlarına camiye gitmiyorlar, arkalarında okul müdürü, kaymakam hatta Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) vardır. MEB’in hoşgörüsü olmasa eğitim saati içinde kimse bir yere gidemez” diye konuştu. Eğitim-Sen Genel Başkanı Alaaddin Dinçer ise izin veren yöneticilerin suç işlediğini belirterek “Buna göz yuman yöneticiler hakkında yasal işlem başlatılmalıdır” dedi. Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV) Genel Başkanı GülsevenYaşerAKP hükümetinin yaşamın her alanında kadrolaştığı gibi okullarda da kadrolaştığını dile getirerek sözlerini şöyle sürdürdü: “Okul müdürleri, cuma namazı gibi işlere AKP hükümetine yaranmak için izin veriyor.”

İNCELEME BAŞLATILDI

Konu ile ilgili görüşlerine başvurduğumuz okul yetkilileri ise öğrencilerin kendi bilgilerinin dışında namaza gitmiş olabileceklerini savundu. İstanbul İl Milli Eğitim Müdür Vekili Saadettin Pircioğlu, dün yaşanan olay ve okul hakkında gereken incelemeyi başlatacaklarını söyledi.

CUMHURİYET / 12.04.2008

 

2007 HABERLERİ

SAYIN GÜLER SABANCI’YA AÇIK MEKTUP
GÜLSEVEN YAŞER
ÇAĞDAŞ EĞİTİM VAKFI
YÖNETİM KURULU BAŞKANI

Birkaç gündür yazılı basında sizi izliyoruz, çok mutlu bir yüz ifadesi içerisinde, “Seçime takılmayalım, işimize bakalım” diyorsunuz. Yaşadığımız bu günlerde ülkemizde her şey o kadar yerli yerinde ki, siyasal iktidarı demokratik yollardan değiştirebilecek her hangi bir girişimde bulunmak, kurulan dengeleri değiştirebilir ve bu mükemmellik bozulabilir diye düşünüyor olmalısınız. Sık sık karınızı, gelecek için daha büyük kar düşüncelerinizi, planlarınızı anlatıyorsunuz.
Ulusal eğitimdeki dini uygulamaların yankıları, Anadolu’yu saran tarikatların artık doğrudan resmi kurumlarda yuvalandığı gerçeği, özel kamplarda, açıkça çocukların küçücük yaşlarda beyinlerinin yıkanması, Arap kıyafetleri içinde siyasi eşlerinin ortalarda memnun ve mesut dolaşmaları, sizi hiç kaygılandırmıyor anlaşılan. Siz başka bir dünyada yaşıyor olmalısınız. Bir Cumhuriyet kuşağı temsilcisi olarak, Cumhuriyetin kabuk değiştirdiğini, bir başka sistemin artık açıkça ve pervasızca ortaya konmak istendiğinin hiç farkında değilsiniz.
Tehlikenin farkında olmadığınız muhakkak yoksa, “Tehlikenin Farkında mısınız” içerikli Cumhuriyet Gazetesi’nin paralı reklamlarının ülkemizin önde gelen TV kanalları tarafından yayınlanmıyor olmasını inanılmaz bulur, ya da siyasal iktidara karşı gerçekleri dile getirme gayreti içinde olan cesur KanalTürk ‘ün, çeşitli hukuk dışı uygulamalarla kapatılmak istendiği gerçeğiyle ilgileniyor olurdunuz.
Okullar tarikatlar arasında paylaşılıyor, Ülke’nin tarih kitapları değiştiriliyor, tarihsel olaylar çarpıtılıyor. Sizlerden ne bir uyarı ne de bir ses. Nerde bir zamanlar “Burası kanarya sevenler derneği değil” diyen, çağdaş ve laik eğitim için yayınlar yapıp, malum çevrelerle mücadeleyi göze alan TUSİAD Başkanları, iş adamları? Nerdesiniz?
Bugün demokrasi adı altında; Cumhuriyet felsefesi ile hesaplaşma içinde olan bir takım ellerin, sağımızdan solumuzdan parçalar kopardığı gerçeğini kim yadsıyabilir? Toplumsal dokunun zedelendiğini, sarsıldığını, toplumda çağdaş ve laik değerlerin birer birer yok olmaya başladığını görüyoruz. Her şey açıkça ve korkusuzca yapılıyor. Gelişmeleri seyreden sizleri ve yanaklarını okşayan saygın gazetecileri çok iyi tanıyor olmalılar… Bu koşullar altında, hangi yüce idealler uğruna, mevcut durumun devam etmesi konusunda ısrar edebiliyor sunuz?
Küresel devinimler, ticari ve finansal bağlantılar, üçüncü dünya ülkelerinin karma karışık edilen değerleri. Sürekli olarak borçlandırılan yoksul ülkeler. Gözleri karlarından başka bir şey göremeyen şirketler, bu şirketlerin sahip olduğu; politikacılarla karşılıklı bağımlılık ilişkilerine kilitlenmiş, küresel medya ağları… Diğer tarafta da sosyal kültürel, ekonomik zorluklarla baş edemeyen, hayal kırıklığı ve çaresizlik duygularıyla yüklü halk. Sonuç, yozlaşma, çürümüşlük ve bütün değerlerden kopma… Sizin, toplumda yaşanan acılara, kadına yönelik şiddet ve aşağılamalara, kadını örtüler içinde bir figür yapan zihniyete , yaşadığınız ülkenin kadınlarının Cumhuriyet’le elde ettikleri kazanımların yıllar sonra birer birer kaybolmasına, çağdaş bir kadın ve bir aydın olarak, bugüne kadar ne yaptığınızı doğrusu merak ediyorum. Cumhuriyet’in ilk aydınının, iş adamının, bürokratının önce ülke ve toplum sevgisi, çok gerilerde kalmış gözüküyor. Şimdi ise, ülke ne durumda olursa olsun sizler için sadece ekonomik güç ve ekonomik dengeler önemli.
Bir takım şirketlerin siyasal iktidarın hedefi olmaktan korktuğu ve bu nedenle suskun kaldıkları söyleniyor. Bu korku ve tehdit dünyasından, siyasal iktidarlarla iyi geçinmek adına, sizleri nasıl koruyacağız? Oysa, tarih, sessiz ve suskun kalmanın sonuçlarını gösteren trajik örneklerle dolu. Eğer finanse edilmemiş olsaydı Hitler, bir hiç olarak kalırdı. O devirde onu finanse eden bankerler, Newyork ve Londra bankalarıydı!
Bugün durum, hepimizin Türkiye’nin geleceğini ilgilendiren kararların parçası olmamızı gerektiriyor. Cumhuriyet Türkiyesi’nin kazanımları ve ilkeleriyle geldiğiniz bu noktada, toplum sizden Çağdaş bir Cumhuriyet kadını olarak, yaşanan sorunlara, baskılara, acılara, umutsuzluklara karşı Ulus bilincine ve onun çağdaş değerlerine sahip çıkmanızı bekliyor.
Bakınız, tehlikenin farkında olan, Prof, Dr. Niyazi Berkes, ne diyor: “Cumhuriyetimiz’i tamamlayan Ulusçuluk ilkesi, bütün uygar dünyada 19. yüzyıl ulusçuluğunun yerine yeni bir ulusallık anlayışının gelişmesinde öncülük etmiş bir görüştür. Bunu kavradığımız zaman, düşün ve vicdan özgürlüğüne aykırı her çabanın gericilik olarak, Cumhuriyetin devrim ilkelerine karşı eylemler olarak nitelendirilmesinin nedenlerini anlamış oluruz. Bu gibi eğilimler kişisel ayrılmalar ya da yanılmalar olarak kaldıkça Cumhuriyet devrimlerinin ilkeleri yaşıyor demektir. Fakat bu çeşit eğilimler, topluma yukarıdan politik güçler ve çıkarlarla aşılanan, zorlanan, geliştirilen tutumlar olma boyutuna varınca o toplum çağdaş uygarlık dünyasında yok olma tehlikesiyle karşılaşmış demektir.” / Türkiye’de Çağdaşlaşma / S:550-551.
Ünlü bir düşünürün dediği gibi; “Tarih boyunca tüm baskı rejimleri, yükümlülüklerini yerine getirmekten çekinen, sessiz kalan aydınlar, iş dünyası ve bilim adamlarının suskunluğu üzerine kurulmuş ve süreklilik sağlayabilmişlerdir…”
(03.04.2007)
CUMHURİYET

İŞADAMLARIMIZIN DA HEDEFİ TANDOĞAN MEYDANI OLSUN!

Sayın işadamlarımız! Genç, yaşlı, tecrübeli yöneticilerimiz! Size bir teklifim var: Kendinizin, çocuklarınızın ve torunlarınızın yaşamını toptan değiştirecek bir büyük adım atın: Bu Cumartesi, 14 Nisan 2007 saat 11.00’te siz de Ankara Tandoğan Meydanı’na koşun! O gün “shopping” e gitmeyin, golf veya briç oynamayın, ailenizle ormanlarda gezmeyin! O günü, hayatınızda kurduğunuz tüm düzenin kökeninde yatan büyük Cumhuriyet’i kuran Atatürk ‘e ayırın! O gün, işyerlerinizde çalışan onlarca, yüzlerce insanla birlikte otobüslere binerek bu muhteşem güne katılın! Hani büyük(!) gazetelerin birinci sayfalarına koymaya cesaret edemedikleri DSP’nin onurlu ve coşkulu mitingi oldu ya, işte, her parti ve gönül vermiş vatandaşların katılımıyla onun da çok daha büyüğü olacak… Lütfen artık yaşamı kısa-orta vade çıkar kollama yarışı olarak görmeyin. Başka rejimlerin totaliter düzenlere geçiş anlarında sessiz kalanlar, tarihte bunu hangi ağır faturalarla ödediler, hatırlayın. “Böyle şeyler Türkiye’de yaşanmaz” gibi hiçbir elle tutulur dayanağı olmayan teskin edici sözlerle beşiğinizde sallanmaya devam ediyorsanız, artık buzlu suda şok duşu yapıp gerçeklerle yüzleşme anınız geldi: KOSKOCA ATATÜRK CUMHURİYETİNİ ÇATIRDATMAYA ÇALIŞIYORLAR, BU GİRİŞİMLER GÜLE OYNAYA BARIŞ İÇİNDE Mİ YAŞANACAK SANDINIZ? İçinizi okuyorum: “Katılmak, otobüs kaldırmak isterim ama ya çıkarlarıma zarar gelirse? Ya Uzan’ların durumuna düşersem? Ya pişman olursam?” Kendinize soracağınız soru ve yanıtı şu: Demokrasi ve laikliğin altının oyulduğu bu ortamda, şu anda gösterdiğim veya göstermediğim tepkilerle Atatürk benimle gurur duyar mıydı, yoksa benden utanır mıydı? Aynaya bakın ve bunu sorun. Yanıt sizi tatmin ediyor mu, kendiniz karar verin!

***
Şu gerçeği unutmayın: Nimetlerinden faydalandığınız bu Cumhuriyet cesur, özverili ve kendi çıkarını düşünmeyen insanlar tarafından kuruldu. Kendi altınlarını, çıkarlarını düşünen korkaklar tarafından değil. “Ben Mustafa Kemal’e katılırsam, İstanbul’da Osmanlılar bana ne der? İngilizler ne yapar?” Bu sorularla kendilerini durdurmadılar. Tüm yaşamlarını riske ederek bu mücadeleye girdiler ve sonunda inançla kazandılar. Onlar, sizler adına, özgür, laik, bağımsız bir Cumhuriyet için yaptılar. Şimdi tüm sorumluluklar döndü, size geldi.
O yabancı dostlarınıza fotoğraflarını gururla gösterip anlata anlata bitiremediğiniz Mustafa Kemal’in size “emanet ettiği” ni bildiğiniz Cumhuriyeti korumak için harekete geçme zamanı… Yarın olmaz, şimdi… Tüm kredileriniz tükendi ve şu ana kadarki aymazlıklar sonucu iş geldi, “son an” kadar kritik bir konuma dayanan 2007’nin iki seçimine sıkıştı kaldı. Artık Ayağa Kalkın, Cesur Olun, Gereğini Yapın! Mustafa Kemal’in Gözleri Hep Üzerinizde! Üstelik bunu her şeyden önce kendi çıkarlarınız için yaptığınızı da düşününce anlarsınız. Suudi Arabistan ya da İran gibi bir ülkede mi yaşamak istiyorsunuz? Bu size yakışıyor mu? “Ama ben şirketimin ve kendi yaşamımın çatırdamasını istemiyorum” diyorsanız, onun da yanıtı şu: Koskoca Cumhuriyet çatırdarken sizin, bizim geleceğimizin zaten sağlıklı olabilmesi mümkün mü?
ÇEV Başkanı Gülseven Yaşer ‘in Güler Sabancı ‘ya yazdığı açık mektubu okudunuz. Tabii, internette, Kanaltürk’te veya Cumhuriyet’te rastladıysanız! Sevgili renkli gazetelerimiz, o uyarı yazıları yerine hâlâ Erdoğan’a zemin hazırlayıcı oportünist manşetler atmakla meşguller!!
Hani bir çocuk huzur içinde uykuya dalarken annesi, “her şey çok iyi, sen uyu da büyü, tatlı rüyalara dal” diye masallar anlatır ya… İşte medyanız tarafından aynen o şekilde uyutuluyorsunuz. Cumhuriyet’i, Kanaltürk’ü veya interneti izleyip ciddiye almıyorsanız, nasıl bir girdaba sürüklendiğinize dair en ufak bir bilginiz yok. Tatlı masallar anlatanların esasında o anda sizi şiddetle sarsıp, evin içine giren tehlikeli ateşi işaret ederek yangını söndürmeye koşması gerek. Ama sivil toplum liderlerinin, rektörlerin, aydınların ve hatta askerlerin görüşlerini birinci sayfa göbekten yansıtması gereken medya, sizi pasifliğe, egoizme, yalan dolu hayallere, vurdumduymazlığa itiyor. Hem de bu tarihi hatasıyla kedi bindiği dalı da kestiğinin farkına varmayarak: Bre gafiller! Laiklik, demokrasi ve özgürlüğün yok olduğu bir ortamda medya mı kalır? Hükümetin reklam ajansına dönmek üzeresiniz. Vefat ettiniz, meydanı terk ettiniz, bir de toplumun tüm direnç ve bağımsızlık sistemini yok etmeye mi çalışıyorsunuz? Nerede kaldı 28 Şubat öncesi tepkileriniz? Durumun, Erbakan döneminde yaşananlardan çok daha kötü olduğunu bilmiyor musunuz?
Sevgili iş dünyası, gelin kendinizi şaşırtın. Medyanın sizi uyutmasına olanak tanımayın. Üniversiteli-emekli ve işçiyle kol kola Tandoğan’a, yurtseverlerin yanına gelin ve Atatürk’e layık olun… O gün masanın altından çıkmış olun, kendinizle gurur duyun!  BEDRİ BAYKAM
(10.04.2007)
CUMHURİYET

ÇAĞLAYAN’NIN MİMARINDAN SABANCI’YA AÇIK MEKTUP

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde “uzlaşı” uyarısını Başbakan Tayyip Erdoğan’ın aday olmaması kriterine bağlayan ve Abdullah Gül’ün adaylığına olumlu tepki veren TÜSİAD, Tandoğan ve Çağlayan mitinglerinde protestolardan payını aldı.
Meydanlara taşan tepkinin öncesi vardı. Mitingi organize eden kadınlardan Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV) Başkanı Gülseven G. Yaşer, 15 Mart tarihinde Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı’ya “Açık Mektup” göndermişti.
Bu da açık davet
ÇEV’in internet sitesinde yayımlanan bu mektupta şu ifadeler yer aldı:
“Bugün demokrasi adı altında; cumhuriyet felsefesiyle hesaplaşma içinde olan birtakım ellerin, sağımızdan solumuzdan parçalar kopardığı gerçeğini kim yadsıyabilir? Toplumsal dokunun zedelendiğini, sarsıldığını, toplumda çağdaş ve laik değerlerin birer birer yok olmaya başladığını görüyoruz. Her şey açıkça ve korkusuzca yapılıyor. Gelişmeleri seyreden sizleri ve yanaklarını okşayan saygın gazetecileri çok iyi tanıyor olmalılar… Bu koşullar altında, hangi yüce idealler uğruna, mevcut durumun devam etmesi konusunda ısrar edebiliyorsunuz?
…. Sizin, toplumda yaşanan acılara, kadına yönelik şiddet ve aşağılamalara, kadını örtüler içinde bir figür yapan zihniyete, yaşadığınız ülkenin kadınlarının cumhuriyetle elde ettikleri kazanımların yıllar sonra birer birer kaybolmasına, çağdaş bir kadın ve bir aydın olarak, bugüne kadar ne yaptığınızı doğrusu merak ediyorum. Cumhuriyetin ilk aydınının, işadamının, bürokratının önce ülke ve toplum sevgisi, çok gerilerde kalmış gözüküyor. Şimdi ise, ülke ne durumda olursa olsun, sizler için sadece ekonomik güç ve ekonomik dengeler önemli.
Birtakım şirketlerin siyasal iktidarın hedefi olmaktan korktuğu ve bu nedenle suskun kaldıkları söyleniyor. Bu korku ve tehdit dünyasından, siyasal iktidarlarla iyi geçinmek adına, sizleri nasıl koruyacağız? Oysa, tarih, sessiz ve suskun kalmanın sonuçlarını gösteren trajik örneklerle dolu. Eğer finanse edilmemiş olsaydı Hitler, bir hiç olarak kalırdı. O devirde onu finanse eden bankerler, New York ve Londra bankalarıydı!
Bugün durum, hepimizin Türkiye’nin geleceğini ilgilendiren kararların parçası olmamızı gerektiriyor. Toplum sizden, çağdaş bir cumhuriyet kadını olarak, yaşanan sorunlara, baskılara, acılara, umutsuzluklara karşı ulus bilincine ve onun çağdaş değerlerine sahip çıkmanızı bekliyor.”

Cevap: Gurur duydum
Sabancı, Yaşer’in mektubuna bir yanıt vermedi. Aynı süreçte “Başbakan Erdoğan’ı Türkiye’nin istikrarı için göstermiş olduğu olgun ve örnek demokratik tavır nedeniyle kutluyorum. Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanlığı adaylığının da ülkemiz için hayırlı olmasını diliyorum” ifadelerini kullandı.
Sabancı dün yaptığı açıklamada ise mitinge “Gurur duydum” diyerek bir gönderme yaptı.
Çağlayan mitingi sonrasında TÜSİAD “erken seçim” istedi. Artık patronlardan çıkacak ses belli, “demokratik ortamın” devamlılığı.
Aynı açıklamada, “Laik rejimi koruma kaygısını yeterince dikkate almadı” sözleriyle AKP’ye de eleştiri getiren TÜSİAD’ın, düşünce özgürlüğü başta olmak üzere kimi zaman Erdoğan ile karşı karşıya kalmasına yol açan tavrında asıldığı çıpa belli: AB!
Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde İzmir’den de eleştirel açıklamalar geldi. “Ha Gül, Ha Erdoğan” diyerek laiklik vurgusu yapan İzmir’in önde gelen iş dünyası örgütleri, üçüncü mitinge ev sahipliği yapmaya hazırlanıyorlar. SERPİL YILMAZ
(01.05.2007)
MİLLİYET

ÇAĞLAYAN MİTİNGİNİN DOKUZ KADINI

TÜRKİYE tarihinin en kalabalık mitingi geçen pazar günü İstanbul’da Çağlayan Meydanı’nda düzenlendi.  Katılımcılar arasında kadınların olması dikkat çekti.  Yüz binlerce insanı oraya getiren organizasyonun başında dokuz kadın vardı.  Bu gösteriler şimdi Anadolu’ya taşınacak,  liderliği yine aynı kadınlar üstlenecek.

Çağlayan mitingiyle başlayıp tüm Türkiye’ye yayılmaya hazırlanan hareketin arkasında dokuz kadın duruyor.
“İyi olacağına dair kadınca bir sezgi vardı”
Organizasyon komitesinin istediği sanatçılar arasında Sezen Aksu ve Kenan Doğulu da vardı. Sezen Aksu Kıbrıs’ta olduğu için gelemedi. Özellikle gençlerin seveceğini düşündükleri Doğulu da yurtdışında olduğu için katılamadı.

Ankara’da 14 Nisan’da düzenlenen Tandoğan mitinginden sonra, Cumhuriyet’in dokuz kadını, bu defa 29 Nisan’da İstanbul’a öncülük etti ve Çağlayan’a topladığı milyonların hep bir ağızdan “Türkiye laiktir laik kalacak” diye bağırmasına önayak oldu.
Miting günü platformda yan yana oturan kadınlar, çocuğunun düğününde ev sahibi olarak konukları karşılayan, gelen her misafirle gözleri parlayıp gururlanan annelere benziyordu.
Bu dokuz Cumhuriyet annesinin Çağlayan’da, Cumhuriyet için yükselen gür sesten sonra içlerinden “Gözümüz arkada kalmaz” diye düşündüklerini söylemek de mümkün.
İşte biz bu kadınları bir araya getirdik ve Çağlayan mitinginin nasıl doğduğunu, perde arkasında yaşananları, izlenimlerini ve hissettiklerini sorduk.

Bu miting nasıl ortaya çıktı?
Necla Arat: Uzun zamandır böyle bir şey yapılması için çeşitli örgütlerden de baskılar vardı. Fakat iyi hazırlanalım diye bunu erteleme kararı almıştık. Nitekim Ankara’nın miting yapacağı haberi gelince biz öncelikle Ankara’ya destek verelim dedik. Ankara’dan döndükten sonra “Bu iş mutlaka yapılmalı” şeklindeki talepler daha da arttı. Sonra bir dostumuzun yemek davetinde böyle bir niyetimiz olduğunu söyledik. Dostumuz bize “Size her türlü desteği veririz, arkanızda oluruz” deyince hazırlıklara başladık.

Bu dostunuzu öğrenebilir miyiz?
Necla A.: Tuncay Özkan. Bizi, Ankara’daki mitinge katkımızdan dolayı teşekkür için yemeğe davet etmişti. O yemekte ses düzeni ve platform konusunda destek sözü verince yola çıktık.
Aydeniz Alisbah Tuskan: Yıllarca çok suskun kaldık. Hep birlikte miting alanına çıkalım, ulusal egemenliğin halkta olduğunu haykıralım dedik. Cumhuriyet’in değerleri ayaklar altındaydı. Ben artık kadın olarak tedirgindim. Halk Eğitimdeki toplantı ve konferans için talepte bulunduğumuzda dahi iş “Kim ne konuşacak?” noktasına geldi. “Konuşmanızı bir görelim” diyorlar.
Necla A.: Bıçak kemiğe dayanmıştı. “Yapmayın” diye uyardılar. “Zaman dar, bu kadar kısa sürede bu yapılamaz, Ankara üç ay çalıştı” dediler. Bu yönde bir kaygı vardı. Biz çarşamba günü yemekte buluştuk, perşembe günü bir sonraki pazar günü için yasal müracaatımızı yaptık.

Yani sadece dokuz gün içinde yapıldı bütün hazırlıklar. Bu dokuz günlük süreç nasıl geçti?
Aydeniz A.T.: Avukatım ama hazırlıklara başladığımız günden beri büroya bir veya iki defa yarım saatliğine uğradım. Bel fıtığı olduğum için Ankara mitingine de katılamamıştım ama Çağlayan mitingi bittiğinde ayaklarımın üstüne basamıyordum. O gün 12 saat ayakta kaldım ama hiç umurumda değildi.

“Cumhuriyet’in tehlikeye girmesi cüzamdan beter”
Türkan hanım hele siz sabah kemoterapi, akşam toplantı… Canınızla uğraşırken koşturup durdunuz.
Türkan Saylan: Serumum giderken koluma bakıyorum, saate bakıyorum toplantıya yarım saat kaldı, bir an evvel bitse diyorum.
O arada bana ne oldu, bulantım mı geldi, yorgun muyum hiç bunu düşünmüyorum. Köşeme çekilirsem çoktan giderdim gürültüye. Bu beni besliyor. Yıllarca bilimsel olarak cüzzamla mücadele ettim ama Cumhuriyet’in tehlikeye girmesi cüzamdan da beter. Onun tedavisi var hiç olmazsa. Önyargıların tedavisi yok.

Bu süre içinde size haddinizi bildirmek isteyenler oldu mu hiç?
Aydeniz A.T.: Hayır, öyle bir durum olmadı. Ankara’nın gölgesi altında kalabilir diye çok baskı altında tutulduk.
Necla A.: “Sakın bu mitingi İstanbul’da yapmayın, kalabalık olmazsa Ankara’nın başarısını da ortadan kaldırmış olur. Külfet altına girmiş olursunuz” dediler.
Pervin Öztabağ: Sosyal baskı hissettik.
Türkan S.: Can güvenliğimizden endişe ettiler.

İzin alırken bir zorluk çıktı mı?
Necla A.: Hemen “olur” geldi.
Aydeniz A.T.: Düzenleme komitesinde emniyetten sorumluydum. Emniyetle çok iyi ilişkiler içindeydik. Bu yüzden 1 Mayıs gibi nahoş hadiselerle karşılaşmadık.
Necla A.: Sultanahmet’te yapmak istedik vermediler, Beyazıt’ı da vermediler. Kadıköy’le Çağlayan arasında seçim yapmak durumunda kaldık. Biz Çağlayan’a razı olduk.
Türkan S.: Sultanahmet şık, hoş bir şey olurdu. Sultanahmet’i Cumhuriyet öncesi ilk mitingin yapıldığı yer olduğu için istedik.
Aydeniz A.T.: Sloganlarımıza kadar emniyete verdik. Bunların haricinde Cumhuriyet Mitingleri Organizasyon Komitesi (CMOK) sorumlu oldu, arkadaşlarımız kendi gruplarımızı kontrol etti. Yanlış bir slogan bile atılmadı diye düşünüyorum.
Necla A.: Arada kaçamaklar oldu
Türkan S.: Çok az zorlukla karşılaştık. Günlerce emniyette toplantılar yapıldı, güzergahlar belirlendi vs.

“1989’daki ilk buluşmamız da Çağlayan’daydı”

Kendi içinizde güvenliği kaç kişi sağladı?
Necla A.: Her örgütün kendi üyelerini denetlemek üzere ve yabancıların karışmasını engellemek üzere ikişer görevlisi vardı. Alanın tamamında 250’nin üzerinde Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD), Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) ve CMOK’tan gençler görev aldı.

Ne kadara mal oldu?
Necla A.: Büyük maliyeti olan ses düzeni ve platform karşılandığı için ötekiler önemli değil.

23.30’daki Genelkurmay açıklamasının katılıma etkisi oldu mu?
Necla A.: 450 örgüt o zamana kadar katılımcılar listesinde yerini almıştı. O bildirinin bizi etkilediği kanısında değilim. Hatta tersi olabilir dediler. Bu bildiri sizi negatif etkiyebilir, bu işle ilgilenenler var, artık güvenli bir ortamdayız, gitmeyebiliriz diyenler olabilir düşüncesinde olanlar oldu.
Aysel Ekşi: Televizyon başındaki insanlar tehlikenin farkına vardı.
Pervin Ö.: Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı adayı ilan edilmesi şok etkisi yarattı. Katılımı etkiledi.

Grupça kaç yıldır birbirinizi tanıyorsunuz?
Necla A.: Pek çoğumuz 1988’den beri beraberiz. ÇYDD’yi birlikte kurduk.

Dokuz kadın bir araya geldiniz, ortak paydanız cumhuriyet ve demokrasiydi. Siyasi görüşleriniz de aynı mı?
Türkan S.: Sanıyorum hepimiz sosyal demokratız, Atatürkçüyüz. Ayrıldığımız konular da olabilir tabii. Ama biz görüş birliğine, ortak paydaya varmayı bilen insanlarız. Hepimiz mutfakta çalışmaya alışmış insanlarız. Ben öne geçeyim durumumuz yoktur.
Aysel E.: Bizim ilk çalışmalarımız, ilk beraberliğimiz yine Çağlayan’da başladı. 1989’da ÇYDD’nin ilk kurulduğu günlerde yine Çağlayan’da buluştuk. O zaman ben başkandım, Türkan Saylan, Necla Arat, Aysel Çelikel ve bütün arkadaşlar vardı.

Neden kadınlar var sadece düzenleme komitesinde? Tesadüf mü? Aranıza erkek almayı düşündünüz mü?
Türkan S.: Cumhuriyetin ve laik düzenin en önemli parçası biziz, bizi çok ilgilendiriyor, bu işi biz ele alalım dedik. Ayrıca bir ayrıcalığı olsun istedik. Görüntüde kadınlar, arka planda kadın ve erkeklerden hepimizin orduları var. Erkek ordumuz var.

İsimsiz kahraman

Her ne kadar miting düzenleme komitesinin resmi listesinde adı olmasa da dokuz Cumhuriyet annesiyle kol kola çalışanlardan biri de Kadıköy Kadın Konseyi Başkanı İnci Beşpınar’dı.

“Belediye bazı ilçelere astığımız bez afişlerimizi indirdi”

Hiç olumsuzluklarla karşılaşmadınız mı?
Necla A.: İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından bazı ilçelerdeki bez afişlerimiz indirilip atıldı mesela. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni aradığımızda, “Çevre kirliliğini önlemek için indiriyoruz” yanıtıyla karşılaştık.
Pervin Ö.: Kadıköy’de de indirildi bu afişler.
Nazan Moroğlu: İETT otobüslerinin sabah erken saatlerde müşteri almadığı, yollara çıkmadığı yolunda çok telefon aldık.
Pervin Ö.: Metro yavaşlatılmış.
Nazan M.: Özellikle Şişli’de belki 20 otobüsün yürüyenleri engelleyici bir şekilde boş olarak kalabalık arasından geçtiğini söylediler.
Türkan S.: Küçükçekmece ve Büyükçekmece’den gelen otobüsler dolusu insan durdurulmuş, otobüslere sen götürmeyeceksin denmiş. Otobüslere paraları ödenmiş. “Ortada kaldık, ne yapalım?” diye telefon ettiler. Şişli Belediyesi otobüs gönderdi, onları aldırdı. Kalanlar hepimizi aradılar. Toplu tutulan otobüslerin paraları ödenerek indirilmişler. Bunlar tatsız şeyler.

Sanatçı organizasyonu?
Türkan S.: Sezen Aksu Kıbrıs’taydı.
Aysel E.: Gençler Kenan Doğulu’yu sever dedik ama o da yurtdışındaydı.

Mitinge katılanların profili nasıldı?
Gülseven Güven Yaşer: Gençlerimizi ilk defa alanda gördük. Ankara’da da bu vardı. Kadınlarımız başörtülerinin üzerine “Atam izindeyiz” bandını takmışlardı. Başı kapalı kadın sayısı çoktu. Son miting hepimizi kaynaştırdı.
Aysel E.: Gençleri ilk kez bu kadar coşkulu gördük dediler.

“Turizme çok büyük katkısı olacak”

O gün hiç endişeniz oldu mu? Duygularınız neydi?
Nazan M.: Kaç kişi gelecek, katılım nasıl olacak düşüncesi birbirimize söylemesek bile hep aklımızdaydı.
Necla A.: Çok heyecan verici bir tabloydu. Aslında olmayan bir şeyleri bekliyor ve olacağını seziyorduk. Kadınca bir sezgi de diyebilirsiniz buna belki.
Nazan M.: 14 Nisan’daki uyanışı medya görmezden geldi. Ama 29 Nisan’da tam sayfa verdiler manşetten. Dünyaya tanıtıldı Türkiye. Turizme büyük katkısı olacak. Büyük tanıtımdır, Mustafa Kemal Atatürk’e armağan bu.
Türkan S.: 14 Nisan’daki miting sanki darbe çağrıştıracak gibi bir izlenim aldığı için basının temkinli davrandığını biliyoruz. İlk toplantımızdan sonra ortaya çıkan sloganlarımızda “Ne şeriat ne darbe, demokratik Türkiye” sloganı, ayrıca “Biz şeriata, ırkçılığa, bölücülüğe, darbelere karşıyız” söylemimiz bence birçok insanda büyük rahatlık getirdi. Basının da katılımını sağladı. İş dünyasından birçok kişi belki uzak kalmış olabilir ama pek çok ticari kurumla sponsorumuz olduğu için iç içeyiz. Birçok telefon aldım, “Bedenen orada değiliz ama yüreğimiz sizinle” dediler.
Aydeniz A.T.: Sabahtan akşama kadar açtık, hiçbir şey yemedik. Tuvalet yok, şekerle kaldık.

Polise göre 180 bin kişi katılmış. Ne diyorsunuz?
Türkan S.: Keşke hiç konuşmasalar. Çünkü inandırıcılıklarını yitiriyorlar. İşkembeden atmaya alışıyoruz. Keşke sussalar da güvenilirliklerini yitirmeseler.

“Hırsızlık olmadı; içi dolu dört cüzdan bulundu”

“Mitinge giderken kocasını çekiştiren bir kadın gördüm. İhtiyar eşi bayrak almak istiyor, kadın ise ‘Sakın alma, bütçemiz sarsılır’ diyor. Satıcıya sordum, 5 milyon liraymış bayrak. O parayı bile veremeyecek insanlar Atatürk için mitinge geliyor”

Çağlayan’dan ilginç anılarınız ve gözlemleriniz var mı?
Nazan M.: Çağlayan’da yapılan miting, en çok bayrakçıların yüzünü güldürdü. İnanılmaz sayıda bayrak sattılar. Bir arkadaşımız da böyle düşünerek bayrak aldığı adama takılmak istemiş ve “İktidara dua et. Onların sayesinde bol bol bayrak satıp para kazanıyorsun” demiş.
Bayrakçı öyle bir cevap vermiş ki arkadaşımız gözyaşları içinde kalmış: “Ben vatanımı satmıyorum, vatanını sevenlere bayrak satıyorum. Üç kuruş kazanmak için vicdanını satanlara dua mua etmem. Ver bayrağımı geri!”
Gülseven G.Y.: Tam arabadan indim geliyorum, kadın kocasını çekiştiriyor, “Gel, bütçemiz yeterli olmaz” diyor. İhtiyar eşi de bayrak almak istiyor. Kaç lira diye sordum, satıcı “5 milyon” dedi. Kadın “Bütçemiz sarsılır, sakın alma” diyor. “Müsaade eder misiniz ben bizim vakıftan size bir bayrak hediye etmek istiyorum” dedim. 5 milyonu veremeyecek bir aile oraya Cumhuriyet ve Atatürk için geliyor.
Nazan M.: Oraya kimler gelmemişti ki? 1 yaşındaki kızı pusetin içinde, kendisi de üç ay sonra yine bir kız çocuğu bekleyen hamile bir kadın vardı. Diyordu ki, puseti ve karnını göstererek, “Bu kızım ve işte bu kızım için Cumhuriyet’i korumaya geldim” diyordu.
Türkan S.: Bu hanımı ben gördüm. Karnını okşadım. “Bu çocuğun adı Çağlayan olsun” dedim. Durdu, “Ama ben kız çocuğu bekliyorum” dedi. “Olsun kız da ne güzel olur” dedim. “Tamam bebeğin adını Çağlayan koyacağız” deyip gittiler.
Nazan M.: Kürsüye yakın olan bir yerde Türkiye’nin hemen hemen ilk hukukçularından olan, Hukukçu Kadınlar Derneği’nden bir üyemiz vardı. 82 yaşında ve inanın sabah 09.00’da onu gördüm. Saat 17.00’de ayrılıyorduk, hâlâ oradaydı. “Ata’nın devrimlerine sahip çıkan halkımı gördüm, artık gözüm açık gitmez” dedi.
Türkan S.: Evimize temizliğe gelen başı örtülü yardımcım, “Biz bütün Hisarüstü orada olacağız” dedi. Ben bir doktor olarak onların birçok hastalığıyla uğraştım. Çünkü o kapalılık içerisinde, stres içinde müthiş hastalıklar oluyor. Halkın bizi örtünme düşmanı gibi görmediğini anladık.
Nur Serter: Mitinge katılanların ahlakı dikkatimi çekti. En ufak bir hırsızlık, kapkaç, taciz olmadığı gibi içi dolu dört cüzdan ve bir cep telefonu bulundu. ÜMRAN AVCI
(06.05.2007)
MİLLİYET

ÇEV’den bir okul daha

**Haber Merkezi – Çağdaş Eğitim Vakfı’nın (ÇEV) Muş’un Bulanık ilçesine bağlı Yemişen beldesinde yaptırdığı ilköğretim okulu bugün açılıyor. ÇEV Yönetim Kurulu Üyesi Leyla Pekcan ve Tunç Pekcan’ın adına yaptırılan, Çağdaş Eğitim Vakfı Pekcan İlköğretim Okulu 2 kat ve 8 derslikten oluşuyor. Bölgede görev yapan eğitimciler, ÇEV tarafından yaptırılan okulun, fiziki yapısı itibarıyla bölgedeki hiçbir okulla kıyaslanmayacak kadar modern olduğunu belirtiyorlar.(0 212 297 69 79) (30.11.2007)
CUMHURİYET

 

 

2006 HABERLERİ

ULUSAL EGEMENLİK SEMPOZYUMU
Eruygur: İçimiz kan ağlıyor .
İstanbul Haber Servisi – Eski Jandarma Genel Komutanı emekli Orgeneral Şener Eruygur, devletin yıkıma sürüklendiğini ifade ederek ”Bu gidişe engel olmanın tek yolu ‘Kemalizm’, ‘ulus devlet’ ve ‘ulusal egemenlik’ kavramlarının Türkiye’de yeniden egemen kılınmasıdır” dedi.

Çağdaş Eğitim Vakfı’nın (ÇEV) düzenlediği, ”2006 Türkiyesi’nde Küreselleşme ve Ulusal Egemenlik Sempozyumu” dün Yıldız Teknik Üniversitesi Oditoryumu’nda yapıldı. Sempozyumun açılışında konuşan ÇEV Başkan Yardımcısı emekli Orgeneral Eruygur, ulusal egemenliğin, ulus devlet olgularının tartışma konusu yapılmasının, küreselleşmenin ”ABD patentli” yapısından kaynaklandığını savundu. Eruygur ”Ülkenin bir bölümünü koparmaya yönelik eylemler, sözümona demokrasi ve özgürlükler adına seyredilmekte, bölücülere güç ve cesaret aşılamakta, bu nedenle içimiz kan ağlamaktadır” diye konuştu.
(09.04.2006)
CUMHURİYET

SAYIN CUMHURBAŞKANIMIZ,

Son yıllarda ülkemizde giderek artan bölücülük hareketleri ve çağdaş Cumhuriyet Değerlerini zedeleyen uygulamalar karşısında göstermiş olduğunuz duyarlılığa içtenlikle katılıyor, kamuoyuna yaptığınız açıklamaları sonuna kadar destekliyoruz.
Türkiye’yi her geçen gün biraz daha karanlığa ve bilinmezliğe sürükleyen bu olumsuz gelişmeleri yadsıyarak, siyasi erkin Şahsınıza yönelttiği, bazı basın organlarının da katıldığı ağır eleştirileri de kınıyoruz.
Bizi aydınlığa götürecek tek yolun eğitim ve bilimden geçtiğine inanan ve bu bilinçle yıllardır yılmadan çalışan Çağdaş Eğitim Vakfı’nın (ÇEV), ülkemizin bölünmez bütünlüğüne sahip çıkma yolunda, Atatürk ilkelerinin yorulmaz bir savunucusu olduğunu, bu vesileyle tüm kamuoyuna duyurmayı görev biliyoruz.
Türkiye Cumhuriyetinin tüm çağdaş kazanımlarının en güçlü kalesi olan bir makamda, Siz değerde bir Cumhurbaşkanımızın olması bize sonsuz bir güç vermektedir. Ülkemizin geleceğine sahip çıkacak her türlü eylem, söylem ve uygulamada her zaman yanınızdayız.

Çağdaş Eğitim Vakfı
Yönetim Kurulu
(25.04.2006)
CUMHURİYET

SAYIN BÜLENT ARINÇ
TBMM Başkanı

Ulusal Egemenliğin kutlandığı her 23 nisanda, geleceğin yetişkinleri olan çocuklarımızın söz aldığı Çocuk Meclisinde, 21 yaşında , imam hatipli bir gencin “çocuk sıfatıyla” kürsüye çıkması kabul edilir olmadığı gibi, bir siyasetçi tavrıyla tehdit eder biçimde konuşması, ne günün anlamı, ne düşünce özgürlüğü ne de demokrasi gibi kavramlarla açıklanabilir.
Meclis Başkanı olarak sizin “olayı savunmanız”, bir Meclis Başkanının “tarafsızlık ilkesiyle” bağdaşmamakta, aksine bulunduğunuz makam gereği, Türkiye Cumhuriyetinin kazanımlarına, öncelikle de laiklik ilkesine taraf olmanız gerekmektedir. Ayrıca TBMM kürsüsünden, “laiklik tanımının yeniden yapılması” yolundaki talebinizin ve buna benzer açıklamalarınızın, işgal ettiğiniz yüce makamın değerleriyle bağdaşmadığı bir gerçektir. Onurlu bir geçmişe sahip Türkiye Cumhuriyeti ve Türk ulusu hiçbir şekilde bunları hak etmemektedir.
Türk Ulusu için böylesine anlamlı bir günü; Cumhuriyet’in çağdaş değerleri ve Yasa’larıyla adeta hesaplaşmak üzere tehdit eden bir öğrenciyi eğiten ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne getiren zihniyeti şiddetle kınıyoruz. Başta laiklik olmak üzere Cumhuriyetimizin olmazsa olmaz tüm kazanımlarını zedelemeye ya da yok etmeye yönelik her türlü eylemin karşısında yılmadan mücadele vereceğimizi, bu vesileyle siz TBMM Başkanına ve halkımıza duyuruyoruz.

Çağdaş Eğitim Vakfı
Yönetim Kurulu
(01.05.2006)
CUMHURİYET

 

KAMUOYU DUYURUSU

Ulusal eğitim, devletin, halkına sunduğu hizmetlerin en temel görevidir. Bu nedenle, devletin , türlü yoksunluklar ve olanaksızlıklar içinde neredeyse yazgısına terk edilen “devlet okullarını” gözardı edip, “Özel Öğretim Kurumları Yasa Tasarısı” ile, özel okullara destek çıkması, kabul edilemez. “Eğitimin özelleştirilmesini amaçlayan bu tasarı ile Sosyal Devlet anlayışı büyük bir darbe almakta ve devletin kıt kaynakları fırsat eşitliği ve sosyal adalet ilkeleri görmezden gelinerek özel okullara aktarılmaktadır.”
Özel okullara sağlanan maddi kolaylıkların yanısıra devlet okulları öğretmenlerinin özel okullarda ders vermelerinin özendirilmesi ile devlet okullarındaki eğitimin kalitesini olumsuz etkileyecek bir süreç başlatılmak istenmektedir.
Özel okullara, devlet okulları karşısında rekabet üstünlüğü sağlayan tasarı, devletin “hizmet üreten” konumdan hızla çıkarak “hizmet satın alan” konuma gelmesini amaçlayan ve devlet okullarını çökertecek bir uygulamanın başlangıcıdır.
Özel okulların içinde tarikat destekli, anti laik uygulamaların yaygınlığı yıllardır bilinen bir gerçektir. Söz konusu tasarı ile tarikat destekli okullara sağlanan maddi olanaklar artacak ve Eğitim Birliği Yasası delinerek özel okullar aracılığı ile alternatif bir eğitimin önü açılacaktır.
Özel Okullar Yasa Tasarısının TBMM’den geçmesini engellemenin CUMHURİYET DEĞERLERİne sahip çıkmak ve eğitimde sosyal adaleti sağlamak açısından büyük önem taşıdığını kamuoyuna saygı ile duyururuz.

ÇAĞDAŞ EĞİTİM VAKFI
Yönetim Kurulu
(05.06.2006)
CUMHURİYET

ÇEV , BEYOĞLU ÇOCUKLARINI ATÖLYE ÇELIŞMALARIYLA EĞİTTİ.

Beyoğlu Mozaik ve Çini Çarşısı’nda gerçekleştirilen kapanış töreninde, çocukların bir ay boyunca yaptığı çeşitli çalışmalar sergilendi. Törende bir konuşma yapan ÇEV Müdürü Tülin Mertcan, atölye çalışmalarını Şişhane çevresi çocuklarının yaz tatilini verimli geçirmeleri ve sokaklardaki tehlikelerden uzak kalmaları için düzenlediklerini belirtti. Mertcan, çocukların bir ay boyunca etkinliğin gerçekleştirildiği Mozaik ve Çini Çarşısı’nda açılan atölyelerde resim, müzik, drama, halk dansları, Türkçe ve matematik dersleri aldığını kaydetti.
Çalışmalardan çoğunlukla sokak çocuklarının yararlandığını kaydeden Mertcan, kurslarda çocuklara mozaik, çini, ahşap boyama, takı tasarımı gibi el sanatlarının da öğretildiğini söyledi. Mertcan, çocuklarla beraber veliler için de atölye eğitimi verdiklerini ifade ederek, velilerin kumaş boyama eğitiminin yanı sıra, aile içi iletişim ve aile planlaması, diş sağlığı gibi konularda konferanslara katıldıklarını kaydetti.
Atölye çalışmalarına katılan bir veli ise “Sunduğu imkanlardan dolayı ÇEV’e çok teşekkür ediyoruz. Burada çok güzel şeyler yaptık. Bütün velilerimizden boş zamanlarında böyle etkinliklerle ilgilenmelerini istiyoruz” diye konuştu.
Konuşmaların ardından AKM keman sanatçısı Ülkü Koper’in eşliğinde koro olarak şarkılarını seslendiren çocuklar, gösteride Orhan Veli ve Nazım Hikmet’ten şiirler de okudu. Kursiyer çocuklar ayrıca Artvin yöresi halk oyunlarından örnekler ve bir tiyatro gösterisi sundular.
Kokteylde, atölye çalışmalarına katkıda bulunan öğretmenler ve ÇEV bursiyer öğrencilerine de teşekkür belgeleri verildi. Çok sayıda ÇEV gönüllüsü ve velinin katılımıyla gerçekleşen törende, atölye çalışmalarına katılan çocuklara da başarı sertifikaları dağıtıldı. GÜLAY ÖZATA
(31.07.2006)
İSTANBUL(İÜHA)

ÇEV BAŞKANI, TÜRK EĞİTİMİNİN GERİCİ BASKIYLA KARŞI KARŞIYA OLDUĞUNU SÖYLEDİ.

Dinci kuşatma korkutuyor.
İstanbul Haber Servisi – Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV) Başkanı Gülseven Yaşer , laik Cumhuriyetin büyük bir kuşatma altında olduğunu vurgulayarak Türk eğitim sisteminin çöktüğünü ve rejime düşman kuşaklar yetişmesinin aracı haline geldiğini söyledi. Yaşer, ”Türkiye’yi yöneten örgütlü, kararlı ve birbirine çıkar bağıyla bağlı azınlık, örgütsüz, çekingen ve kararsız çoğunluğu kuşatma altına aldı. Cumhuriyetçi yurttaşlar hep birlikte ayağa kalkmazsa, yarın çok geç olacak” dedi.

Türk eğitimindeki dinci kuşatmanın olağanüstü boyutlara ulaştığını, geride bıraktığımız dönemde MEF Dershaneleri’nin eğitime ara vermesinin, bu durumun acı bir örneği olduğunu anımsatan Yaşer, ”MEF’in kurucu başkanı İbrahim Arıkan , Cumhuriyet ilkelerine yürekten bağlı bir insandır. Dershanesi de öyleydi. Ama öyle bir açmazla karşılaştı ki, bu kararı almak zorunda kaldı” diye konuştu. Yaşer, tarikat ve cemaatlere bağlı okullar ile kursların denetlenemediğini, bu okullardaki öğrenci ve velilere büyük baskılar yapıldığını söyledi. 1950 sonrasında ülkemizi yönetenlerin gelinen noktada sorumlu ve suçlu olduklarının altını çizen Yaşer, şöyle devam etti: “Bu hükümet döneminde 3 bin okul müdürü ve 3 bin 500 müdür yardımcısı değişti. Yerlerine atananların büyük bölümü imam okulu çıkışlı. İmam okullarında okuyanlar da bizim çocuklarımız ama orada nasıl bir eğitim verildiğini biliyoruz. İş dünyası, üniversiteler, medya, sendikalar ve aydınlarımız yapmaları gerekeni yeterince yapmıyorlar.”
Savcıları göreve çağırdı.
Cumhuriyet savcılarını göreve çağıran Yaşer, savcıların unvanlarının önündeki Cumhuriyet kelimesinin hakkını vermeleri gerektiğini vurguladı.
(29.08.2008)
CUMHURİYET

İKTİDAR LAİKLİK KARŞITI

ÇEV Başkanı Yaşer, eğitimdeki çağdışı uygulamalara karşı sivil toplum kuruluşları ve yurttaşları işbirliği yapmaya çağırdı.
Çağdaş Eğitim Vakfı Başkanı Gülseven Yaşer , Cumhuriyet değerleri ile hesaplaşanlar bulunduğunu belirterek eğitim alanında yaşanan çağdışı uygulamalara karşı sivil kuruluşları ortak çalışma yapmaya çağırdı. Yaşer, yerel yönetimlerin bursları kime verdiğinin de araştırılmasını istedi.
Sekiz yıllık zorunlu eğitim için 28 Şubat sürecinde yaptığı özverili çalışmalar ile dinci basının hedefi haline gelen Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV) Başkanı Gülseven Yaşer son yıllarda eğitim alanında yaşanan çağdışı uygulamalara karşı sivil toplum kuruluşlarını (STK) ve yurttaşları ortak çalışma yapmaya çağırdı.
ÇEV’in kurulduğu 1994’ten bu yana Türkiye’nin eğitimde yasa ve anayasaya karşın giderek dinselleştiğine dikkat çeken Yaşer, ”90’lı yıllardan bugüne ticaret liseleri 45 kat artarken, imam hatipler 550 kat arttı. Devlet içinde odaklanmış güçler var, dini kullanıyorlar. İlköğretimden sonra türban takan kız çocuklarının üniversitede örtülerini açmalarını istiyoruz. Kız çocukları niye imam hatibe gitsin. Çocuklara gerçek din öğretilmiyor. Cumhuriyetle hesaplaşma eğitimi veriliyor” dedi.
15 bin öğrenciye burs
Üniversiteli öğrencilerin tarikatlar tarafından örgütlenmeye başlandığı dönemde ÇEV’i kurmaya karar verdiklerini anlatan Yaşer, ”Tarikatlarla irtibata geçen öğrenciye bizimle aralarında duvar örmeleri isteniyor. Vakfımızın kısıtlı olanaklarına karşın 12 yılda 15 bin öğrenciye burs sağladık. Bu konuda yurttaşların duyarlı olması ve desteği büyük önem taşıyor” dedi. EMEL KILIÇ
(12.09.2006)
CUMHURİYET

KARS BELEDİYESİVE ÇAĞDAŞ EĞİTİM VAKFIİŞBİRLİĞİ İLE TEK KİŞİLİK BİR TİYATRO DÜZENLENDİ.
02.11.2006
ÖLÇEK/KARS
“Mustafa Kemal’le 1000 Gün Latife “ adlı tiyatro izleyenleri büyüledi.
2 perdelik olan ve yaklaşık 2 saat süren “Mustafa Kemalle 1000 Gün Latife” adlı tiyatro izleyenleri büyülerken, Devlet sanatçısı Dilek Türker, oyun sırasında giriş-çıkış kapısından vatandaşın girip-çıkmasına sinirlenerek oyunu 5 dakika durdurdu.
Cumhuriyet’in 83’ncü yıldönümü münasebetiyle Kars Belediyesi ile Çağdaş Eğitim Vakfı işbirliğiyle “Mustafa Kemal’le 1000 Gün Latife” adlı tiyatro oyununu sahneleyen Devlet Sanatçısı Dilek Türker, büyük ustalıkla oyunu sahnelerken, giriş-çıkış kapısından vatandaşın girip-çıkmasına sinirlenerek oyunu 5 dakika durdurdu.
Kars Sanat Merkezi’nde düzenlenen tiyatronun açılış konuşmasını yapan Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV) Genel Başkanı Gülseren Yaşar, Çağdaş Eğitim Vakfı’nın 1994 yılında, gençlerimize Atatürk ilkeleri ışığında eğitim-öğretim imkanları yaratmak üzere kurulduğunu, bu yıla kadar 14 bin öğrenciye, Cumhuriyet değerleri doğrultusunda, öğrenim bursu sağladığını söyledi. Başkan Yaşar, “Cumhuriyeti sahiplenen velilerimizden aldığımız güçle sağlamaya devam ediyoruz. Öğrenci yurtları, okullar, gençlik merkezleri, halk eğitim evleri açıyoruz. Daha da önemlisi, Cumhuriyet’le hesaplaşmak üzere çocuklarımızın beyinlerini yıkayan bir takım bölücü ve genci güç odaklarıyla, tarikat ve cemaatlerle kıyasıya mücadele ediyoruz. Ülkemiz gerçekten çok zorlu bir dönemden geçiyor. Bir tarafta bölücüler, ayrımcılar, diğer tarafta gericiler ihanet birliği içinde, dışarıdan aldıkları destekle ülkemizi parçalara ayırmak için olanca güçleriyle çalışıyorlar. Küçük, örgütlü, menfaat birliği içindeki bir azınlık dağınık, örgütsüz ve suskun çoğunluğu adeta kuşatma altına almış durumda. Gerçeklere gözlerimizi kapatarak ya sonuçlarına katlanacağız. Ya da, aklımızı, yüreğimizi, vatan severliğimizi ortaya koyup karşı çıkacağız.” dedi.
Yoğun bir sis bulutu içinde yol alan bir geminin yolcuları gibi olduğunu belirten Başkan Yaşar, “Toplumun ses telleri kesilmişçesine, sessiz ve suskun olanları izliyoruz. Oysa bir şeyler yapılması gereken zaman bu zaman. En karanlık koşulların, çok aydınlık bir yanı vardır. Ama eğer arayacak cesaretimiz varsa! Hepimizin bu cesarete sahip olduğuna gönülden inanıyoruz. Bu hepimizin, Cumhuriyeti ve Cumhuriyet değerlerini sahiplenen çağdaş ve laik Türkiye’nin onur mücadelesi olmalı. Bu özel gecede, “Mustafa Kemal’le 1000 günde,” Latife Hanımı, Dilek Türker’den izlemek gerçekten muhteşem. Ömrünü sanata adamış, yılmadan, yorulmadan tek başına inanılmazı başaran devlet sanatçımız Dilek Türker duyarlılığı ve yorumu ile bizlere olağanüstü bir gösteri sunuyor ve kurtuluş savaşını yeniden yaşatıyor. Kendisine sonsuz şükranlarımızı sunuyorum. Türk Ulusu’nun varoluş felsefesini oluşturan Atatürk’ün, ve Cumhuriyeti yaratan kahramanlarımızın hatırası önünde saygıyla eğiliyor, hepinize Çağdaş Eğitim Vakfı adına saygılar sevgiler sunuyorum” şeklinde konuşmasını sürdürdü.
Daha sonra usta oyuncu Dilek Türker’in oyuna başlamsının ardından yaklaşık 30 dakika sonra giriş-çıkış kapısından vatandaşın girip-çıkmasına sinirlenerek oyuna 5 dakika ara verdi. Yaşanan olayın gerçek mi yoksa oyun mu olduğunu anlamayan gerek yetkililer gerekse vatandaşlar duraksayarak ne olduğunu anlamaya çalıştılar. Vali Erden’in ve Başkan Alibeyoğlu’nun korumalarının oyuncu Türker’le konuşmasından sonra olayın ciddiyetini anlayan yetkililer korumalarına giriş-çıkış kapısının kontrol altına alınmasını söylediler. Kapının kontrol altına alınması ile sahneye geri dönen oyuncu Türker, zevkle oyununu tamamladı. Oyun sonunda Vali Erden ve Başkan Alibeyoğlu oyuncu Dilek Türker’e çiçek vererek, teşekkür ettiler.
Öte yandan bir konuşma yapan oyuncu Dilek Türker, “Sanatın gücü, bilimin gücüdür. Her toplumun uygar ve bağımsız toplum olma hakkını kazanacaktır. Bu nedenle bir Atatürk’ümüze, Cumhuriyetimizin değerlerine, kültürümüze ve topraklarımıza, yurdumuza ve bu Cumhuriyet değerlerinin bilincine sahip çıkmalıyız” dedi. Kars’a gelerek, bu güzel oyunu oynadığı için çok mutlu olduğunu da dile getiren Türker, “Sanatın bir ibadet olduğunu, pek farkına varmayanlarda öğrenecekler ve gerçek sanatçıların karşısında kapı açıp kapamamayı da öğrenecekler” şeklinde konuştu.
Cumhuriyet’in ilanı ve Atatürk’ün ölümünün anlatıldığı tiyatro oyununu Vali Mehmet Ufuk Erden, Belediye Başkanı Naif Alibeyoğlu, Kafkas Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necati Kaya, Çağdaş Eğitim Vakfı Genel Başkanı Gülseren Yaşar, daire amirleri ve çok sayıda Karslı vatandaş izledi.

EMRE ELİVAR PİYANOSUYLA BÜYÜLEDİ

SakaryaÜniversitesi(SA.Ü) ve Çağdaş Eğitim vakfı tarafında düzenlenen ünlü piyano sanatçısı Emre Elivar konseri katılanları büyüledi.
Esentepe Kampüsü Süleyman Demirel Konferans Salonu’nda  düzenlenen konsere, SA.Ü Rektörü Prof.Dr. Mehmet Durman, Rektör Yardımcıları prof.Dr. Hasan Rıza Güven,  prof.Dr. Muzaffer Elmas,  dekanlar,  öğretim üyeleri ve öğrenciler ile çok sayıda vatandaş ilgi gösterdi. İnternet üzerinden canlı olarak yayınlanan konserde piyano sanatçısı Emre Elivar,  ünlü besteci Beethoven’ın unutulmaz eserlerini yorumladı.  Konser sonunda dinleyicilerle kısa bir söyleşi de yapan sanatçı Emre Elivar’a ve Çağdaş Eğitim Vakfı adına vakıf yöneticilerinden Bike Karaduman’a,  SA.Ü Rektör Yardımcısı Hasan Rıza Güven tarafından birer birer teşekkür plaketi verildi.
SA.Ü Konferans Salonu’nda düzenlenen piyano sanatçısı Emre Elivar,  piyanosu ile konsere katılanları adeta büyüledi.  2005 yılından beri Berlin Hanz Ayzler Müzik Akademisinde çalışmalarını sürdüren Emre Elivar,  ayrıca piyano sanatçısı olarak ulusal ve uluslararası düzeyde bir çok ödüle layık görüldü.
(11.11.2006)
YENİGÜN/SAKARYA

MERMERE SU ISRARLA DAMLIYOR

KOFI Annan, BM Genel Sekreteri görevi bir başkasına devrediyor, ama giderayak, klasik deyimle, bir ilke imza atıyor.
Kadının statüsü, aile içi şiddet, kadının karşılaştığı şiddet konularında BM Genel Sekreter Yardımcılığı kuruyor. Bu, aile içi şiddet ve kadına yönelik şiddet konularında bugüne kadar dünyada oluşturulmuş en yüksek kurum.
Ataerkil aile, erkek egemen toplum, neredeyse insanlığın kendini bildiği tarihten beri var. Ama, sorunun bu biçimde en üst düzeyde B.M.’ye taşınması, aile içi şiddetle mücadelenin uluslararası bir kurum tarafından ele alınması için yine de, 2006 yılını beklemek gerekiyor.
Oysa, dünyada her üç kadından biri şiddete maruz kalıyor. Ama İsveç, ama Bangladeş, ama Amerika, ama Zimbabwe.
Kadının yaşadığı şiddet orada kalmıyor. Erkekten gördüğü şiddeti kadın, bu kez çocuğuna taşıyor. Terbiyenin bir aracı olarak. Türkiye’de kadınların yüzde 34’ü, çocukların yüzde 46’sı şiddetle karşı karşıya.

TOHUM AİLEDE
Aile İçi Şiddete Son Konferansı 2006. Hürriyet’in öncülüğünde, geçen yıl ilki yapılan konferansın, ikincisi dün düzenleniyor.
Hürriyet İcra Kurulu Başkanı Vuslat Doğan Sabancı’nın vurguladığı gibi, konferansı izleyen topluluk içinde, erkeklerin sayısı geçen yıla göre hayli fazla. Aile içi şiddetin baş aktörü erkekler, durumun farkına varmaya başlıyor. Yavaş da olsa, iyiye alamet.
Dün konferansta söz alan konuşmacıları ve uzmanları dinliyorum. Şiddet ve erkek sözcükleri sürekli arka arkaya geliyor. Demek ki, bu erkeklerin sorumluluk alma, erkeklerin kendilerini aşma sorunu.
Türkiye bugün her yönüyle bir şiddet toplumu. Sokaklarda kapkaçtan ve adi kabadayılıktan azgın teröre kadar uzanan şiddet zincirinin her türlü halkası kol geziyor.
İşte, aile içi şiddetle mücadele burada anlam kazanıyor. Çünkü, sokaklarda kol gezen şiddetin tohumları aile içinde atılıyor. Dolayısıyla, mücadeleye aile içinde başlamak çok doğru.
500’E KARŞI 85
Aile içi şiddetin farkına biz, önce töre ya da namus cinayetleriyle varıyoruz. Bizde devamı daha sonra geliyor.
Dünyada hiç farklı değil. B.M. özel raportörü Prof. Dr. Yakın Ertürk’ün dün aktardığı bilgi ilginç:
“Düşünce özgürlüğü ihlali konusunda, geçen yıl Birleşmiş Milletler’e bütün dünyadan 500 başvuru geliyor. Ama, aile içi şiddetle ilgili başvuru sayısı sadece 85.”
Bu sayı bile, B.M.’de yeni kurulmakta olan genel sekreter yardımcılığı ile birlikte düşünüldüğünde, bir açıdan olayın nasıl ilk adımlarının atıldığını gösteriyor. Buna karşılık ve yine de, bırakın gelişmiş ülkeleri, bizde bile belli sonuçlar alınmaya başlanıyor. Kadından sorumlu Devlet Bakanı Nimet Çubukçu bunu vurguluyor:
“Şiddet terbiye yöntemi iken, şimdi utanç verici bir eylem olarak kabul ediliyor.”
Bu gözlem, mücadelede yol alındığı gösteriyor.
LAİKLİĞE ALKIŞLAR
Dünkü konu aile içi şiddetle mücadele. Kürsüde Çağdaş Eğitim Vakfı Başkanı Gülseven Yaşer var. Yaşer soruna laiklik açısından da bakıyor.
Köyden kente göç eden kadınların kara çarşafa sokularak, dini siyasete alet eden kesimlerde aile içi şiddetin daha yoğun olduğuna dikkat çekiyor. Şiddeti ve siyasal İslamı birlikte değerlendiriyor.
Salonda en çok alkış bu sözlere. Son zamanlarda cenaze törenlerinden her türlü toplantıya kadar, her yerde ve her ortamda laiklik en çok alkış toplayan konu. Toplumun en duyarlı kavramı.
Bu yaklaşıma, Gülseven Yaşer’den sonra kürsüye gelen Nimet Çubukçu hemen yanıt veriyor:
“Şiddeti tartışırken, ideolojik kamplaşmalardan, suçlamalardan kaçınmak gerek.”
Hafif bir düello. Hiçbir hükümet üyesi, hiçbir toplantıda bu gibi çıkışları yanıtsız bırakmıyor. Ancak, toplum inatla her fırsatta laiklik vurgusundan geri kalmıyor.
Aile içi şiddetle mücadele uzun ve yorucu bir yol, mermere ısrarla damlatılan su gibi. Nasılsa bir gün kırılacak bu mermer, bu şiddet.
Dünkü gibi her toplantı, mermerde yeni bir oyuk açmanın başlangıcı. YALÇIN DOĞAN
(18.11.2006)
HÜRRİYET

BÜTÜN ŞİRKETLER,  AİLE İÇİ ŞİDDETE KARŞI BİRLEŞELİM


Hürriyet Gazetesi’nin Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV), İstanbul Valiliği ve CNN Türk işbirliğiyle gerçekleştirdiği “Aile İçi Şiddete Son” kampanyası çerçevesinde düzenlenen ikinci uluslararası konferans, dün İstanbul Bahçeşehir Üniversitesi’nde başladı. Açılış konuşmasını yapan Hürriyet İcra Kurulu Başkanı Vuslat Doğan Sabancı, “Bütün şirketleri bu soruna karşı bir ’özel sektör ittifakı’na davet etmek istiyoruz. Bu konferansın ana konularından biri de bu” dedi.

HÜRRİYET’in Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV), İstanbul Valiliği ve CNN Türk işbirliğiyle iki yıldır sürdürdüğü “Aile İçi Şiddete Son” kampanyası çerçevesinde düzenlenen ikinci uluslararası konferans, dün İstanbul Bahçeşehir Üniversitesi’nde başladı. Hürriyet’in BM Nüfus Fonu’yla birlikte düzenlediği konferansa Türkiye, ABD, Kanada, Hollanda, Avusturya, Pakistan, Norveç gibi ülkelerden uzmanlar, siyasetçiler, sivil toplum kuruluşu ve özel sektör temsilcileri katılıyor. Sunuculuğunu Rana Erkan’ın üstlendiği konferansın katılımcıları iki gün boyunca, erkeklerin aile içi şiddetle mücadeleye katılımını hedefleyen çalışmaları ele alacak, özel sektörle devletin rolünü tartışacaklar.

ÖDÜLLÜ KAMPANYA

Konferansın açılış konuşmasını yapan Hürriyet İcra Kurulu Başkanı Vuslat Doğan Sabancı, kampanyanın yürütüldüğü son iki yılda, şiddet konusunda toplumda duyarlılık geliştiğini, bir devlet politikası oluşturulduğunu belirtti. “Ancak kat etmemiz gereken çok uzun bir yol var” diyen Vuslat Doğan Sabancı, kampanyanın iki yılda 15 bin kadın ve erkeğe ulaştığını, “ortak akıl” arayışlarını hızlandırdığını, Avrupa’ya taşınan kampanyanın BM büyük ödülünü kazandığını hatırlattı.

ŞİRKET POLİTİKASI

Vuslat Doğan Sabancı, Hürriyet’in aile içi şiddete karşı mücadelesinin insan kaynakları politikasına yansıyacağını söyleyerek “Hürriyet çalışanları hem aile içi şiddet konusunda korunacak, hem de isteyenler gönüllü elçi olacak. Bütün şirketleri, bu soruna karşı bir özel sektör ittifakına davet etmek istiyoruz. Bu konferansın ana konularından biri de bu. ABD ve İngiltere’de bu şirket ittifaklarının çok başarılı uygulamaları var” dedi.

Sabancı’nın seslendiği bir diğer kesim de erkekler oldu:

“Erkekleri kadına ve çocuğa yönelik şiddetle mücadele içinde görmeye pek alışık değiliz. Sözüm bugün bu salondabulunan ve bulunmayan erkeklere: Bu mücadele kadından önce erkeğin mücadelesidir. Ancak erkeklerin de sahiplenmesiyle önlenebilir.”

CİNAYETİN NAMUSU YOK

BM Nüfus Fonu’nun Türkiye temsilcisi adına konuşan Tunga Tüzer, “Dünyada her 3 kadından biri en az bir kere şiddete maruz kalıyor” dedi. Tüzer, şiddetin sadece erkeğin kadını dövmesi olmadığını; onun çalışmasına izin vermemekten akrabalarıyla görüştürmemeye, psikolojik baskıdan ekonomik kısıtlamaya kadar çok şeyi kapsadığını hatırlattı. “Cinayetin namusu yoktur; namus ve cinayet sözcüklerini beraber kullanmak bile bir insan hakları ihlalidir” diyen Tüzer, konuşmasını Eleanor Roosevelt’in şu sözleriyle bitirdi: “İnsan hakları ihlali nerede başlar? Evlerimizde. Eğer bu haklar evimizde yoksa başka hiçbir yerde anlamı yoktur.” EMEL ARMUTÇU
18.11.2006
HÜRRİYET

 

2005 HABERLERİ

ÇEV?DEN CUMHURİYET?E 4 ÖDÜL
(19-02-2005)
CUMHURİYET
Çağdaş Eğitim Vakfı’nın (ÇEV), geleneksel olarak Cumhuriyet kazanımları konusunda duyarlı aydınlara verdiği ”Çağdaş Eğitim Ödülleri” sahiplerini buldu. ÇEV’in ödüllerine, yazarlarımız Hikmet Çetinkaya, Prof. Dr. Emre Kongar, Cüneyt Arcayürek ve Nilgün Cerrahoğlu’nun da aralarında bulunduğu 25 aydın değer görüldü. ÇEV’in kuruluş yıldönümü ve ödül töreni dolayısıyla Kuruçeşme Divan’da düzenlenen etkinlikte konuşan ÇEV Başkanı Gülseven Güven Yaşer, ”Okul çağı çocuklarımızın bir milyonu aşkını yasal zorunluluğa karşın okula gidemiyor. Kız çocuklarımızın yüzde 29’u okuma yazma şansına sahip olamıyor. Bizleri aydınlatması gereken medya toplumu yanlışlara götüren bir teknoloji haline gelmiş durumda. Gördüğümüz halde yok sayarak gerçeği değiştirip çarpıtarak nereye kadar gidebiliriz” diye konuştu. Konuşmanın ardından ÇEV’in 2005 ödülleri sahiplerine verildi. Yazarımız Prof. Dr. Emre Kongar, ödülünü Cumhuriyet’in ilk kadın öğretmeni Refet Angın’ın elinden aldı.

PAZARIN PENCERESİNDEN
MEÇHUL SİVİL ANITI
(30-10-2005)

Selçuk Erez Meçhul asker anıtı olmayan ülke var mı? Galiba yok! Bir insanın vatanı için harpte vurulup ölmesi kuşkusuz saygıyla anılması gereken bir eylemdir. Komutanlar ve devlet büyükleri yanında adları, sanları yaygın olarak bilinmeyen hatta meçhul olan insanlar, vatanları için can verdiklerinde bu anıtlarla anılırlar.
Peki, vatanının yücelmesi, vatandaşlarının yaşam düzeylerinin iyileştirilmesi, bütün bunlar için gerekli olan katıksız bir demokrasinin geçerli olması amacıyla canla başla çalışmışlar ama adları pek bilinmeyenler için de neden bir meçhul sivil anıtı dikilmesin?
Kuşkusuz günün birinde bunun eksikliği algılanacak ve zamanla bu anıtlar demokratik ülkelerin kentlerinin meydanlarında önemli yıldönümlerinde çiçeklerle, çelenklerle ziyaret edilecek odak noktaları oluşturacaklardır. Türkiye’de böyle bir anıt dikildiğinde ve o anıtla anılacaklar bahis konusu olduğunda ben Eymen Sezerman’dan daha iyi bir isim düşünemiyorum.
Eymen Sezerman kimdir?
1979 yılının Şubat ayına, yani yakını, akrabası Abdi İpekçi’nin öldürüldüğü tarihe kadar iyi bir eş, iyi bir anne, iyi bir ev kadını idi Eymen Sezerman. Eymen Sezerman, 1979 Şubatında yani otuz sekiz yaşından sonra bir yurttaşın, kendisinde bulunan bu ve diğer olumlu niteliklerin, ülkesinin uygar milletler arasında sayılması, hatta var olması için yetmeyeceğini anlamış ve kollarını sıvayarak zamanının çoğunu demokrasi mücadelesine ayırmış bir insandır. Kurucularından olduğu Çağdaş Eğitim Vakfı üyesi olarak laiklik karşıtlarına karşı verdiği mücadele yüzünden hedef olduğu tehditlerin çoğu, o yaşına dek böyle bir şeyle karşılaşmamış bir insan için büyük çapta yıldırıcı olabilirdi. Ancak O bunlara direnmiş, mücadelesini, anneanne olduğu yaşlara dek var gücüyle sürdürmüştür: Atatürkçü ve çağdaş düşünceleri yaymak için yaptığı çalışmalar, binlerce üniversite gencine burs sağlaması, ardından Güneydoğu Anadolu’daki yetenekli fakir gençlere eğitim olanakları bulmak için yapmış olduğu başarılı çalışmalar, onu saygı ile anmamızın nedenlerindendir. Eymen Sezerman, bu çalışmaları nedeniyle aşırı dinci çevrelerce bir tehlike olarak algılanmış ve “PKK’ye destek veriyorlar” iddiasıyla ve Çağdaş Eğitim Vakfı’nın kitaplığında, yargılanmasına gerekçe sağlanması için bazı kimselerce yerleştirilmiş PKK broşürlerinin bulunması nedeniyle Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılanmıştır. Yakınları ve arkadaşları, onun bu yargılanma sırasında yargıca, “Eğer bu memlekette Atatürkçü olmak suç ise, ben bu suçu tekrar işlemeğe hazırım!” dediğini unutamazlar.
Eymen, Türkiye’nin çağdaşlaşması için çalışan başka bir derneğin, Demokratik İlkeler Derneği’nin de kurucularındandı: Birkaç yabancı dili iyi bilmesi, insan ilişkilerindeki becerisi nedeniyle çeşitli insanlarla kurduğu ilişkiler, hem yurtiçinde, hem de yurtdışından Türkiye’de çağdaşlaşma çalışmaları için destek sağlanmasına yol açmıştır. Mesela İspanya kralının akrabası Prenses Aylin onun çalışmalarını takdir eden ve destekleyenlerdendir.
26 Ekim 2003’te yitirdiğimiz ve üç gün sonra, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda tam bir Cumhuriyet Kızı olarak toprağa verdiğimiz Eymen Sezerman’ı saygıyla anmaktayız.

2004 HABERLERİ

KAN VE GÜRMENDEN YENİYIL KONSERİ
(8.01.2004)
Kültür Servisi – ‘Devlet Sanatçısı’ unvanını taşıyan ünlü keman sanatçısı Suna Kan ve piyano sanatçısı Canan Gürmen’in katılacakları bir konser düzenleniyor. Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV) ve Avusturya Başkonsolosluğu Kültür Ofisi işbirliğiyle 15 Ocak günü saat 20.00’de, Kültür Ofisi’nin Yeniköy Salonu’nda gerçekleştirilecek olan konserde Haendel, Schumann, Debussy, M. de Falla ve B. Bartok’un yapıtları seslendirilecek.

BİR MÜZİK ALETİ İNSAN HAYATINA YENİ PENCERE AÇAR
(20.01.2004)
SABAH
Yurtdışındaki en büyük gururlarımızdan keman virtüözü Suna Kan, günümüzün gençlerinin uğraş vermeden popüler olmaya çalışmalarına son derece karşı. Ünlü sanatçı, meslek olarak devam etmeseler de, herkesin bir çalgı çalması gerektiğini savunuyor.
Uluslararası başarıları ile gurur duyduğumuz Türkiye’nin sayılı keman virtüözlerinden Suna Kan, hiç şüphesiz ki kemanı kendine en çok yakıştıran kadın sanatçı. 5 yaşındayken çalmaya başladığı kemanı ile 9 yaşında ilk konserini veren Kan ile, Çağdaş Eğitim Vakfı için düzenleyeceği Avusturya Konsolosluğu’nun Yeniköy’deki Kültür ofisinde, prova aralarında konuştuk. Babası da bir kemancı olan Suna Kan, ister istemez 5 yaşında kendini keman çalarken bulduğunu ve yaşı ilerledikçe de bu işte ustalaştığını anlatıyor. Henüz 12 yaşındayken çıkan bir kanunla İdil Biret ile birlikte devletin verdiği burs sayesinde Paris’te eğitimine devam ettiğini anlatan Kan, yaklaşık 9 yıl yurtdışında kalmış.
İSTEDİĞİM YERDEYİM
3 yıl kadar Paris’te konservatuvar eğitimi alan ünlü sanatçı, “Her meslekte olduğu gibi diploma almakla bir yere varılmıyor. Bu nedenle ben de uluslararası yarışmalara katılmaya başladım” diye anlatıyor hayat hikâyesini. Yarışmalarda aldığı iyi derecelerin kendisine birçok avantaj kazandırdığını söyleyen usta keman virtüözü, “Bunlar sayesinde tanındım ve yavaş yavaş turnelere çıkmaya başladım” diyor. Yaptıklarını ‘zirveye adım adım yaklaşmak’ olarak değerlendiren ve şu an istediği yerde olduğunu belirten Kan, “Bir şeyler başarmak için ille de Avrupa ya da Amerika’da olmak gerekli değil. İyi ki Türkiye’ye dönmüşüm” diye konuşuyor.
ÖNEMLİ OLAN ADIM ATMAK
Avrupa’daki çok sesli müziğin asırlardan beri var olduğunu, orada daha çok konserler düzenlendiğini anlatan Kan, Türkiye için bu tarz müziklerin Avrupa’ya göre daha çok yeni olduğunu söylüyor. Hiçbir zaman kötümser olmamak gerektiğinin de altını çizen Kan, burada da yeteri kadar olmasa da konservatuvarların, orkestraların olduğunu sözlerine ekliyor. Kan’a göre ise önemli olan adım atmak. Günümüzde altyapısı güçlü olmadan popülerliğe doğru adım atan ve son günlerin çok konuşulan yarışması Popstar’da yer alan gençler hakkında ne düşündüğünü sorduğumuzda ise Kan, “Bu tarz yarışmalar birçok ülkede var. İyi yapılmış pop müziğe saygım var. Fakat bu gençler, uğraş vermeden köşeyi dönmek istiyor” açıklamasını yapıyor. Çoğu ülkede popüler müziğin daha fazla şöhret getirdiğini ve para kazandırdığını söyleyen sanatçı, şu örneği veriyor: “Eskiye baktığımızda bir Rubenstain bile Elvis Presley kadar para kazanmamıştır.”
EĞİTİM SİSTEMİ BOZUK
Özel sektörün klasik müziğe karşı çok büyük destek verdiğini, gençleri desteklediğini belirten Kan, her şeyi devletten beklememek gerektiğini, fakat Türkiye’deki eğitim sisteminde oldukça bozukluklar olduğunu belirtiyor. Kan, müzik derslerine önem verilmemesinden dolayı bir hayli üzgün. Herkesin meslek olarak devam etmese bile, bir çalgı çalması gerektiğini söyleyen ünlü sanatçı, “Şimdi 5 yaşında olsaydınız da yine bu yaşta keman çalmaya başlamak ister miydiniz?” sorusunu ise hiç düşünmeden “Evet” diye yanıtlıyor. Kan, “İnsanın bir çalgı çaldığında hayatında başka bir pencere açılır buna inanıyorum” diyor. 6 yıldan bu yana piyanist Canan Gürmen ile birlikte çalan Suna Kan, geçen hafta Çağdaş Eğitim Vakfı yararına bir kez daha kemanını dinleyiciler ile buluşturdu. ÖYKÜ YAZICIOĞLU

(05-02-2004)
CUMHURİYET
ÇEV Başkanı Yaşer, siyasilerin çıkarları uğruna ‘eğitimde birlik’ten ödün verdiklerini söyledi.
Atatürkçü çizgiden ödün vermeyiz.
ÇEV Başkanı Gülseven Yaşer, Kuran kurslarında, tarikat ve cemaatlerde çocuklara eziyet edildiğine dikkat çekerek bursiyer seçiminde Atatürkçü çizgiden asla ödün vermeyeceklerini belirtti.
Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV) Başkanı Gülseven Yaşer , Kuran kurslarında, tarikat, cemaatlerde çocuklara eziyet edildiğine dikkat çekerek bursiyer seçiminde Atatürkçü çizgiden asla ödün vermeyeceklerini belirtti.
ÇEV Başkanı Gülseven Yaşer, 10 yıl önce kurulan vakfın amacının iyi, nitelikli ve ulusal eğitim vermek olduğunu belirterek ”Bu tip bir eğitim, ancak ulusun kuruluş amaç ve hedeflerine uygun olursa olur. Biz Atatürk ilkeleri doğrultusunda burs veriyoruz. Kendi başına yaşamını düzene sokan insanlar yetiştirmeye çalışıyoruz” dedi.
Siyasilerin, çıkarları uğruna ”Eğitimde birlik yasası” ndan ödün verdiğini belirten Yaşer, ”Eğitimde birliğin çok acil uygulanması gerek. Uygulanmazsa toplumda iki başlı bir gençlik oluşacak. Bu, toplum için en büyük ihanettir” dedi.
Geçmişte ve günümüzde pek çok kurumun vakıf ile ilgili karalama kampanyaları yürüttüğünü ifade eden Yaşer, buna karşın bursiyer seçiminde ilkelerinin çizgisinden asla ödün vermeyeceklerinin altını çizdi. Türkiye’de binlerce ilk, orta öğretim ile üniversite öğrencisinin ekonomik sorunlar nedeniyle okuyamadığını anlatan Yaşer, amaçlarının dekanlıklar ve okul müdürlükleri ile temas kurarak ihtiyacı olan öğrencilere burs vermek olduğunu söyledi.
10 yılda 14 bin öğrenciye burs verdiklerinin altını çizen Yaşer, şunları söyledi:
”İlköğretim öğrencilerine 20 milyon, ortaöğretim öğrencilerine 30 milyon, üniversite öğrencilerine ise 50 milyon liralık burs veriyoruz. Bunun dışında ihtiyacı olanlara artı 20 milyon liralık da sosyal yardım yapıyoruz. Yalnız üniversite öğrencileri ile burs vermeden önce mülakat yapıyoruz. Bu mülakatta hayata yaklaşımlarını, toplumsal, siyasal ve ekonomik düşüncelerini öğrenmeye, öğrencileri tanımaya çalışıyoruz. Daha önce bursları banka hesaplarına yatırıyorduk. Öğrencilerle bağımızı kesmemek için burslarını artık vakıftan alıyorlar.”
Bursları birer veli aracılığı ile verdiklerini ifade eden Yaşer, burs dışında, ihtiyacı olan öğrencilerin harçlarının ödenmesi, kitap, giysi gibi ihtiyaçlarının da karşılandığını anlattı. Yaşer, öğrencilere meslek sahibi olana kadar burs verildiğini, meslek sahibi olduktan sonra da eski öğrencilerin yeni öğrencilere burs vermeye başladığını söyledi. EBRU ERDOĞAN

GELECEĞİN YÖNETİMİNE DAVET
(9-05-2004)
AKŞAM
İş, sanat ve akademi dünyasının temsilcileri, geleceğin yönetim modellerini tartışmak için 13 Mayıs’ta İstanbul’da biraraya geliyor
EDUPLUS Eğitim Danışmanlık ve Çağdaş Eğitim Vakfı ( ÇEV ) işbirliği ile Superonline’nın ana sponsorluğunda düzenlenecek olan ‘Geleceğin Yönetim Zirvesi’, ünlü iş adamları, akademisyenler ve yöneticilerin katılımı ile 13 Mayıs 2004 tarihinde İstanbul Hilton Convention Center’da yapılacak. Zirvede, başta 21’inci yüzyılda satış ve pazarlama yönetimlerindeki
yeni trendler olmak üzere iş hayatında yaratıcılık ve farklılaşma masaya yatırılacak.
GELİRİ ÇEV’E
Gelirinin tamamı Çağdaş Eğitim Vakfı’na aktarılacak zirveye vakfın kurucusu ünlü yönetim danışmanı Şerif Kaynar da destek veriyor. Bugüne kadar 14 binden fazla yoksul çocuğun okutulmasına öncülük eden Şerif Kaynar, ‘Ne işi yaparsanız yapın pazarlama, satış ve yaratıcı olabilmek çok önemli. Zirvede katılımcılar bir gün içinde, yaratıcılıkları geliştirme ve satış ve pazarlama alanlarında yenilikleri kısa sürede öğrenme imkanı bulabilecekler. Bu da kendilerini geliştirebilmeleri için önemli bir fırsat’ dedi. Türkiye’yi bölgesinde satış ve pazarlama alanında başarılı bulduğunu söyleyen Kaynar, şöyle konuştu: ‘Yaratıcılkta sadece ve sadece doğuştan olmuyor. Sonradan alabileceğiniz eğitimler de yaratıcılığı geliştiriyor. Satış konusunda, aranan insanların özelliği 10 senede çok değişti. Türkiye’de 5-10 yıl öncesine kadar bir satış direktörü aradığınızda, en fazla tanıdığı ve networkü olan insanı seçerdiniz. Bugün, böyle bir adamdan ziyade
en fazla sistemi bilen, hem satıcı
hem operasyonel satışı bilen
adamlar aranıyor.’
EDUPLUS Pazarlama Direktörü Özlem Erdil de, ‘Zirvede, bildiğimiz satış ve pazarlama yöntemlerinin sonunun gelip, gelmediği tartışması netlik kazanacak. Geleneksel yöntemlerin terk edildiği sıra dışı ve kışkırtıcı satış&pazarlama
stratejileri ülkemizin ünlü isimleri tarafından katılımcılara aktarılacak’ diye konuştu.
BİLETLER BILETIX’TE
EDUPLUS Eğitim Danışmanlık ve Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV) işbirliğiyle düzenlenen zirveye Superonline’nın yanı sıra AKŞAM Gazetesi de destek veriyor. 195 milyon lira olarak belirlenen zirvenin biletleri, tüm Biletix satış noktaları (www.biletix.com.tr) ve detaylı bilgiye ise www.eduplus.com.tr’ den ulaşabilmeniz mümkün.
Zirvede; Yaşayan Marka Yaratmak, Farklılaşma Yöntemleri, İletişimde Algılama Yöntemleri, Geleceğin Liderleri için Halkla İlişkiler, İnternet ve Pazarlama, Müşteri Odaklı Satış Yönetimi ve Yeni Yaklaşımlar, Müşteri Memnuniyeti ve CRM, Yaratıcılık, Pazarlama Araştırmalarında Yeni Yaklaşımlar gibi konu başlıkları iş dünyasının başarılı isimleri tarafından ele alınacak.
Ayçe TARCAN / İSTANBUL

SİZİN DE YARDIMINIZ GEREKİYOR
(10-06-2004)
VATAN
Eğitim, kültür,sanat, bilim?Dünyayı kurtaracak unsurlarken bunlar, bu ülkede telaffuz bile edilmeyen konular ne yazık ki…
Birileri karar vermiş, halk bunlarla ilgilenmez diye… Mesela bir bilim kadınımız Doç. Dr. Neva Çiftçioğlu Finlandiya’da doçentlik alan ilk yabancıymış, kireçlenmelere sebep olan mikrobu bulmuş, bu nedenle dünyanın her yerinden ödüller almış, NASA onu birlikte çalışmaya çağırmış, önümüzdeki yıllarda da kalp ve böbrek hastalıklarının teşhisine ilişkin, patenti milyonlarca dolar değerindeki buluşu açıklanacakmış… Ama Türkiye onu tanımıyor Şu ana kadar Türk yetkililerden aldığı bir tebrik bile yok.
Birisi, NASA’da çalıştığını öğrenince, “bravo demek Sabancı’da çalışıyorsun” demiş. O kadar ilgililer yani. Ankara Tıp Fakültesi’nde asistanken astım üzerine yazdığı tezini bir hocası okumadan çöpe atmış. O tez birkaç yıl sonra tıp dünyasının üç büyük bilimsel dergisinden birinde yayınlanmış. Finlandiya’da bakteri çalışmalarını yaparken Bilkent Üniversitesi Rektörü’ne ve Genetik Bölümü’ne başvurarak, “gelin bunu birlikte yapalım, patenti Türkiye’ye ait olsun” demiş “siz galiba iş arıyorsunuz” diyerek önerisini kabul etmemişler. Hacettepe tıp ise “bu bizi aşar” yanıtını vermiş.
Vatan hasreti dayanılmaz boyutlara gelince dönüp Başkent Üniversitesi’nde çalışmaya başladığında, Finlandiya’daki çalışmalarını bırakmasını isteyerek, dokuz ay mikrobiyoloji kliniğinde dışkı tahlili yaptırmışlar. Sonunda Finlandiya’daki profesörü “ziyan oluyorsun” diye onu almaya gelmiş.
Başkent Oniversitesi’ne “şu anda prostat kanserlerinin teşhisinde kullanılan bir sistem var, bizden ABD’ye gitsin, bunun patentini bir Türk üniversitesi alsın. Bu sistem için Türkiye milyonlarca dolar ödeyecek, onlar bize ödesin” önerisini götürmüş, “biz ortak olamayız, kendimiz yaparız” diyerek reddedilmiş.
Eğitimle de yıllarca kimse ilgilenmemiş. Neyse şimdilerde sivil toplum örgütleri çok güzel şeyler yapıyor, bir de arkalarına bir kurum aldılar mı şahane oluyor.
ÇEV (Çağdaş Eğitim Vakfı), Eduplus Eğitim Danışmanlık ve DHL firması Ağrı’da yardıma muhtaç 92 köy okulu için “DHL yollara çıkacak çocuklar okuyacak” sloganıyla bir kampanya sürdürüyor. Ağrı’daki okullara gidecek kırtasiye malzemeleri, harita, atlas gibi okul gereçleri, okul kıyafetleri; bilgisayar, faks gibi araçlar bu okullara DHL aracılığıyla ücretsiz ulaştırılacak.
DHL Genel Müdürü Michel Akavi; “20 bin şirketle çalışıyoruz. Onlara seslenip, Ağrı bölgesine yardım kampanyası başlattık. Eğitime ne kadar verseniz yetmez, sürekli destek isteyen bir konu” diyor. Bugüne dek 14 bin öğrenciye burs veren ÇEV Başkanı Gülseven Yaşer de “burs için verilen otuz milyon nedir ki diyen birine, burslu öğrenci şu yanıtı verdi: ‘otuz milyon benim işte bakın, okuyorum…’ 30-40 milyon bizim için çok küçük bir rakam olabilir ama o paralarla çocuklar okuyor…” diye anlatıyor.
Eduplus Müdürü Özlem Erdil de “bu çalışmaya hepimiz dört elle sarılmalıyız” diye konuşuyor… Sivil toplum örgütlerini güçlendirmeli, onların sponsorluğunu üstlenen firmaları özendirmeliyiz…
İşte telefon numaraları:
ÇEV: (0212) 297 69 79
DHL: 444 00 40
Duygu ASENA

ÇAĞDAŞ EĞİTİM VAKFI, 1800 LİSE ÖĞRENCİSİNİN EĞİTİM MASRAFLARINI KARŞILAYACAK.
(24-08-2004)
CUMHURİYET
BİR DENİZYILDIZI KURTARIN
Çağdaş Eğitim Vakfı ”1800 Denizyıldızı Projesi” ile ‘çocukları bilginin özgürlüğüne kavuşturmayı’ amaçlıyor. Projeyle, Türkiye’nin 900 ilçesindeki başarılı ancak ekonomik nedenlerle okuyamayan ikişer öğrenciye yardım edilecek.
Eğitim Servisi -”Dalgaların kıyıya sürüklediği denizyıldızlarını tek tek denize bırakmakta olan genç adama, oradan geçenlerden biri yaptığı işin yararsız olduğunu, binlerce denizyıldızını kurtaramayacağını söyler. Genç adam duraksamadan bir denizyıldızını daha suya bırakır ve ‘ama işte, o kurtuldu’ der.” Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV) da yaptığı ”1800 Denizyıldızı Projesi” ile ”çocukları bilginin özgürlüğüne kavuşturmayı” amaçlıyor. Yapacağınız 40 milyon liralık bağışla siz de bir denizyıldızını bilgi denizine ulaştırabilirsiniz. Projeyle Türkiye’nin 900 ilçesindeki, başarılı ancak ekonomik nedenlerle okuyamayan ikişer öğrencinin liseden üniversiteye kadar olan öğrenim masrafları karşılanacak. Vakıf yetkilileri, Jandarma Genel Komutanlığı ile birlikte yürütülen projenin amacını şöyle açıkladılar: ”Ülkemizde bölgeler arasında eğitim alanında yaşanan sorunların giderilmesi ve gençlerimizin çağdaş eğitim olanaklarından yararlanabilmesi için, ilçelerde, ortaöğretim kurumlarında eğitim gören öğrencilerimize öğrenim bursları vererek onların yükseköğrenimlerini tamamlayıp meslek sahibi bireyler olarak topluma katılmalarını sağlamak.” Türkiye çapında çağdaş bir eğitim-öğretim ağı kurulacağını belirten yetkililer, ”Okul çağı çocuklarımızın 5’te biri, yasal zorunluluğa rağmen okula gidemiyor ve kızlarımızın yüzde 29’u okuma yazma şansına kavuşamıyor” dediler. Proje hakkında detaylı bilgi, ”0212 297 69 79” No’lu telefondan ya da www.cev.org.tr internet sitesinden alınabilir. Şimdiye kadar 13 bin öğrenciye öğrenim bursu veren vakıf, ayrıca ÇEV Halk Eğitim Evleri ile öğrencilere, ders çalışabilecekleri ve sosyal etkinliklerde bulunabilecekleri ortamlar yaratıyor.

ÇEV’DEN FOTOGRAF YARIŞMASI
(19-08-2004)
CUMHURİYET
*Eğitim Servisi – Çağdaş Eğitim Vakfı’nın (ÇEV), geçen yıl ilkini düzenlediği ”Çağdaş Eğitim Vakfı Fotoğraf Yarışması”nın ikincisi, 15 Ekim’de düzenlenecek. ”21. Yüzyılda Türkiye’den Eğitim Manzaraları-2” konulu renkli baskı dalında yapılan yarışmaya, 7 Ekim’e kadar, fotoğrafçılar, daha önce ödül almamış fotoğraflarıyla katılabilecekler. Yarışma sonucunda, birinciye 1.5 milyar, ikinciye 1 milyar ve üçüncüye ise 500 milyon lira ödül verilecek.

İKKB Başkanı Moroğlu: LAİK EĞİTİMDEN VAZGEÇİLMEMELİ
(26-10-04)CUMHURİYET
Kültür Servisi – 23. TÜYAP Kitap Fuarı etkinlikleri kapsamında düzenlenen ”Ufkun Ötesinde Ne Var? 2000’li Yıllarda Çağdaş ve Laik Eğitime Bakış” konulu panelde laik eğitimin önemi vurgulandı. Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV) tarafından gerçekleştirilen panele Maltepe Üniversitesi’nden Prof. İsa Eşme , İstanbul Kadın Kuruluşları Birliği (İKKB) Başkanı Nazan Moroğlu ve ÇEV Başkanı Gülseven Güven Yaşer katıldı. Eşme, dini hurafelerin egemen olmasıyla birlikte Osmanlı’nın Batı’ya göre çok gerilediğini belirterek Mustafa Kemal ‘in Kurtuluş Savaşı’nın ardından Türkiye’yi bu gerilikten kurtarmak amacıyla ülkeyi yeniden yapılandırmaya giriştiğini söyledi. 3 Kasım’dan sonraki süreçte dini görüşlü eğitimcilerin yönetici kadrolarına getirildiğinin altını çizen Eşme, medyanın büyük bir kısmının da adeta satın alınmış durumda olduğunu vurguladı.
‘Kadınlar evlerine kapatılıyor’ Moroğlu, kadınların evlerine kapatılmaya başlandığının altını çizerek ”Laik eğitimden vazgeçilmemesi gerekiyor. Okulöncesi eğitimin hiç olmazsa bir yıl zorunlu olması şart” dedi. İmam hatip liselerinin ve Kuran kurslarının mesleki ve teknik okullara oranla çok yüksek bir rakama ulaştığına dikkat çeken Yaşer de bu liselerde okutulan bazı kitaplardaki dini sömürü içeren yazılardan alıntılar okudu. Yaşer, laik ve çağdaş eğitimle dini eğitim arasında uçurum olduğunu belirterek sivil toplum örgütlerinin bu konuda ortak bir savaşım vermeleri gerektiğini vurguladı.

EĞİTİM İÇİN HEM TASARIM HEM MANKENLİK YAPACAKLAR
(05-10-2004)
HÜRRİYET
Perşembe günü? Ünlü Anneler, Babalar ve Çocukları? adı ile bir defile gerçekleştirilecek ve defileden elde edilecek gelir Çağdaş Eğitim Vakfı?na gidecek. Geceye çocuklarıyla birlikte tasarladıkları kıyafetleri giyerek katılacak ünlüler arasında Neşe Erberk de var.
İş, sanat, spor ve sosyete dünyasından ünlü anne, baba ve çocuklar, birlikte tasarlayarak ürettikleri birbirinden orijinal çalışmaları, Çağdaş Eğitim Vakfı için bir defilede sergileyecekler. 7 Ekim Perşembe günü Conrad Otel?de düzenlenecek defilede bu çalışmalar, yapılacak çekiliş sonrası derneğe bağış verenlere armağan edilecek. Geceden elde edilecek gelirle 3000 çocuğun eğitim masrafları karşılanmış olacak. Geceye katılanlar arasında Orhan Bademli, Gülay Kamaz, Feryal Gülman gibi sosyetenin tanınmış isimlerinin yanı sıra, sanatçı Neco, ressam Bedri Baykam, ünlü Beslenme ve Diet Uzmanı Doktor Ender Saraç, modacı Cengiz Abazoğlu, Gülay Kuriş ve Milli Basketbolcu Ufuk Sarıca gibi isimler var. Neşe Erberk de üç kızıyla projede yer alıyor. Erberk ile projeyi ve amaçlarını konuştuk:
– Nasıl oluştu bu proje fikri?
Kuruluşumuzdan bu yana her yıl sosyal içerikli bir proje yapmayı hedefledik ve buna devam ediyoruz. Büyükada?ya gidip çöp mü toplamadık, Dünya AIDS gününde kan bağışı mı yapmadık, ağaç mı dikmedik? Son üç yıldır ise organizasyonlarımızın boyutlarını büyüttük. Özellikle böbrek hastaları yararına işadamları ve iş kadınları ile yaptığımız organizasyon, bugüne kadar en büyük çaptaki organizasyonumuz oldu. Bu etkinlikte 20 ünlü işadamı ve iş kadını podyuma çıktı. Buradan elde ettiğimiz gelirle de 7 diyaliz makinesi satın aldık. Şimdi de ?Ünlü Anneler, Babalar ve Çocukları? adlı bu organizasyonu Çağdaş Eğitim Vakfı yararına gerçekleştiriyoruz.
– Nasıl bir proje bu?
Burada amacımız 3000 deniz yıldızı dediğimiz çocuğumuzun eğitim ihtiyaçlarını karşılamak. Daha önceki organizasyonlarımızda baktık ki ünlüler bağış toplamada ve dikkat çekmede epey etkili oluyor, bu sefer de yine ünlüler olsun istedik projede. Örnek olmaları açısından da onlar da gönüllerini vererek katıldığı için bu etkinliklere, yine yola onlarla çıktık. Konsept bu sefer çocuktu. O zaman ünlü anne ve babalar olsun dedik. Bir defile yapılacak ve ünlü anne ve babalar çocukları ile podyuma çıkacak. Bir de bu gece için her ünlü aile, çocuklar için bir şeyler tasarlayacak. Ve bu tasarımlar gecede Çağdaş Eğitim Vakfı?na bağış yapacaklar arasından yapılacak çekilişle sahiplerini bulacak. Hoş bir anı olacak herkes için diye düşünüyoruz.
– Kimler katılıyor bu geceye?
Türk Tekstil Vakfı Başkan Yardımcısı Hüseyin Kurtuluş, eşi Yüksel Hanım ve kızları Naz ile Ege?yle, MOS Kuaför Artistik Direktörü Orhan Bademli, kızları Ceylan ve Heather?le, milli basketbolcu Ufuk Sarıca, eşi Mısra Hanım ve oğulları Boray ile Efe?yle, MOS?un ortaklarından Gülay Kamaz, oğlu Mert?le, modacı Cengiz Abazoğlu, kız kardeşi Figen Hanım ve oğulları Alp ve Arda ile, Bedri Baykam, eşi Sibel Hanım ve oğlu Suphi ile, ben de kızlarımla katılıyorum. Ayrıca Revna Demirören, modacı Gülay Kuriş, beslenme ve diet uzmanı Ender Saraç, Neco ve kızları, Feryal Gülman, Melis Ersoy ve Neşe Erberk Ajans Genel Koordinatörü Yıldız Mavitan da bu geceye katılan diğer isimler. Bu arada sadece küçük çocuklar yok. Mesela Neco?nun kızları yirmilerde seyrediyor.
– Siz de kızlarınızla bizzat projeniz içinde yer alıyorsunuz değil mi?
Evet, kızlarımla renkli kağıtlardan küçük kızlar için kıyafetler tasarlıyoruz. Bizim kızlar elişine bayılıyorlar. Biz projeyi hem yaratmaktan memnunuz, hem de uygulamaktan. Çocuklardan öğrenmemiz gereken o kadar çok şey var ki. Bu proje biraz da onu hatırlatmak için.
Sürpriz çalışma
Ünlü Ressam Bedri Baykam ve eşi Sibel Hanım 1997 yılında evlenmişler. Sibel Hanım gazeteci. Oğulları Suphi, Ocak 1999 doğumlu. Anne ve babası ile birlikte olduğunda en çok Beyoğlu?nda gezmeyi, resim yapmayı ve yüzmeyi seviyor. Aile bireyleri bu defilede Baykam imzasını taşıyan sürpriz bir çalışma sergilemeye hazırlanıyor.
Otomobilli bir tişört
MOS Kuaför?ün ortaklarından Gülay Kamaz, etkinliğe oğlu Mert?le katılıyor. Mert, MEF okullarında üçüncü sınıfta. Annesi ile üzerinde araba resmi olan bir tişört tasarlıyorlar. Mert ileride bir otomobil fabrikası açmayı düşünüyor. Gülay Hanım, çocuklara yönelik böyle bir projede olmaktan dolayı mutlu.
Yeğenleri ile katılıyor
Ünlü tasarımcı ve modacı Cengiz Abazoğlu, bu geceye kız kardeşi Figen Abazoğlu ve ikiz yeğenleri Arda ve Alp ile katılıyor. 90 senesinde ilk koleksiyonunu sergileyen ünlü tasarımcı, bu özel gece için yeğenleri ile birlikte tişört tasarlayacak. Aile bireyleri ile bir arada olmayı çok seven Abazoğlu, onlara olabildiğince fazla zaman ayırmaya çalışıyor.
Sportif bir tasarım
Ufuk Sarıca, 187 defa milli olmuş basketbolcularımızdan. Bu yıl jübile yapmaya hazırlanıyor. Etkinliğe eşi Mısra, oğulları Boray ve Efe ile katılıyor. Boray iki yıldır Neşe Erberk okulunda okuyor. Neşe Erberk?le ailece de görüşen Sarıca ailesi, projeye böylelikle dahil olmuş. Etkinlik için basketbol formaları tasarlıyorlar.

ÜNLÜLERİN KATILDIĞI YARDIM YÜRÜYÜŞÜ
(12-10-2004)
HAFTASONU
?Yürüyorlar:Ünlü anneler, babalar ve çocukları? defilesinden elde edilecek gelir, üç bin yoksul çocuğa eğitim fırsatı yaratmış olacak.Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV)? na bağışlanacak defilenin provasının yapıldığı gün renkli görüntülere sahne oldu.

BİR YERLERDE BİR ÇOCUK HEP SİZİ HATIRLASIN
(1. SAYI- AĞUSTOS)
BAKIRKÖY DERGİSİ
1994 Yılında kurulan ÇEV (Çağdaş Eğitim Vakfı)düşünen,üreten genç kuşaklara kucak açıyor.Tüm çocukların ve gençlerin ,Cumhuriyet değerleri ve Atatürk ilkeleri doğrultusunda yetişmeleri , ülke sorunlarına duyarlı,çalışkan, yaratıcı bireyler olarak topluma katılmaları amacıyla yola çıkan ÇEV? bu yıla kadar tam on dört bin öğrenciye öğrenim bursu sağladı.
Çağdaş ve laik eğitimin, demokrasinin, insan haklarının hayata geçirilmesi, ulusal ve uluslar arası barış ve güvenliği sağlaması amaçlarını da taşıyan ÇEV, ilköğretim ve yüksek öğrenimde öğrenci yurtları, gecekondu yörelerinde halk eğitim evleri, gençlik merkezleride açıyor.

ÜNLÜ AİLELER PODYUMDA
(13.10.2004)
HELLO
Türkiye ‘de ilk ofisini açan Mess Pierson İntertrust ana sponsorluğunda, Çağdaş Eğitim Vakfı yararına 3000 çocuğa eğitim fırsatı yaratmak amacıyla ünlü aileler podyuma çıktı.Conrad Otel?de gerçekleşen gecede,iş sanat, spor ve cemiyet hayatının tanınmış anne babaları çocuklarıyla birlikte podyuma çıkarak ,organizasyona destek verdi.
Ferya Gülman oğlu Arslan Kemal ile ,Nalan Salur çocukları Cemre Su ve Ömer ile podyuma çıktı.Emra-İbrahim Çarmıklı ise defilede podyuma çıkan kızları Cemra Çarmıklı ile yeğenleri Yelda ile Erdoğan Demirören?heyecanla izlediler.Neşe Erberk ,Hüseyin Kurtuluş ,Gülay Kamaz ve Melis Ersoy da çocuklarıyla birlikte çıktıkları defilede ,alkış ve büyük takdir topladılar.Çağdaş Eğiti Vakfı?na verdikleri destek den dolayı gecenin sonunda vakıf yöneticilerinden ödül plaketi alan ünlüler ,hep birlikte hatıra fotoğrafı da çektiler.

ADAPAZARI’NDA DUYGU DOLU ANLAMLI BİR GECE.
(13.11.2004)
HÜRRİYET
Önceki akşam Esin Afşar’la birlikte Sakarya Üniversitesi ile Çağdaş Eğitim Vakfı’nın düzenlediği geceye katıldık. Ben bir konuşma yaptım, Esin Afşar da çok etkileyici bir konser verdi.
Ben, Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının zaferden sonra devraldıkları Türkiye’yi anlattım, Sakaryalılara ve üniversiteli gençlere.
Yokluk, perişanlık içinde olan bir toplumdan nasıl modern bir devlet yarattıklarını, bunları yaparken ne sıkıntılar çektiklerini, nasıl insanüstü özverilere katlandıklarını anlatmaya çalıştım.
Benim konuşmam tamamlandıktan sonra Esin Afşar ile arkadaşları da şarkı ve şiirlerle Atatürk’ü yaşattılar.
Gerçekten etkileyici bir konserdi.
Esin Afşar’ı uzun uzun anlatmaya gerek görmüyorum. Onun yıllardan beri süren başarısı hepimiz tarafından çok iyi biliniyor.
‘Bu kadar donanımlı bir sanatçı, ülkemizde hakkı olan yerde mi?’ derseniz, üzülerek buna olumlu yanıt veremeyeceğimi söylemek zorundayım.
Ama unutmamak gerekir ki, bütün değerlerin altüst olduğu Türkiye’de Esin Afşar gibi özgün müzik çalışmaları yapan sanatçıların hiçbiri gerçek değerlerine uygun yerlerde değiller.
Baştan aşağı arabeske bulanmış bir toplumda bunun tersinin yaşanması zaten olanaksız.
* * *
Neyse, içinde bulunduğumuz ortamdan kaynaklanan ortak yaralarımızı daha fazla deşmeden dönelim konsere…
Önce programın şiirlerini sunan gepgenç bir sanatçıdan söz etmek istiyorum.
İstanbul Devlet Tiyatrosu Sanatçısı olan A. Rıza Kubilay, Atatürk için yazılmış o kadar güzel şiirleri, o kadar güzel ve etkili okudu ki, bütün salon büyük bir duygu fırtınasına tutuldu.
Ben allak bullak olduğumu hissettim. Bütün gayretime rağmen zaman zaman gözlerimde biriken yaşları tutamadım.
Dönüp salona bakamadım; ama eminim ki pek çok insan da benim gibi duygusal bir deprem yaşıyordu.
Konserden sonra genç sanatçıyı içtenlikle kutladım, şiir sunumundan çok etkilendiğimi söyledim.
Esin Afşar’a piyanoda Arda Algül, kemençede Arzu Kopuz, vurmalı çalgılarda Uskan Çelebi, Murat Özbey eşlik etti.
Gepgenç olan bu müzisyenlerin hepsi çok başarılıydılar. Hepsinin yaptıkları bu saygın işten büyük gurur duyduklarını sevinerek gördüm.
* * *
Gelelim Esin Afşar’a…
Atatürk’ü anlatan veya ulu önderin sevdiği şarkı ve türküleri sundu.
O kadar güzel ve o kadar duyarak söyledi ki, salondakilerin Atatürk’le bir kez daha bütünleşmesini sağladı.
Yıllar Esin Afşar’ı gerçekten sanatın bilgesi haline getirmiş.
Ne yazık ki Esin Afşar, gerçek sanatın ve sanatçının değerini bilen bir ülkenin sanatçısı olmamanın faturasını ödüyor.
Tüm öteki değerli ve saygın sanatçılar gibi…
Ama ne yapacaksınız, yalnız kültürel değerlerin değil, ulusal değerlerin bile hızla yozlaştırıldığı bir ülkenin gerçek sanatçılarının değişmez yazgısıdır bu… TUFAN TÜRENÇ

2003 HABERLERİ

LAİK VE DEMOKRATİK YAPIYA TERS DÜŞME (04-03-2003)
(Cumhuriyet)
Ankara(Cumhuriyet Bürosu)-Çeşitli kesimlerden 36 sivil toplum örgütünce oluşturulan ?Laik Eğitim İçin Birlik? grubu ?Yüksek Öğretim Yasa Taslağı?nda laiklik ilkesini zedeleyecek düzenlemelere yer verilmemesi uyarısında bulundu .?Türkiye Cumhuriyeti?nin laik ,demokratik sosyal hukuk yapısından Atatürk ilke ve devrimlerinden vazgeçilemeyeceğini? vurgulayan örgüt temsilcileri ,Milli Eğitim Bakanı Erkan MUMCU ?nun eğitimde ?çağdaşlaşma ?ve ?demokratikleşme? adı altında yapmak istediği düzenlemelerin yakın takipçisi olacaklarını bildirdiler.
Eğitime ilişkin taleplerini bir basın bildirisiyle duyuran örgüt temsilcileri ,gazetemizin Ankara bürosunu da ziyaret ederek görüşlerini dile getirdiler.Örgüt temsilcileri Mumcunun yükseköğretimde yapmak istediği düzenlemelerle ilgili olarak laik,demokratik,sosyal hukuk devlet tanımına ters düşülmemesi gerektiğinin altını çizdiler.

ANADOLU MOTİFLERİ (18-04-2003)
(Star)
Sosyete ve iş dünyası geçtiğimiz gün Mehmet Özel ?in ?Anadolu?dan Renkler? adını verdiği resim sergisinde buluştu.Araştırmacı gençlerin yetişmesine verdiği destekle bilinen Çağdaş Eğitim Vakfı(ÇEV)?in Cumhuriyet?imizin 80. yıl kutlamaları çerçevesinde sanat etkinliklerinin bir parçası olan sergide sanatçının 80 yağlı boya tablosu sanatseverlere buluştu.Harbiye Askeri Açık Hava Müze Sergi Sarayı?ndaki serginin açılış kokteyli İstanbul Devlet Opera ve Balesi sanatçılarının verdiği konserle renklendi.Kokteyle Mehmet Özel?in dostları ve askeri komutanlar katıldı.
(Tamer SARAÇ)

ANNELER GÜNÜ(Mayıs 2003)
Türkiye?de daha modern bir eğitim verilmesi için uğraş veren ,ülke değerlerine bağlı araştıran ,düşünen ,üreten ve yaşadığı topluma artı değerler kazandıran insanların yetişmesi için ortamlar hazırlayan Çağdaş Eğitim ve Kültür Vakfı Başkanı Gülseven YAŞER?e plaketini Beşiktaş Belediye Başkanı Sn Yusuf NAMOĞLU verdi.
(BJK Koleji)

İLHAN SELÇUK:İRTİCANIN YÜKSELİŞİNDE SUÇ BİZDE
(Cumhuriyet)
Ulusalcılar güçbirliği yapmalı İstanbul Haber Servisi – 3 Kasım seçimlerinin ardından iktidara gelen AKP’nin, Türkiye’yi ”ümmetçi, küresel bir uydu devlete götüren yolların taşlarını ördüğü” belirtildi. Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV) tarafından önceki gün Elite Otel’de düzenlenen, yöneticiliğini Prof. Dr. Necla Arat ‘ın yaptığı ”4 Kasım’dan Bugüne Türkiye” konulu açık oturumda AKP iktidarının bugüne değin ekonomide yaptıklarını değerlendiren ekonomiden sorumlu eski Devlet Bakanı Masum Türker , ”İktidarı ele alır almaz, ittifak içinde olduğu belli kesimleri beslemeye başladılar” dedi.
Gazatemiz imtiyaz sahibi İlhan Selçuk, seçimlerde ortaya çıkan tablonun, sağ ve sol merkezin, particiliğin ve çıkarcılığın çöküşü ve halkın alternatif olarak irticayı seçtiğini ortaya koyduğunu belirtti. Selçuk şunları kaydetti: ”Mürtecilere sinirleniyoruz, çünkü kutsal bir inancı siyasete alet etmek aşağılık bir tavırdır. Ama suç İslamcılarda değil, suç bizde. Ulusalcılar bir araya gelmedikçe Türkiye bataklıktan çıkamaz.
Panele Emekli Orgeneral Kemal Yavuz , İÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Nur Serter de konuşmacı olarak katıldı.

EMEKLİ GENERAL YAVUZ :GELECEK SİSLİ(20.06.2003)
(STAR)
Çağdaş Eğitim Vakfı?nın İstanbul?da düzenlediği açık oturumda konuşan emekli Orgeneral Kemal Yavuz ,AKP?yi yeredn yere vurdu.Yavuz ,irtica ve bölücülüğü artık ayırmanın artık mümkün olmadığı ve atbaşı beraber kol kola yürümekte olduğunu söyleyerek ?Türkiye?nin yoğun sisli bir geleceğe doğru sürüklendiğini görüyorum.Bu sürükleniş ne yazık ki cumhuriyet tarihimizin toplum açısından en talihsiz yönetimin ellerinde gerçekleşiyor ?diye konuştu.ABD?yi de eleştiren Yavuz ,tek patronlu dünya dengesinin ciddi bir tehlike olduğunu söyledi.Aynı açık oturumda konuşan Ekonomiden sorumlu eski Devlet Bakanı Masum Türker de AKP Hükümeti?ni ?ümmetci küresel uydu devlet? olarak nitelendirdi.Türkiye?nin çok kötü bir açmaza sürüklendiğini belirtti.

(NURŞEN DEMİRÖZ)

?ABD PROJESİ BÜYÜK TEHDİT?(20.06.2003)
(AKŞAM)
Emekli Orgeneral Kemal Yavuz, Türkiye’nin, başta ‘Yeni ABD 100 Yılı Projesi’ olmak üzere, irtica ve bölücülük tehdidi altında bulunduğunu söyledi.
Çağdaş Eğitim Vakfı’nın Taksim Elite Otel’de düzenlediği ‘4 Kasım’dan bugüne Türkiye’ konulu panele AKŞAM yazarlarından emekli Orgeneral Kemal Yavuz, Devlet eski Bakanı Masum Türker, Cumhuriyet Gazetesi Başyazarı İlhan Selçuk ve İstanbul Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Nur Serter katıldı. Prof. Nejla Arat’ın yönettiği panelde konuşan Kemal Yavuz, dünyadaki güç dengesinin tek yönlü olarak ABD lehine geliştiğini belirterek, ‘Yeni ABD 100 Yılı Projesi’ne dikkat çekti. Türkiye için en önemli tehdidin bu proje olduğunu ileri süren Yavuz, ‘Türkiye ve dünya için en ciddi tehlike, Amerika’nın bu projesidir. Proje, sadece bugün için değil, en azından gelecek 30 yıl için de ciddi tehditler oluşturacak’ diye konuştu. Kemal Yavuz, ABD’nin bu projesinin yanı sıra, irtica ve bölücülüğün de kol kola girerek Türkiye’yi tehdit ettiğini sözlerine ekledi. Panelde konuşan Masum Türker de, IMF’nin ülke ekonomisinin bozulmasını istediğini öne sürdü.
Yavuz RENÇBERLER

DİN AĞILIKLI EĞİTİMLE BU ÜLKE BİR YERE VARAMAZ(15.09.2003)
(HÜRRİYET)
BAŞBAKAN Erdoğan’ın son ??Ulusa Sesleniş?? programında niyetinin başka, söylediklerinin bambaşka olduğu apaçık anlaşılıyordu. Kendi taraftarları Başbakan’ın mesajlarını gayet net olarak aldılar.
Başbakan onlara şu müjdeleri satır aralarında verdi: – Hiç merak etmeyin, Meclis açılınca üniversitelerle ilgili yasayı geçireceğiz. Türbanlı öğrencilerimiz artık üniversitelere girip rahatça eğitimlerini sürdürebilecekler. Çünkü bütün rektörleri görevden alıp yenilerini atayacağız.
– Bizim görüşümüzdeki dinci kadrolar akademik kadrolarda yer alacak. Bunu engelleyenleri etkisiz hale getireceğiz.
– İmam hatip liselerinden mezun olanların bütün fakültelere girebilmesi için önlerindeki baraj engelini kaldıracağız
– Tarikat okullarının boş kadrolarını dolduracağız. Buraya yerleştireceğimiz çocuklarımızın okul paralarını devlet olarak ödeyeceğiz.
Tayyip Bey bunları bu açıklıkla söylemedi. Ama anlayan onun bunları söylediğini anladı.
Milli Eğitim Bakanı da yine anlayanlara buna benzer mesajlar verip duruyor:
– Hiç merak etmeyin, din ağırlıklı eğitim veren okulları yeniden ihya edeceğiz. Dinine, imanına bağlı, maneviyatı kuvvetli nesiller yetiştireceğiz.
Şimdi o kesimde bayram var. İmam hatip liselerindeki talep patlaması bunun en belirgin göstergesi. Oysa Türkiye’nin eğitimde devasa sorunları var:
Bugün 58 bin 900 eğitim kurumunda 16 milyon 100 öğrenci öğrenim görüyor. Okullarımızda 578 bin 800 öğretmen görev yapıyor.
Kentlerde okul açığı vahim boyutlarda. Bir sınıfta 80 öğrenci okumak zorunda. Sayı olarak yetersiz olan okullarımız araç gereç bakımından da çağdaş eğitimi sağlıklı bir şekilde sürdüremeyecek durumda.
Ödenekler elektrik, su ve yakıt parasını karşılamıyor.
Oysa Türkiye’de 59 bin okula karşı resmi rakamlara göre 80 bin, resmi olmayan rakamlara göre ise 120 bin cami var. Devlet, okullarına sağlamadığı kolaylığı camilere gösteriyor. Suyu, elektriği ve yakıtı bedava veriyor.
Oysa ibadet her yarde yapılır, ama eğitim okuldan başka yerde olmaz. Tayyip Bey ??Ulusa Sesleniş?? konuşmasında bunlara doğal olarak hiç değinmedi.
Çünkü onun derdi sorunları çözmekten çok din ağırlı eğitimin yollarını açmak. İktidar bu kafayla giderse ekimde büyük kavga çıkar.
Ben Tayyip Bey’e bu kavgadan en büyük yarayı iktidarın alacağına dair garanti verebilirim.
AKP’nin aklı varsa üniversitelerle kavgaya girmez.
Türkiye imam hatip gibi din ağırlı eğitim veren okullarla çağday dünyayı yakalayamaz.
Devletin kadrolarını imam hatiplilere teslim ederek Türkiye’yi ??muasır medeniyetler seviyesi??ne ulaştırmak mümkün değildir.
Çağdaş Eğitim Vakfı çok önemli bir proje başlattı. Türkiye’deki 900 ilçeden lise ve meslek okullarında okuyan ikişer başarılı ama ekonomik durumu yeterli olmayan çocuklar seçilecek. Çağdaş Eğitim Vakfı bu 1800 öğrenciyi öğrenimleri tamamlanana kadar burs verip okutacak.
Bu çok önemli kampanyaya verilen ad ??Denizyıldızı??. Neden ??Denizyıldızı??? Denizyıldızlarını dalgalar kıyıya atar. Kıyıda kalanlar ölür. Yeniden denize döndürülebilenler kurtulup yaşamını sürdürebilir.
??Denizyıldızı Kampanyası??nın amacı da bu 1800 yoksul çocuğu kurtarmak. Bunun için yapılacak katkı ayda 30 milyon lira. Yani günlük bir milyon lira.
NOT: Çağdaş Eğitim Vakfı’nın telefonu: (0212) 2976979-80-81.

JANDARMA VE ÇEV ?DEN 1800 ÖĞRENCİYE BURS
(3.07.2003)
Jandarma Genel Komutanlığı tarafından, Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV) desteği ile hayata geçirilecek olan projeyle, Türkiye’deki her ilçeden başarılı ve maddi imkanları yetersiz 2 lise öğrencisine burs verilecek. 2003-2004 öğretim yılında başlayacak ?1800 Denizyıldızı? projesi ile, 900 ilçeden toplam 1800 lise öğrencisine, yüksek öğrenimlerini tamamlayana kadar burs sağlanacak. Bursiyerler, birer meslek sahibi olana kadar desteklenecek. Öğrencilerin seçimini Jandarma Komutanlıkları yapacak. Burslar ise ÇEV tarafından sağlanacak. ÇEV Yönetim Kurulu Başkanı Gülseven Güven Yaşer, projeyle Türkiye çapında çağdaş bir eğitim ve öğretim ağı kurmayı amaçladıklarını belirterek, her ay illerde yapılacak olan toplantılarla, çocuklar ve aileleri ile iletişim kurulacağını söyledi. Yaşer, maddi desteğin büyümesi halinde, burs alacak öğrencilerin sayısının da artabileceğini vurguladı.

YILA ÇOCUKLARI SEVİNDİREREK GİRİN
(26.12.2003)
(CUMHURİYET)
Kahve zinciri Starbucks Çağdaş Eğitim Vakfı?nın desteğiyle başlatılan ?Kardeş Okullar Projesi ?ile ekonomik düzeyi iyi olmayan öğrencilere okulları aracılığıyla yeni yıl hediyeleri dağıtacak.Bu hediyeler Starbucks müşterilerinin mağazalarda bulunan mutluluk sepetlerine bırakacağı oyuncak ve kırtasiye malzemelerinden oluşucak.

Dertleri anlaşıldı
(20.03.2003, Hürriyet, Zeynel Lüle)

BUGÜNLÜK Irak Savaşı’yla lütfen siz ilgilenin. Bizi dünkü Hürriyet’te yayınlanan ve Zeynel Lüle imzasının garantisini taşıyan bir başka haber ilgilendirdi: Avrupa Birliği’nin (AB) yarı iğdiş organı Avrupa Parlamentosu (AP) için Türkiye hakkında bir rapor hazırlanmış.

Türkiye hakkında bugüne kadar binlerce rapor hazırlandı. Denmedik laf da hemen hemen kalmadı. O nedenle bu raporu önemsememiz yadırganabilir.

HÜKÜMETİN EĞİTİM POLİTİKASINA TEPKİ GÖSTEREN 25 SİVİL TOPLUM KURULUŞU BİR ARAYA GELDİ.
Laik eğitim için birleştiler
(31.01.2003)

Eğitim Servisi-Hükümetin eğitim politikasına tepki gösteren 25 sivil toplum kuruluşu, “Laik Eğitim için Birlik” adı altında bir araya geldi. Sepetçiler Kasrı’nda ortak basın açıklamasını okuyan Marmara Grubu Vakfı İnsan Hakları Platformu Başkanı Müjgan Suver, hedeflerinin, “Türkiye Cumhuriyeti’nin laik, demokratik sosyal hukuk yapısı, Atatürk ilke ve devrimlerinin vazgeçilmezliği konusunda taviz vermemek olduğu” nu vurguladı. Bildiride, şu görüşlere yer verildi:

Acil Eylem Plânı’nı kim anladı?
(30.01.2003, Vatan, Ruhat Mengi)

Birileri anladı elbette. Örneğin AKP Hükümeti’nin ve partililerin anladığına hiç şüphe yok. Çünkü 4 Kasım’da iktidara geldikten sonra alelacele 30 Kasım’da, hükümet kurulur kurulmaz gündeme getirildiğine göre seçimden çok önce üzerinde çalışılmış, yapılacaklar belirlenmiş.

Bugüne kadar her önemli olayda medya Sivil Toplum Kuruluşları’nı biraraya gelerek tepkilerini göstermedikleri, seslerini yükseltmedikleri, toplumun itirazlarını duyurmadıkları için suçladı durdu. Ve dün, Türkiye’de yıllardır toplumun eğitilmesi, imkânsız, kimsesiz çocukların bursla okutulması, sokak çocuklarının dahi eğitim alması için çalışan en önemli STK’lar birlikte basın toplantısı yaptılar.

‘İmam Kökenli Bakan’
(30.01.2003, Star)

Prof. Dr. Nur Serter, “4 Kasım’dan beri Türkiye, rejimin temeli şoklarla sarsılmaktadır. İmam kökenli Milli Eğitim Bakan’ı, sınavlara türbanla öğrenciler almıştır. Eğitim, dini temellere teslim edilmiştir” dedi…

Eğitim konusunda faaliyetler gösteren sivil toplum örgütlerinin temsilcileri Sepetçiler Kasrı’nda bir araya geldi. Sivil toplum örgütlerinin temsilcileri, Anayasa’nın “Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkılapları doğrultusunda çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz” şeklindeki 42. maddesini hatırlattı. Ortak yayınlanan basın açıklamasını okuyan Marmara Grubu Vakfı Başkanı Müjgan Süer, “Eğitimde çağdaşlaşma adı altında yapılmak istenenlerin takipçisiyiz” dedi.

Eleştiriler sadece paranoya
(12.01.2003, Vatan)

Mumcu, Eylem Planı eleştirilerine yanıt verdi: Ben paranoyalarla uğraşmak zorunda değilim

Milli Eğitim Bakanı Erkan Mumcu, Tüm Özel Öğretim Kurumları Derneği’nin tanıtım toplantısına katıldı.

Mumcu “En geniş mutabakatın oluştuğu üniversite modelini, yüksek öğretim modelini yasallaştıracağız. Bu konuda hiç kimsenin tereddüdü olmasın. Bu konuda kararlılığımız var” dedi.

Mumcu, Metin Bostancıoğlu ve Turhan Taylan’ın “Acil eylem planında öngörülen değişiklikler için 8 yıllık eğitimin rövanşı” sözlerini şöyle yorunladı: “Paranoya sadece paranoya. 8 yıllık eğitimin bir reform olduğu ve bu reformun Türkiye’ye çok şey kazandırdığını düşünüyoruz. Toplumdan başka türlü siyasal ilgli kazanamayanların paranoyalarıyla uğraşmak zorunda değilim.”

Öğrenci affı yok

Mumcu, “öğrenci affına” ilişkin bir soru üzerine de şöyle konuştu: “Bakanlığın ‘af’ diye bir projesi yok. Meclis’te affı söz konusu edilen şey özellikle Kürtçe dilekçelerle ilgili.”

“Köstebek”’i okuyun hayret içinde kalın
(12.03.2003, Hürriyet, Yalçın Bayer)

GEÇEN aralık ayında haince bir saldırıya uğrayarak hayatını kaybeden Sayın Necip Hablemitoğlu’nun ‘Köstebek’ adlı kitabını okudum. Çok etkilendim. İnanın ne diyeceğimi bilemiyorum.

Türkiye’de neler oluyor? Bu kitabın hemen herkes tarafından okunması lazım. Cumhuriyeti koruması gereken Emniyet Müdürlüğü mensupları birtakım tarikatlarla iç içe… İnanılacak gibi değil. Acaba kitapta sözü edilen konularla ilgili olarak neler yapılıyor? Neden sessiz mi kalınıyor?

AÇIKÖĞRETİM SINAVINDA TÜRBAN YASAĞI DELİNDİ
ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) – Türban yasağı, AKP’ nin hükümete gelmesinden sonra ilk kez gerçekleştirilen açıköğretim lisesi sınavlarında delindi. Türbanlı öğrencilerin sınava alınması için salon başkanları ve gözetmenlere Ankara Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından talimat verildiği öğrenildi. Türbanlı öğrencilerin sınava girebilmesi için emri, imam kökenli Murat Beybalta’ nın müdürlüğünü yaptığı Ankara Milli Eğitim Müdürlüğü’ nün verdiği öğrenildi. Müdürlüğün talimatı doğrultusunda, türbanlı öğrencilerin sınava girmelerine izin verilirken, salon başkan ve gözetmenleri bu öğrenciler hakkında tutanak tuttu. Gözetmen ve salon başkanlarını zor durumda bırakan yasadışı serbestiye, öğretmenlerin yoğun tepki göstermesi üzerine, Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından “Başları kapalı girecekler. İstiyorsanız tutanak tutun” şeklinde talimat verildiği öğrenildi. Sınava, kimliklerindeki fotoğrafları türbanlı olan öğrencilerde alındı. Gözetmenlerin tutanak tutacaklarını belirtmelerine karşın öğrencilerin hiçbiri türbanını çıkarmadı. Ankara Milli Eğitim Müdürlüğüne geçtiğimiz ay getirilen Murat Beybalta, imam kökenli olmasıyla tanınıyor.Devlet memurluğuna Mudurnu’ da imam olarak başlayan Beybalta, Ankara İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne kıdemi, diğer müdür yardımcılarından az olmasına karşın, Milli Eğitim Bakanı Erkan Mumcu tarafından bu göreve atandı.

ACİL EYLEM PLANI
Eğitime Bir Katkı Daha
12.01.2003, Hürriyet, Nuran Çakmakçı
(Köşe Yazısı)

İstanbul Odakule’de İSO Konferans Salonu’nda geçtiğimiz hafta hararetli konuşmalar yapıldı. AKP’nin apar topar gündeme getirdiği ‘Acil Eylem Planı’na karşı, eski bakanlar, akademisyenler tepkilerini dile getirdi. Çağdaş Eğitim Vakfı tarafından gerçekleştirilen panelde hükümetin bu planının pek de ‘masum’ olmadığı üzerinde duruldu. Özellikle sekiz yıllık eğitimin temellerinin atılması ve oturmasında büyük emeği geçen iki eski Milli Eğitim Bakanı Turhan Tayan ve Metin Bostancıoğlu yapılmak istenenlere sert tepki gösterdi.

YÖK’te anlaşmak çok güç
10.01.2003, Radikal, Umay Aktaş

Eşme: İmamı eğitim müdürü yaptılar. Okçabol: Önce doğru. Berkarda: Üniversite, YÖK’süz perişan olur. Tayan: Tehlike çanları. Bostancıoğlu: Kadro isteyen çok. Serter: Popülizm yanlış.

Milli Eğitim Bakan Erkan Mumcu’nun Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK) ile Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi’ne (ÖSYM) ilişkin önerileri tartışılmaya devam ediyor. Konu, Çağdaş Eğitim Vakfı’nın (ÇEV) önceki gün İstanbul’da düzenlediği toplantıda da ele alındı. Katılımcıların görüşlerini sunuyoruz…

Maltepe Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İsa Eşme: 3 Kasım’dan beri seçimleri izledim. Neler olacağını tahmin ediyordum, ancak bunların birkaç sene süreceğini zannediyordum. Maalesef o kadar sürmedi.

 

2002 HABERLERİ

EĞİTİMDEKİ ‘ENGEL’LERİ MERAK EDİYORLAR
17 sivil kuruluş hükümeti izliyor
(30.12.2002, Milliyet)

Sivil Toplum Kuruluşları (STK), hükümetten, acil eylem planında yer alan “Eğitimin önündeki engeller kaldırılacaktır” maddesinde öngörülen “engel”in ne olduğu konusunda açıklama yapmasını istedi. Sepetçiler Kasrı’ nda ortak basın açıklaması yapan 17 sivil toplum kuruluşu, eğitimde çağdaşlaşma, demokratikleşme adı altında yapılmak istenen düzenlemelerin yakın takipçisi olduklarını bildirdi.

Açıklamayı okuyan Müjgan Suver, eğitim ve öğretimde düzeltilecek pek çok konu olduğunu belirterek, “Bizim 58. Hükümet’ ten beklentimiz, cumhuriyet ilkelerine ters düşülmemesi” dedi. Prof. Dr. Nur Serter de “Acil eylem planının ne olduğunu gördük. Acil Eylem Planı, Cumhuriyeti, eğitimi dinselleştirmeye, imam hatipleştirmeye yönelik bir harekettir” diye konuştu.

LAİK EĞİTİM İÇİN BİRLEŞTİLER
(30.12.2002, Cumhuriyet)

Eğitim Servisi-Hükümetin eğitim politikasına tepki gösteren 21 sivil toplum kuruluşu, ‘Laik Eğitim İçin Birlik’ adı altında bir araya geldi. Eğitim amaçlı kurulmuş bu kuruluşların temsilcileri, dün Sepetçiler Kasrı’nda, ‘ Laik Eğitim için Birlik’ başlığı altında bir basın toplantısı düzenlediler. Marmara Grubu Vakfı İnsan Hakları Platformu Başkanı Müjgan Suver’ in okuduğu ortak bildiride, “hedeflerinin, Türkiye Cumhuriyeti’ nin laik, demokratik sosyal hukuk yapısı, Atatürk ilke ve devrimlerinin vazgeçilmezliği konusunda taviz vermemek olduğu” vurgulandı.

ÜNİVERSİTE, EĞİTİM VE TÜRKİYE
(30.12.2002, Cumhuriyet)
“Olaylar ve Görüşler” bölümünden, Prof. Dr. Bülent Berkerda (İstanbul Üniversitesi Mezunları Derneği Başkanı)

Başbakanlık Takip Kurulu’nun 19 Aralık 2002 tarihli toplantısında bildirildiğine göre, şu anda yurdumuzda binlerce devlet memuru irticai faaliyette bulunmakta, 1200 vakıf, 1200 yurt ve pansiyon, 480 özel okul, 1100 kuran kursu, 500 dershane, binlerce şirket ve holding, 50 milyar dolar sermaye irtica emrinde çalışmaktadır. 40 kadar üniversitede irticai etkinlikler izlenmektedir.

Türkiye derin bir siyasal sıkışıklık içinde. Ekonomide kararsızlıklar dorukta… “Kamu İhaleleri Kanunu”, “mali miladın kaldırılması” ve “milletvekilleri dokunulmazlıklarının” unutturulmaya çalışılması hükümete güveni azaltıyor. Tüm vergileri borç faizini karşılamaya yetmiyor. Irak’ta bizi hiç ilgilendirmeyen bir savaşa sürüklenmemiz, hepimizi şaşırtıyor. Kıbrıs Türklerini birkaç yılda Batı Trakyalı Türklere dönüştürecek bir planı önümüze koymuşlar, kabullenmemizi istiyorlar. Herhalde bunun ardından da Ege’yi Yunan denizine dönüştürecek planlar gelecek. Bütün bunların arasında da Necip Hablemitoğlu cinayeti üzüntülerimizi ve mutsuzluğumuzu arttırıyor.

“ACİL EYLEM PLANIN AMACI TÜRBANLI EĞİTİM”
(09/01/2003 , www.egitimhaber.com, Ferdi GÜNGÖR, İstanbul Üniversitesi Haber Ajansı Muhabiri)

AKP tarafından hazırlanan Acil Eylem Planı’nda yer alan ifadelerin irticai faaliyetleri artırıcı, dini eğitimi yaygınlaştırıcı ve özellikle büyük üniversitelerin bölünüp parçalanarak bilimselliğin siyasileştirilmesini özendirici olduğu bildirildi.

Milli Eğitim Eski Bakanı Metin Bostancıoğlu, bakanlığı döneminde protesto edildiğini, tehditler aldığını hatta MİT tarafından suikast düzenleneceğine dair uyarıldığını belirterek, “Şu anki Milli Egitim Bakani hiç protesto edildi mi? Tehdit aldi mi? Kendisine suikast düzenlendi mi? Hayir. Çünkü şu an AKP iktidarda. Benim dönemimde bir yerlerden emir alanlar belli ki artik emir almiyorlar” dedi.

Çağdaş Eğitim Vakfı’nca düzenlenen panelde konuşan Istanbul Üniversitesi Rektör Yardimcisi Prof. Dr. Nur Serter, AKP iktidarinin 4 Kasim sabahindan bu yana sürekli olarak huzursuzluk yarattigini ileri sürerek, türbanli protokol eyleminin ardindan Saglik Bakani’nın aile planlamasına karşı olduğu açıklamalarının bu huzursuzlukları tedirginliğe dönüştürdüğünü söyledi.

ÇAĞDAŞ EĞİTİM VAKFI, BATMAN’I SEVDİ
Eğitime Bir Katkı Daha
(BATMAN ÇAĞDAŞ GAZETESİ-22/05/2002)

Çağdaş Eğitim Vakfı, Batman Milli Eğitim Müdürlüğü’ne katkıda bulunmaya devam ediyor. Çağdaş Eğitim Vakfı Koordinatörü Cem Odabaşıoğlu’na teşekkür borçlu olduklarını belirten Milli Eğitim Müdürü Fazıl Kardaş, gönderilen eğitim malzemelerini önümüzdeki günlerde okullara dağıtacaklarını ifade etti. 21 adet dolap, 4 adet üçlü koltuk, 17 adet koltuklu sandalye ve 1koli mefruşat malzemesinin Batman’a ulaştığını kaydeden Kardaş, şöyle devam etti: “Çağdaş Eğitim Vakfı’nın katkısına minnettarız. İkinci kez ulaştırdıkları malzemeleri gereksinim duyulan eğitim yuvalarına dağıtmaya başlayacağız.”

PROF.DR. MALKOÇ’TAN KONFERANS
(BATMAN ÇAĞDAŞ GAZETESİ-22/05/2002)

Çağdaş Eğitim Vakfı, Batman’da konferans veriyor. Aynı zamanda Türkiye’nin Nepal konsolosu olan Prof.Dr. Günseli Malkoç tarafından verilecek “Gençlerin Sorunları” konulu konferans bugün Kültür Merkezi’nde veriliyor. Prof.Dr. Günseli Malkoç’un memurlara yönelik olarak da konferans vereceği bildirildi.

HAYDİ ŞÖLENE..
(SABAH GAZETESİ-12.03.2002)

Bu gece Cemal reşit Rey’de nefis bir şölen var… Devlet Opera ve Balesi Modern Dans Topluluğu, günümüzün popüler sanatçılarından Mercan Dede’nin (Arkın Allen) müziği eşliğinde Beyhan Muphy’nin Seyahatname’sini sahneliyorlar. Konuyu Evliya Çelebi’den Orhan Pamuk naklediyor. Dansçıların kostümleri de, bir başka usta Bahar Korçan’dan…
Dahası..
Gece Çağdaş Eğitim Vakfı yararına düzenleniyor… Yani, hem bayılacağınız bir şölen izleyecek, hen de Çağdaş Eğitime bir katkıda bulunacaksınız.

“En uzun yolculuk tek bir adımla başlar.”
(CUMHURİYET GAZETESİ-08.03.2002)

Çağdaş Eğitim için yolculuğumuz sürüyor. Siz de yola koyulun. Bir adımla… Çev yararına düzenlenen
“SEYAHATNAME”de buluşalım.

ÇAĞDAŞ EĞİTİM VAKFINA TEŞEKKÜR
(BATMAN ÇAĞDAŞ GAZETESİ-06/03/2002)

MİLLİ EĞİTİME ANLAMLI YARDIM
Çağdaş Eğitim Vakfı, Batman Milli Eğitim Müdürlüğü’ne araç-gereç yardımında bulundu. İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne 8 bilgisayar,1 TV, 10 resim sehbası, 10 koli giysi, kitap kapağı ve öğrencilere yeterli miktarda kitap bağışında bulunan ÇEV’e teşekkür eden Milli Eğitim Müdürü Fazıl Kardaş, “Müdürlüğümüze araç-gereç bağışında bulunan ÇEV’e teşekkür borçluyuz” dedi.

FAZIL SAY ÇOCUKLAR İÇİN ÇALDI
(POSTA GAZETESİ, FÜSUN ÖZBİLGEN-10.02.2002)

Fazıl Say, Salı gecesi Cemal Reşit Rey’deki konserinde ilk notalara bastığında herkesi şaşırttı. Dünyaca ünlü piyanistimiz bir çocuk şarkısını çalıyordu: ‘Daha dün annemizin/ kollarında yaşarken/ Çiçekli bahçemizin/ yollarında koşarken…’ Say, bu basit notalara dokunurken çevresini Çağdaş Eğitim Vakfından burs alarak öğrenimlerini sürdüren öğrenciler sardı ve birlikte şarkıyı seslendirdiler. Say daha sonra nefis bir konser vererek salonu dolduran dinleyicileri büyüledi. Konser geliriyle Çağdaş Eğitim Vakfı’ndan burs bekleyen çocukların eğitimine katkı sağlandı.

FAZIL SAY’LA İKİ RÜYA GECESİ…
(SABAH GAZETESİ, HINCAL ULUÇ-09.02.2002)

….Güzelini, doğrusunu, asilini ÇEV yönetimi yaptı. CRR Konserinin ertesi günü, bana, sanırım geceyi izleyen diğer köşe yazarlarına bir mektup yazarak, Fazıl Say’a teşekkürlerini bu defa yazıyla tekrar ettiler: “Olağanüstü yeteneği ve inanılmaz duyarlılığı ile Fazıl Say, bir Cumhuriyet Çocuğu. Aydın olmanın sorumluluğunu taşıyan eşsiz bir insan. Onunla gurur duyuyoruz.. Bu gelirle eğitim olanağı bulacak çocuklarımız adına, bizlere yaşattığı olağanüstü gece için teşekkür ederiz…” Fazıl, şimdi ÇEV için daha büyük salonlarda, daha büyük dinleyicilere ulaşacak konserler planlıyor.

İNSAN FAZIL SAY’I DİNLEMEYE DOYAMIYOR
(HÜRRİYET GAZETESİ,TUFAN TÜRENÇ-09.02.2002)

…O gece Cemal Reşit Rey Konser Salonu tıklım tıklımdı. Elde edilen gelirle parasal olanaksızlıklar nedeniyle okuyamayan çocukların eğitimi sağlanacak. Çağdaş Eğitim Vakfı’nın okuyamayan çocukları okula kazandırma amaçlı konserlerinin sloganı çok anlamlı: “Siz konser salonunu, biz sınıfları dolduralım.” Fazıl Say işte bu kutsal amaç için bastı tuşlara o gece… Daha çok çocuğun okullara kavuşması için daha büyük salonlarda, daha büyük kalabalıklara çalmalı Say..

ÖNCE TERÖRE SİLAH VERENLERİ BULUN!..

Milliyet Gazetesi ve Çağdaş Eğitim Vakfı’nın düzenlediği “Terör ve Eğitim” sempozyumunda terörü yaratan konular masaya yatırıldı. Uluslar arası “Terör ve Eğitim” Sempozyumu’nda, terörü önlemenin en önemli yolunun eğitim olduğu belirtildi. Milliyet Gazetesi ve Çağdaş Eğitim Vakfı tarafından düzenlenen toplantıda, ABD’deki 11 Eylül saldırılarının ardından küreselleşen terörü yaratan koşullar, çeşitli boyutlarıyla tartışıldı. Bu koşulları giderilmesi için çözümler arandı.

TERÖRÜN ÇARESİ EĞİTİM
( RADİKAL GAZETESİ-29.01.2002)

Terör ve Eğitim Sempozyumu’nda, terörü önlemenin en önemli yolunun eğitim olduğu belirtildi. Milliyet gazetesi ve Çağdaş Eğitim Vakfı tarafından düzenlenen toplantıda konuşan Kanal D Haber Genel Yayın Yönetmeni Tuncay Özkan, öncelikle terörün eğitildiği kaynaklara dikkat çekilmesi gerektiğini söyledi. Özkan, “O kaynaklardan biri de bugün terörün mağduru olan ABD’dir. Teröristlerle silah verenleri, onları eğitenleri görürsek terörle mücadelede büyük aşma kaydedilir” dedi. DSP Milletvekili Hikmet Ulubay da terör örgütlerinde kadın teröristlerin sayıca artmakta olduğunu söyledi. Ulubay, terörün ancak eğitimle önlenebileceğini belirtti.

ÇOCUKLARA İNTERNET EĞİTİM CD’Sİ

Çağdaş Eğitim Vakfı(ÇEV), Milliyet ve Doğan Online’nın desteği ile ‘interneti öğreniyoruz eğitim CD’si’ hazırladı. Eğitim CD’si 16 Şubat Cumartesi günü Okul Gazetesi’nin yanında parasız verilecek. Öğrencilerin bilgisayar ve internet kullanımına alışması ve öğrenmesi amacıyla ‘İnterneti Öğreniyoruz Eğitim CD’si hazırladıklarını ifade eden Çağdaş Eğitim Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Gülseven Yaşer, “Bu CD ile internetin ne olduğu, ne işe yaradığı, güvenlik sorunları, nasıl kullanılacağı ve internetten nasıl yararlanılacağını anlattık. CD yedi ana başlıktan oluşuyor. Ayrıca, öğrencilere yardımcı olacak sözlük bölümü ve ziyaret edebileceği sitelerle ilgili linkler bulunuyor.” dedi. 1994 yılında İstanbul’da kurulan ve şu anda 1500 öğrenciye burs sağlayan ÇEV’in amacı ‘bütün insanlara daha iyi bir yaşam seviyesi sağlamak.’

 

2001 HABERLERİ

ÇÖLAŞAN VE COŞKUN’A ÇEV ÖDÜLÜ VERİLDİ
(HÜRRİYET GAZETESİ-27.12.2001)

ÇEV’in (Çağdaş Eğitim Vakfı) geleneksel olarak verdiği “Türkiye’de Çağdaş Eğitim Ödülleri’ni alanlar arasında Hürriyet’in yazarları Emin Çölaşan ve Bekir Coşkun da yer aldı. Pera Palas Oteli’nde düzenlenen törende ödül alan 16 kişiden bazıları şunlar: Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu, Can Dündar, Mine Kırıkkanat, Mehpare Çelik, Nuri Kurtcebe, Mustafa Balbay, Prof.Dr.Nur Serter, Prof.Dr.Osman İnci, Güngör Mengi, Prof.Dr.Mahmut Adem, Prof.Dr.Suna Kili, Turgay Demiray, Osman Ak, Hüseyin Buzoğlu

KARANLIĞIN MÜCADELESİNİ VERİYORLAR / GELENEKSEL ÇAĞDAŞ EĞİTİM VAKFI ÖDÜLLERİ DAĞITILDI
(NOKTA DERGİSİ-20.12.2001)

Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV), Türkiye’de gelenek hale gelen “Türkiye’de Çağdaş Eğitim Ödülleri”ni sahiplerine dağıttı. 25 Kasım’da Pera Palas Oteli’nde gerçekleşen ödül törenine, Türkiye’nin önde gelen simaları da yer aldı. “Biliyorum bitecek bu karanlık / kader değil okuyamamak / içimde bir umut var / yüzüm ondan aydınlık…” Karanlığa karşı mücadele veren ÇEV, bugün Türkiye genelinde yaklaşık 3 bin öğrenciye burs veriyor. 2001/2002 aylık burs oranlarını da belirleyen ÇEV, İlköğretim öğretim öğrencilerine 25 milyon, yükseköğrenim öğrencilerine 40 milyon burs vermeyi planladı. Okuyamamanın kader olmadığını ve bu karanlığın bir gün bitmesi yönünde savaş verenleri desteklemek amacıyla düzenlenen, Türkiye’de Çağdaş Eğitim Ödülleri Töreni’nde bir konuşma yapan ÇEV Başkanı Gülseven G.Yaşer, çalışmalarıyla ilgi bilgi verdi. Yaşer, yaptığı konuşmada şunları söyledi: “Atatürk ilkeleri ve cumhuriyet değerlerinden ödün vermeyen bir toplum hedefliyoruz. Bu amaç doğrultusunda eğitimin önemine inanarak 3000’e yakın öğrenciye burs veriyoruz, yurt binaları, eğitim ve gençlik – kültürevleri açıyoruz. ÇEV Ödülleri arasında bu yıl siyaset dalında kimseye ödül verilmedi. Bunun nedenini de açıklayan Başkan Yaşer, “Bu sene siyaset dalında hiç kimseyi layık görmedik. Çünkü siyasetçiler cumhuriyet değerlerine sahip çıkmıyorlar” dedi. Tenor Ferhat Göçer dinletisi ile zenginleşen geceye siyaset, sanat ve sosyal yaşantımızın önde gelen simalrı da ÇEV’e destek vermek amacıyla o gece ödül törenindeydi. Ödül alan isimler: Org.Hüseyin Kıvrıkoğlu (Gen.Kur.Bşk.), Emin Çölaşan (Hürriyet Gazetesi Yazarı), Mine Kırıkkanat (Radikal Gazetesi Yazarı), Can Dündar ( Milliyet Gazetesi Yazarı), Mehpare Çelik (TRT Prodüktörü), Nuri Kurtcebe (Karikatürist), Mustafa Balbay(Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi), Prof.Dr.Nur Serter (İ.Ü.Rektör Yrd.), Prof.Dr.Osman İnci ( Trakya Üniversitesi Rektörü), Güngör Mengi ( Sabah Gazetesi Başyazarı), Prof.Dr.Mahmut Adem ( A.Ü.Eğ.Bil.Fak.Öğr.Üyesi), Prof.Dr.Suna Kili (b:ü.Siyasal Bil.Fak.Kamu Yön.Böl.Öğr.Üyesi), Bekir Çoşkun (Hürriyet Gazetesi Yazarı), Turgay Demirel (Basketbol Fedarasyonu Bşk.), Osman Ak ( (Ankara Emniyeti Eski Md.Yrd.), Hüseyin Buzoğlu(Hukukçu)

TÜRKÇE Mİ, AGLOMANCA MI?
(NOKTA DERGİSİ, İLHAN AYYILDIZ-17.08.2001)

Elimdeki kitap Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV) tarafından ikinci baskısı yapılmış Oktay Sinanoğlu’nun bir yapıtı; Bir New York Rüyası – Bye bye Türkçe” başlığını taşıyor. Oktay Sinanoğlu; yurtdışında öğrenim gördü, 1957’de M.I.t.’den birincilikle yüksek kimya mühendisi oldu. Sinanoğlu, 26 yaşında hak kazandığı Profösörlüğü ile “Batı’da yetişen son 300 yılın en geç Profesörü” ünvanını alan bir rekortmen. İki kez Nobel’e aday olmuş, ABD Bilim ve Sanat Akademisi’nin ilk ve tek Türk üyesi. “Her halde bizim kadar çabuk ve sık, istakozun kabuk değiştirmesi gibi dil değiştiren bir millet olmamıştır ” diyor Sinanoğlu kitabının ilk bölümünde. Ve devam ediyor: Neredeyse bir nesil içinde Osmanlıca’dan Öztürkçe’ye, oradan “Anglomanlıca” diye tabir edeceğim yeni garip dile geçtik. Türkçe terimlerin yerine, garip “Anglomanlıca” sözlerin kullanılmasının adet olduğunu söyleyen yazarın bu sözcüklere verdiği örneklerden bazıları şöyle : vekiller>milletvekili>parlamenter matbuat>basın yayın>media muhaberat>iletişim>kominikasyon içtimai>toplumsal>sosyal kanuni>hukuki>yasal>legal mesele>sorun>problem> azami>ençok>maksimum faaliyet>etkinlik>aktivite teşkilat>örgüt>organizasyon Bu örnekleri okuyunca, gerçekten de Oktay Sinanoğlu’nun “İngiliz atını alan Üsküdar’ı geçti” sözüne katılmamak elde değil. Anadilimizi korumayı beceremezsek, korkarım bir iki kuşak sonra büsbütün ” Anglomanlıca”ya dönüşeverecek güzel Türkçemiz…

ADAPAZARI PİLOT BÖLGE
(SAKARYALI-12.04.2001)

Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV) tarafından başlatılan Çocuk Kulübü Projesi’nde Adapazarı’nın pilot bölge seçildiği belirtildi.Çağdaş Eğitim Vakfı’nın Halk Eğitim Merkezi’nde yapılan toplantıya kursiyer öğrenciler ve çok sayıda depremzede hanım katıldı Sakarya Milli Eğitim Müdürlüğü ile ortaklaşa yürütülen projenin ilk etabı olan Çocuk Hakları Eğitimi Projesi’nde amaç; 11-14 yaş temel eğitim çağındaki çocukların çocuk hakları konusunda bilinçlendirmek ve onları toplumsal sorunlara duyarlı, aktif hale getirmek. Bu eğitim programını yürütmek üzere Marmara Üniversitesi Öğretim görevlisi Prof.Dr.F.Günseli Malkoç ile rehber öğretmenler Adapazarı’na gelerek Halk Eğitim Merkezi’ndeki toplantıya katıldılar. Toplantıda bir konuşma yapan Pop Müzik Sanatçısı Ayşegül Aldinç “Adapazarı’nda ailelere ve çocuklara yönelik olarak yapılan bu projeyi desteklediğini belirterek, pronenin takipçisi olacağım” dedi.

17 DALDA TÜRKİYE’NİN EN İYİLERİNİ SEÇİN/DORUKTAKİLER 2000
(NOKTA DERGİSİ- 30.03-05.04.2001)

Nokta’nın geleneksel “Doruktakiler” anketi ile 2000 yılının “en iyileri” seçilecek.17.’si düzenlenen Doruktakiler anketinde adayların belirlenmesini sağlayan, ön jürüyi oluşturan, gazetecilerin, işadamlarının, bili adamlarının belirlediği isimler arasında kendi dallarında, en çok oy alan ilk beş aday Nokta okurlarının oylarıyla belirlendi. DEMOKTATİK KİTLE ÖRGÜTLERİ DALINDA AKUT Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Atatürkçü Düşünce Derneği Kamu-Sen, Çağdaş Eğitim Vakfı .

“BİR DESTEK DE ÇEV’DEN”

Beyoğlu’nu kurtarma harekatına Çağdaş Eğitim Vakfı da katıldı. Milliyet İstanbul’un ilk olarak 26 Ocak tarihinde “Beyoğlu’nda korku korku filmi” manşetiyle gündeme taşıdığı Beyoğlu haberi ses getirmeye devam ediyor. Sahip çıkılmayan yüzlerce tarihi binanın işgal altında olduğunu duyurduğumuz haberimize destek giderek büyüyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile Beyoğlu Belediyesi ortaklaşa başlattıkları “Güzel Beyoğlu” projesine geçtiğimiz günlerde start verdi. Ardından sivil toplum kuruluşları birer birer yapacaklarını açıklamaya başladı. Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV) de bu kuruluşlardan biri. ÇEV, Beyoğlu’nu eski kimliğine kavuşturmak için sivil bir hareket başlatıyor.

2000 HABERLERİ

“BİR ÇOCUK HEP SİZİ HATIRLASIN”
(MİLLİYET GAZETESİ-25.11.2000)

Çağdaş Eğitim Vakfı, İstanbul’da okula gidemeyen ilköğretim çocukları için proje başlattı. Ailelere de ayda 20 milyon verilerek çocuk işçiliği önlenmeye çalışılacak. Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV) İstanbul’da okul çağına gelmiş, ancak maddi olanaksızlıklar nedeniyle okula başlayamamış binlerce çocuk için geniş kapsamlı bir yardım projesi başlatıyor. Projede çocukların okullu olmaları sağlanırken aynı zamanda ailelerine de maddi destek öngörülüyor. Eğitimden yoksun kalan, aileleri tarafından sokakta yaşamak zorunda kalan çocukların, toplumun en büyük yaralarından biri olduğuna dikkat çeken ÇEV Başkanı Gülseven Yaşer, çözümün ancak eğitimle sağlanabileceğini söylüyor. Vakfın, “Bir yerlerde bir çocuk hep sizi hatırlasın” sloganıyla çalışmalarını devam ettirdiğini ifade eden Yaşer, eğitim konusunda bireylere önemli görevler düştüğü inancında. Gönüllülere Çağrı : Yalnızca İstanbul’da bile sayıları binlerce ifade edilen bir çocuk grubunun ilkokula başlayamadığını belirten Yaşer, gerçekleştirecekleri yeni proje ile bu çocuklara eğitim olanağı sunacaklarını ifade ederek, herkesi yardıma çağırıyor. ÇEV’in projesi kapsamında kaymakamlıklarla ve muhtarlıklarla işbirliği yapılarak okul çağına gelmiş ancak okula başlayamamış çocuklar tespit edilecek. Daha sonta bu çocukların eğitime başlayabilmeleri için gerekli gerekli çalışmalar yapılacak ve aileye de ayda 20 milyon lira ek bir yardımda bulunulacak. Projeye yardım için maddi desteğin yanısıra isteyenlerin gönüllü çalışma gruplarına katılarak katkı sağlayabileceklerine dikkat çeken Gülseven Yaşer, Amaçlarını Atatürkçü çizgide, akılcı, çağdaş, bağımsız düşünebilen bireyler yetiştirmek olduğunu söyleyen ÇEV Başkanı Gülseven Yaşer, halen yaklaşık 3 bin öğrenciye burs verdiklerini, bu sayının artması için de Vaffın çalışmalarına büyük bir titizlikle devam ettiğini belirtiyor.

ŞAMPİYONA ÖDÜL
(MİLLİYET GAZETESİ-11.08.2000)

Çağdaş Eğitim vakfı, bursiyerlerinden sözel ve sayısal dalda Türkiye birincidi olan Buket Avcı’yı ödüllendirmek için bir tören düzenliyor. Tören bugün saat 11.30’da Vakfın genel merkezinde yapılacak.

DOĞRU TEBRİK BU İŞTE!
(SABAH GAZETESİ-07.01.2000)

Uzun zaman dil döktüğümüz kutlama tarzı bu yıl gerçekleşti ve firmaların çoğu hediye göndermek yerine yararlı faaliyetlere katkıda bulundular. Örneğin ; İş Bankası Sakarya Üniversitesine bir öğrenci yurdu ve TEGV’nin Yalovada gerçekleştirdiği Hayat Mahallesi’ne bir sosyal yaşam birimi yaptırmak için kullandı bu fonu. Koç Sistem depremzedelere yardımı, Pınar, Kocaeli Üniversitesi’ne Çocuk Sağlık Merkezi, BP Amoca, hem depremzede çocuklara yardım, hem de ÇYDD ile iş birliği yaparak deprem bölgesinde okul inşaatı, MPR ve De Beers “Hayat Mahalleleri’ne bağış, Mavi Jeans ÇYDD’nin eğitim projesine destek, a&b depremzede çocuklara yardım sağlacak şekilde kutlama yaptı. Bu arada ÇEV’in deprem bölgesi çalışmalarını unutmayalım; Sakarya Üniversitesi’ne prefabrik evlerden oluşan yurt, ÇEV Eğitim Çadırı, depremzede öğrencilere burs; Halk Eğitim Evi gibi olanaklar ve bunların sağlanmasında Dışbank’ın bağışladığı kaynağın rolü unutulmayacak kadar önemli.

ÇAĞDAŞ EĞİTİM VAKFI DEPREM BÖLGESİNDE YOĞUNLAŞTI
(DÜNYA -01.01.2000)

Eğitimin yaygınlaşması ve çağdaşlaşması amacıyla 120 aydın tarafından 5 yıl önce kurulan (ÇEV), çalışmalarını deprem bölgesi Sakarya’da yoğunlaştırdı. Sakarya Üniversitesi ile işbirliği yapan ÇEV, 40 prefabrik konut yaparak 100 öğrenciye barınma olanağı sağlayacak. Bu arada yine bölgede “ÇEV Halk Eğitim Evi” ve “ÇEV Gençlik Merkezi”nin yapım çalışmalarının da sürdüğü bildirildi. ÇEV Başkanı Gülseven Yaşer, 2000 yılına girerken her yıl bir milyonu aşkın çocuğun hiç eğitim görmeden hayata atıldığını söyledi. Yaşer, vakfın ihtiyaç sahibi öğrencilere burs vererek eğitimlerini devam ettirmelerini sağladığını belirtti. ÇEV’in deprem bölgesi faaliyetleri : – ÇEV Eğitim Çadırı : Öğrencilere her türlü eğitimi vermeyi hedefleyen 25 metrekarelik çadır faaliyete geçirildi. – Prefabrik Yurt : Sakarya Üniversitesi ile işbirliği yapılarak Kırkpınar’da 40 prefabrik konut yapılarak 100 öğrenciye barınma olanağı sağlanacak. – Öğrencilere burs : Deprem bölgesinde burs için ÇEV’e 1500 öğrenci başvurdu. – ÇEV konteyneri : Sakarya merkezde kurulan konteyner ile yardım malzemeleri depremzedelere ulaştırıldı. – ÇEV Halk Eğitim Evi Projesi : Depremin yarattığı her türlü yıkımı telafi etmek için ailelere dönük hazırlandı. Sponsorluk araştırması sürüyor. – ÇEV Eğitim ve Öğretime Destek Projesi : Depremden etkilenen orta ve yükseköğrenim çağındaki öğrencilere yönelik rahabilitasyon ve destek programları hazırlanacak.

“SİZ DE BİR ÇOCUK OKUTUN”
(POSTA GAZETESİ-01.01.2000)

2000’li yıllara girdiğimiz günlerde Türkiye’de 1 milyondan fazla çocuğumuza hakları olan eğitim şansını veriyoruz. Çağdaş Eğtim Vakfı (ÇEV) işte bu çarpıklığın düzelmesi için çaba gösteren bir bir kuruluş. ÇEV eğitim sisteminin laik, bilimsel, akılcı, özgür ve demokratik bir nitelik kazanması için bir eğitim seferberliği başlattı. Bu seferberliğe katkıda bulunacak kişi ve kuruluşların her ay yapacağı bağışlar sayesinde toplanacak paralarla yüzlerce çocuğa burs imkanı sağlıyor.

“ÇEV DESTEK OLUYOR”
(HÜRRİYET İNSAN KAYNAKLARI-02.01.2000)

Eğtimin yaygınlaşması ve çağdaşlaşmasına gönül veren 120 aydının kurduğu Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV), çalışmalarını sürdürüyor. Vakıf, ihtiyaç sahibi öğrencilere burs sağlıyor, gönüllü çalışma gruplarıyla gerçekleştirdiği projelerin yanısıra deprem felaketinin açtığı yaraları sarmak için bölgede hizmet veriyor. Vakıf tüm proje ve öğrenci burslarını bağış ve yardımlarla sürdürüyor.

1999 HABERLERİ

“O-KU-YA-CA-ĞIM”
(HÜRRİYET GAZETESİ- 22-31.12.1999)
(RADİKAL GAZETESİ-31.12.1999)

“O kurak yaza, soğuk kışa, yarınlarımla aramdaki tüm engellere, cahil kalmam için çaba gösterenlere rağmen okuyacağım”. Kültür Bakanlığı, Bayındır Holding, Dışbank, İMKB ve Nurus, binlerce çocuğun eğitimini üslenerek Türkiye’nin geleceğine yapılan en anlamlı yatırıma imza attılar; karanlıkların aydınlanmasına katkıda bulundular. Aydınlık umutların gerçeğe dönüştüğü bir Türkiye yaratmak için bizlerde elimizden geleni yapmalıyız. Unutmayın, “Okuyacağım” diyen her çocuk, “Okutacağım” diyen bir yardım eli bekliyor.

EĞİTİME GÖNÜLLÜ DESTEĞİ
(MİLLİYET GAZETESİ-20.12.1999)

İhtiyaç sahibi öğrencilere burs sağlayan ve gönüllü çalışma gruplarıyla projeler gerçekleştiren Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV) yetkilileri, deprem bölgesindeki yaraları sarmak için çeşitli hizmetlerde bulunduklarını açıkladılar. Sakarya Üniversitesi ile birlikte yürütülen ve 40 prefabrike konutta 100 öğrenciye barınma olanağı sağlayacak yurdun yanısıra, yine Sakarya’da faaliyetlerine başlayan ÇEV Halk Eğitim Evi ve ÇEV Gençlik Eğitim Kültür Merkezi’nin bu çalışmalardan bazıları olduğu açıklandı.

“HEDİYE YERİNE BURS”
(MİLLİYET GAZETESİ-17.12.1999)

Çağdaş Eğitim Vakfı, yılbaşında hediye yerine, ihtiyacı olan öğrecilere burs kampanyası başlatıyor. “Burs vererek bir öğrencinin öğrenimini sürdürmesini ve bir meslek sahibi olmasını sağlayabilirsiniz” diyerek, vatandaşları yardıma çağıran ÇEV, burs verenlere de madalya veriyor. ÇEV yetkilileri burs kampanyasının yanlızca yılbaşı hediyeleriyle sınırlı kalmadığını belirterek, “Mutlu ve özel günlerde ÇEV Çiçek Kartları gödererek mutluluk öğrencilerle paylaşılabilir. Kederli günlerde de acınız ÇEV çelenk kartlarıile yeni bir umuda dönüşebilir dediler.”

ÇAĞDAŞ EĞİTİM İÇİN RESİTAL
(DÜNYA-15.12.1999)
(CUMHURİYET GAZETESİ- 15-17.12.1999)

Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV) 5. yaşını vakıf yararına düzenlenen Emre Elivar “Sonbahar Piyano Resitali” ile, İMKB Konferans Salonu’nda kutladı. Resitalde, ÇEV’e maddi destek veren kuruluş ve kişilere plaket verildi. Plaketler, Kültür Bakanlığı adına AKM Müdürü Ülker Yeğin, Dışbank adına Genel Müdür Yardımcısı Zeynep Toydemir, Nurus adına Yönetim Kurulu Üyesi Birten Gökyay, İMKB adına Başkan Yardımcısı Arıl Seren’e sunuldu. Resitalgecesinde bir konuşma yapan ÇEV başkanı Gülseven Yaşer, bağışçılara teşekkür etti.

“76 ÖRGÜTE YARDIM TOPLAMA İZNİ”
(HÜRRİYET GAZETESİ-28.10.1999)

Başbakanlık Kriz Yönetim Merkezi, 76 Sivil Toplum Örgütü ve özel kuruluşa, deprem bölgesine özel yardım yapma izni verdi. Özel izin Fransa ve İngiltere’den gelen iki yardımı da kapsıyor. Merkez, İstanbul Valiliği’ne deprem yardımlarını repo yapma izni de tanıdı. Ülke içindeki veya dışındaki vakıf, dernek ve ya da diğer gerçek ve tüzel kişiler, 17 Ağustos ve 12 Kasım depremlerinde zarar gören bölgelere yapmak istedikleri yardımlarıBaşbakanlık’a bildirdiler. Başbakanlık Kriz Yönetim Merkezi, yaptığı inceleme sonucunda 76 kuruluşa yardım izni verdi. Yurt dışından kendilerine gönderilen yardımları ya da kendi topladıkları yardımları deprem bölgesinde, konut yapımı, ayni yardım gibi belirli amaçlar için kullanma izni alan kuruluşlar arasında Çağdaş eğitim Vakfı da bulunmaktadır.

EĞİTİMDE REFORM TARTIŞILDI
(MİLLİYET GAZETESİ-23.10.1999)

Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği ve Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV) tarafından “21.yüzyıla girerken eğitimde nasıl bir reform?” konusu, Yldız teknik Üniversitesi Oditoryumu’ndaki panelde tartışıldı. 21. yüzyıla girerken gelişimin anahtarının eğitim olduğunu belirten İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Aysel Çelikel, “Üzerinde önemle durulması gereken laik eğitimde kalite yükseldikçe demokraside de değişim olacaktır” dedi. Eğitim konusunda ciddi sorunların olduğunu vurgulayan gazeteci yazar Oral Çalışlar ise Köy enstitülerinin kapatılmasının eğitime zarar verdiğini kaydetti. Panelde İ.Ü. Öğretim Üyesi Prof.Dr. Burhan Şenatalar, Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof.Dr.Adil Çağlar ve ÇEV Başkanı Gülseven Yaşer’de katıldı.

ÇOCUKLARA EĞİTİM DESTEĞİ
(CUMHURİYET-26.07.1999)

Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV)yaklaşık 2300 ilköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretim öğrencisine karşılıksız burs veriyor. İrticanın saltanatını; bir ülkenin eğitim sistemini ele geçirerek kuracağına inanan ÇEV, 2000’li yıllara giren ülkemizde her yıl bir milyonu aşkın çocuğun eğitim göremediğini, kız çocuklarının yüzde 29’unun okuma yazma şansına sahip olamadığını, toplam işgücünün yüzde 78’inin ilkokul mezunu ya da ilkokuldan terk olduğunu belirtiyor. Okullar, yurtlar ve eğitim kadrolarının tarikatlarca paylaşıldığını vurgulayan ÇEV, 1991-96 yılları arasında kuaran kuslarının sayısının 3 bin olduğunu, mesleki eğitimdeki öğrencilerin yüzde 52’sinin imam-hatip okullarında eğitim gördüğünü vurguluyor. Türkiye’nin içinde bulunduğu bu tabloya dikkat çeken ÇEV, yurttaşları gönüllü eğitim çalışmalarına çağırıyor.

KURAN KURSU TASARISINA TEPKİ SÜRÜYOR
(CUMHURİYET GAZETESİ-20.07.1999)

Eğitim-Sen İstanbul 2 No’lu Şube Başkanı Alaattin Dinçer, İlköğretim öğrencilerine 5. sınıftan sonra yaz aylarında Kuran Kurslarına gidebilme yolunu açan yasa tasarısının TBMM Milli Eğitim Komisyonu’ndan geçmesine tepki gösterdi. Dinçer tasarıyı 8 yıllık eğitimi delmeye yönelik bir girişim olarak niteledi. Çağdaş Eğitim Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Gülseven G.Yaşer tarafından dün yapılan yazılı açıklamada da 8 yıllık kesintisiz temel eğitimin kabulünden sonra yoğunlaşan “çocuklara daha fazla dini eğitim” isteğinin çocuklardan çok, çocukları siyasi amaçları doğrultusunda kullanmaya çalışan siyasi güç odaklarından geldiğini belirtti.

“ÇAĞDAŞ EĞİTİM VAKFI”
(CUMHURİYET GAZETESİ-01.06.1999)

ÇEV’in Emirgan-Reşitpaşa’da 4 yıldır çevre öğrencilerine hizmet veren Reşitpaşa Eğitim Evi’nin eğitim gönüllüleri Ataköy Holiday Inn Plaza’da kendilerine destek verenlerle akşam yemeğinde bir araya geldiler. Reşitpaşa Eğitim Evi çevre okullara devam eden 120 öğrenciye , ÇEV’in yönetiminde 30 eğitim gönüllüsü tarafından hizmet götürüyor.

1998 HABERLERİ

LAİKLİK KADIN HAKLARININ TEMELİDİR
(CUMHURİYET GAZETESİ-13.12.1998)

“Laiklik kadın haklarının temelidir.” konulu Panel İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde gerçekleştirildi. Katılanlar: İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof.Dr.Kemal Alemdaroğlu, Yrd.Prof.Dr.Nur Serter, İ.Ü.Çapa Tıp Fak.Öğr.Üyesi Prof.Dr.Selçuk Erez, SODEV Yön. Kur.Üyesi Osman Erten.

“ÇEV 28 EKİM 1998’DE PERA PALAS’DA DÜZENLEDİĞİ GECEDE 8 YILLIK KESİNTİSİZ ZORUNLU EĞİTİM YASASININ HAYATA GEÇİRİLMESİ İÇİN ÇABA HARCAYAN 16 KİŞİ VE KURULUŞU ÖDÜLLENDİRDİ.”
(MİLLİYET GAZETESİ-28.10.1998)

Ödül alanlar: Milli Eğitim Bakanı Hikmet Uluğbay, İçişleri Bakanı Kutlu Aktaş, Emekli Genel Kurmay başkanı İsmail Hakkı Karadayı, İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof.Dr.Kemal Alemdaroğlu, MEB Müşaviri Rafet Angın, Kanal 6 TV Program Yapımcısı Hulki Cevizoğlu, Basın Konseyi Başkanı Oktay Ekşi, Milliyet Gazetesi Eğitim Servisi Şefi Abbas Güçlü, İstanbul Menkul Kıymetler
Borsası, Yazar Ahmet Taner Kışlalı, Yazar Cemal Kutay, ADD Genel Başkanı Yekta Güngör Özden, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş, TRT, Sivil Toplum Kuruluşları, Cumhuriyet Gazetesi Yayın Kurulu Başkanı İlhan Selçuk.

EĞİTİMDE BİRLİKTEN ÖDÜN VERİLMEMELİ
(HÜRRİYET GAZETESİ-04.03.1998)

ÇEV’in Tevhid-i Tedrisad Kanunu’nun (Eğitimde Birlik)kabul edilişinin 74’üncü yılı dolayısıyla Pera Palas Oteli’nde düzenlediği toplantıda, bu konuda ödün verilmemesini istedi.

1997 HABERLERİ

2000’e KADAR 190 BİN ÖĞRETMEN
(HÜRRİYET GAZETESİ-26.09.1997)

Milli Eğitim Bakanı Hikmet Uluğbay, 2000 yılına kadar 140 bin derslik yapılacağını, 190 bin yeni öğretmenin işe alınacağını söylesi. Marmara ve Boğazları Belediyeler Birliği Başkanı Sefa Sirmeninin Başkanlığı’nda Çağdaş Eğitim Vakfı ile ortaklaşa Ceylan İntercontinental Oteli’nde düzenlenen “Türk Milli Eğitim Sistemine genel Bakış ve Bu Sistem İçinde Bütünleştirilmiş İlköğretimin Yeri” konulu panelde konulu panelde konuşan Uluğbay, eğitimde kalıcı politikanın şart olduğunu belirtti. Göreve başlayan öğretmenin 48 milyon, emeklilik yaşı yaklaşmış öğretmenin ise 64 milyon lira aldığını belirten Uluğbay, “Onlara çağdaş imkanlardan yararlandıracak hizmeti götürme yükümlülüğümüzde bulunuyor” diye konuştu.

8 YILA SİVİL TOPLUM KATKISI
(LİBERAL BAKIŞ-24.09.1997)

Çağdaş Eğitim Vakfı ile Marmara ve Boğazlar Belediyeler Birliği 22 Eylül 1997 Pazartesi günü Ceylan İntercontinental Otel’inde “Türk Milli Eğitim Sistemine Genel Bakış ve Bu Sistem içinde Bütünleştirilmiş İlköğretim’in Yeri” konulu sempozyum düzenlemiştir. Milli Eğitim Bakanı Hikmet Uluğbay, Marmara ve Boğazlar Belediyeler Birliği Başkanı Sefa Sirmen, Çağdaş Eğtim Vakfı Başkanı Gülseven Yaşer, Bünyamin Günal, Prof.dr.Mahmut Adem, Deviş Günday, Prof.Dr.Ayla Oktay, İsmail Özay, Rıdvan Budak, Kemal Bal, Prof.Dr.Adil Çağlar ve Prof.Dr.Türkan Saylan’ın konuşmacı olarak katıldığı sempozyumda ortak nokta, sivil toplumun aktif katılımını ve merkeziyetçilikten yerele geçişin önemiydi.

İSTANBUL SANAYİ ODASI 1997 ÇEVRE ETKİNLİKLERİ, DÜNYANIN GELECEĞİ İÇİN ÇOCUKLARA SAHİP ÇIKALIM!
(HÜRRİYET GAZETESİ-03.06.1997)

İSO’nun Çevre Ödül Töreni Etkinlikleri, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nünde Lütfi kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayın’nda Kamusal, Özel ve Gönüllü kuruluşların geniş katılımı ile kutlandı. Destek verilen vakıf ve dernekler: Çağdaş Eğitim Vakfı, Çekül Vakfı, Doğal Hayatı Koruma Derneği, Sokak Çocukları Gönüllüleri Derneği, Tema Vakfı, Turmepa, Türkiye Korunmaya Muhtaç çocuklar Vakfı.
SEMA DOĞAN’A ÇEV ÖDÜLÜ
(MİLLİYET GAZETESİ-27.05.1997)

Çağdaş Eğitim vakfı’nın “Cumhuriyet Çocuklarının Alkışları Sifa büyük katkılarından dolayı Doğan Şirketler Grubu Başkan Yardımcısı Sema DOĞAN’a verildi. Boğaziçi Üniversitesi’nde düzenlenen törende Bilkent Üniversitesi Senfoni Orkestrası Şefi Gürer AYKAL, solist Çihat AŞKIN, Cumhuriyet Gazetesi, RPM Radar Reklamcılık ve Zebra Dizayn Tasarım’da katkılarından dolayı ödüllendirildi.

” FİKRİ HÜR, VİCDANI HÜR, İRFANI HÜR NESİLLER”
(HÜRRİYET VE POSTA GAZETESİ-17.05.1997)

“Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller” zorunlu eğitimin kesintisiz 8 yıla çıkmasını bekliyor.

T.C ANAYASASI MADDE 42:
(POSTA GAZETESİ-17.05.1997)
(CUHURİYET GAZETESİ-28.05.1997)

T.C. Anayasası Madde 42: “Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkilapları doğrultusunda, çağdaş bilim ve esaslarına göre, Devlet’in gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz.” Hepimiz sadece yaptıklarımızdan değil, yapamadıklarımızdan da sorumluyuz: Çünkü sessiz kalıyoruz! Çünkü seyirci kalıyoruz! Çünkü hareketsiz aklıyoruz! 8 yıllık kesintisiz ilköğretime geç kalmayalım!

EĞİTİM KİME EMANET?
(MİLLİYET GAZETESİ-15.05.1997)
(RADİKAL GAZETESİ-16.05.1997)

Eğitim Kime Emanet? T.C.Anayasası Madde 42, eğitimin ” çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre” yürütülmesini Devlet’in kurumlarına emanet eder. Oysa Bu gün eğitim çağındaki çocukların önemli bir bölümü “çağdaş bilim ve eğitim esaslarına aykırı” eğitim görüyor : 1971-1996 yılları arasında Kuran Kursları’ndan mezun olanların sayısı 3 milyon! Mesleki ve Teknik Ortaöğretim’deki öğrencilerin %52’si İmam hatip Liseleri’nde öğrenim görüyor! İlköğretim bir an önce kesintisiz 8 yıla çıkartılmalıdır